Sorting by

×

KİM BU TARIMA HİZMET EDENLER?…

    Kelimeler sadece birer ses öbeği veya kâğıda dökülmüş harfler dizisi değildir. Kelimeler; zihnimizin dünyaya baktığı penceredir, bir sektörü nasıl kavradığınızın, sahaya nasıl baktığınızın ve sorunlara nasıl çözümler aradığınızın turnusol kâğıdıdır.

Yıllardır bıkmadan usanmadan söylüyorum: Kavramı doğru koyamazsanız, meselenin özünü kimseye anlatamazsınız. Tıpkı o dili kirleten, üst kavram olan tarımı bölüp parçalayan ucube söylemi reddettiğimiz gibi… Hayvansal üretim ve bitkisel üretim tarımın öz kollarından ibaretken, kavramı anlayamayanların ortaya koyduğu tarımsal reçetelerin sahada neden tutmadığını da gayet iyi biliyoruz.
Bugün asıl sormamız gereken, canımızı yakan ve yüzleşmekten kaçtığımız soru şu: Sahi, “tarıma hizmet” nedir ve Türk tarımına gerçekte kim hizmet ediyor?

Gelin, bir etrafımıza bakalım:

Özel bir banka, çiftçiye fahiş faizlerle tarımsal kredi verip ipotek altına alıyorsa ve o bankanın plazalarında çalışan bir meslektaşımız sırf hedef tutturup prim peşinde koşuyorsa, bu banka ve çalışanları tarıma hizmet mi etmiş oluyor?

Ya da tarımsal mekanizasyon bölümünü bitirip tek derdi traktör ve ekipman satmak olan, “İki yıllık traktörünü getir, sana bir üst modelini satayım” diyerek üreticiyi borç sarmalına iten küresel markalar mı tarıma hizmet ediyor?

Peki ya tarım yazarı kisvesi altında dolaşanlar? Sosyal medyada açılan boşluğu görüp sağdan soldan topladığı verilerle takipçi toplayan, ardından traktör firmalarının, özel bankaların veya belediye başkanlarının şov lansmanlarında boy gösterip hadsizce tarım politikası belirleyen vitrin süsü o sözde tarım gazetecileri mi tarıma hizmet ediyor?

Tematik kanal formatını ayaklar altına alıp uydu kirasını denkleştirebilmek adına çiftçiye menşei belirsiz, ne idüğü belirsiz fidanlar, testereler, sahte ballar ve tencereler satıp yayıncılık yaptığını sananlar mı tarıma hizmet ediyor?

Açık öğretim diplomasının arkasına saklanıp mevkisinin getirdiği ilişkilerle bir dekanın hoşgörüsüne sığınarak “Master yapacağım, ziraat yüksek mühendisi olacağım, tarımı en iyi ben bilirim” havalarında caka satan sığ zihniyetler mi tarıma hizmet ediyor?

İki satırı doğru dürüst, imlasına ve noktasına dikkat ederek yazamayan, üç kuruşluk mazot parasına, bir akşam yemeği ikramına eline kıytırık bir mikrofon alıp tarlada dolaşanlar mı tarıma hizmet ediyor?

Sahnede “Tarıma Hizmet” Tiyatrosu, Masada Ticari Kaygılar

Bu soruların havada kalmadığını, meselenin nasıl bir illüzyona dönüştürüldüğünü daha dün bir kez daha gördük. Tamamen ticari kaygılarla, ürün pazarlama ve tohum satma saikiyle organize edilen cafcaflı buluşmalarda, vitrin şovlarında boy gösterenlere bir bir “Tarıma Hizmet Plaketi” dağıtıldı.

Plaketleri alanlara bakıyorsunuz; tarımın çilesini çekmemiş, toprağın tozunu yutmamış, üreticinin feryadını kendi kişisel ve kurumsal menfaatleri uğruna perdeleyen bildik simalar…
Tarımın gerçek emekçisi tarlada borçla, kuraklıkla ve maliyetle boğuşurken; lüks salonlarda, sponsorlu organizasyonlarda birbirinin sırtını sıvazlayıp “tarıma hizmet” yaftasıyla ödül dağıtan bu çark, sektörün içine düştüğü samimiyet krizinin en açık vesikasıdır.

Kimin kime, neyin karşılığında plaket sunduğunu çok iyi biliyoruz. Ancak bilesiniz ki; üreticinin sofrasında karşılığı olmayan hiçbir gösterişli plaket, hakikatin terazisinde bu sektöre bir gram dahi hizmet sayılmaz.

Saksılı Fidan Meselesi ve Sayın İbrahim Yumaklı

Gelelim son bir iki günün sosyal medya fırtınasına… Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı’nın Aydın’da fidan dikerken kameralara yansıyan “Saksıyla mı dikeceğiz?” anına…

Beni tanıyanlar bilir; son yirmi küsur yıldır bu ülkede uygulanan tarım politikalarını en sert, en tavizsiz ve teknik olarak en acımasız eleştiren tarım profesyonellerinden biriyim. Bu süreçte ne bakanlar gördük… “Çiftçinin gözünü toprak doyursun” diyeni de gördük, “Kepek yetiştirelim” diyeni de… Başımıza o “tarım ve hayvancılık” ucubesini sokup, hatta işi ileri götürerek koskoca bakanlığın adını “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” diye değiştirdiği için kendisini ömrümce hiç affetmeyeceğim; buna karşın başlattığı havza bazlı üretim modeli çalışmasıyla bir nebze teşekkür ettiğim, fakat onu da layıkıyla hayata geçirip tamamlayamadığı için sitemimi her daim saklı tuttuğum eski bakanları da zamanında en acımasızca yazan yine bendim.

Aşağı yukarı bakan yardımcılığı da dâhil olmak üzere beş yıldır bu teşkilatın en üst düzey yönetim kademesinde yer alan bir şahsiyetin, “Fidan saksıyla mı dikilir?” sorusu ve saksısıyla çukura yönelmesi üzerinden gelen eleştirileri bence kendisi takdirle karşılamalı. Çünkü tüm sektörlerin anası olan ve hayatın her alanını barındıran devasa bir bakanlığın tepe yöneticisinin, bana göre usulen yanlış olan ki bu teknik yanlışı da birazdan izah edeceğim… saksılı fidan konusunda eleştirilmesi bence Sayın İbrahim Yumaklı’yı sevindirmelidir.

Neden mi sevindirmeli? Şunun için: Düşünsenize; adı hiçbir şaibeye, yolsuzluğa karışmamış, üreticisine ve çiftçisine karşı kaba, üstenci, incitici bir üslup kullanmamış bir bakan var karşınızda. Hakkında söylenebilecek, bulunabilecek tek “kusur” buysa; yani eleştirile eleştirile sadece bu bana göre son derece basit ve masum fidan dikme detayı üzerinden eleştiriliyorsa, bence bu durum İbrahim Yumaklı için bir eksiklik değil, olsa olsa sevinilecek ve şükredilecek bir tablodur!

Şimdi birileri kalkıp soruyor: Sayın İbrahim Yumaklı tarımın, toprağın, fakültenin tam içinden mi geldi?

Cevabı net: Hayır.

Gübretaş Genel Müdürlüğü, ardından Bakan Yardımcılığı ve nihayetinde Bakanlık koltuğu… Ancak burada durup dürüstçe bir hakikati teslim etmek zorundayız: Bir ülkenin Tarım Bakanı olmak için ille de Ziraat Fakültesi diplomasına sahip olmak şart mıdır?

Açık yüreklilikle ifade edeyim: Bana göre stratejik kararların alındığı bu en kritik makamda elbette toprağın dilinden anlayan, sahanın çilesini bilmiş, vizyoner politikalar üretebilen ehil bir tarım profesyonelinin bulunması en ideal olanıdır. Ancak diplomadan da öte asıl vazgeçilmez şart; liyakat sahibi olmak, devasa bir teşkilatı doğru hedeflere sevk edecek yüksek bir yönetim kabiliyeti sergilemek ve bilimin rehberliğinde oluşturulan doğru politikaları tavizsiz biçimde hayata geçirebilmektir.

Dünya örnekleri de kamu yönetimi disiplini de bize bunu söyler. Bakanlık makamı; eline kürek alıp fidan diken, laboratuvarda tohum ıslah eden ya da tarlada traktör süren bir teknik uzmanlık makamı değildir. Bakanlık; bir orkestra şefliğidir. Liyakatli ve ehil kadroları doğru pozisyonlara atama, devasa bir teşkilat altyapısını orkestre etme, vizyoner ve sürdürülebilir politikalar üretme ve bu politikaları bürokrasinin hantallığına kurban etmeden kararlılıkla sahaya indirme makamıdır.

Şimdi bu yazdıklarımdan sonra bana dönüp, “Hayırdır Levent, neyi savunuyorsun?” diyeceksiniz…

Evet, bence son derece hayırlı!

Ben bunları yazarken kimseyi körü körüne savunma derdinde falan değilim. Hatta mevcut tarım politikalarının eksik yönlerini eleştiren de biriyim. Her zaman olduğu gibi düşüncelerimi dosdoğru, kimseden hiçbir menfaat ve beklenti gütmeden kaleme alıyorum. Çünkü Toprak TV sitemizde topraktv.com.tr bugüne dek yayınladığımız yüzlerce İbrahim Yumaklı haberinin hiçbirinde, Sayın Bakan’ın bir defa bile dili sürçüp o ucube “tarım ve hayvancılık” ayrımını yaptığına şahit olmadım. Bu kavramın hakkını veren bir duruş sergiledi ve bu durum, tarımın en tepesindeki kişinin meseleye doğru bakışını gösterdiği için benim açımdan son derece önemlidir.

Göreve geldiği günden bu yana yaşadıklarına bakın: Cumhuriyet tarihinin en büyük deprem felaketi, kriz seviyesine ulaşan kuraklıklar, büyük don olayları, yıkıcı seller, orman yangınları ve küresel gıda krizleri… Yani Türk tarımının ve bakanlığının başına gelen, tabiricaizse pişmiş tavuğun başına gelmedi! Tüm bu kriz ortamında sahaya müdahale hızına ve kriz yönetim refleksine baktığınızda; önceki dönemlerle kıyaslanamayacak derecede özverili, sahayla temas kuran ve samimi bir yönetim sergilediğini objektif bir gözle teslim etmek gerekir. Taşra teşkilatlarının ve Araştırma Enstitülerinin bugün sahada gösterdiği gayret ve performans, tam istediğim düzeyde olmasa da bunun en somut kanıtıdır.

Mesela hafızalarımızı şöyle bir tazeleyelim: Daha geçen sene ülkemiz ciğerlerimizi yakan devasa orman yangınlarıyla boğuşmuyor muydu? Peki, bu sene durum geçen seneki gibi mi oldu? Bakanlığın yangın yönetiminde erken müdahale kapasitesini artırması, İHA’larla gözetleme ağını genişletmesi, hava ve kara filosunda aldığı o yoğun önleyici tedbirler hiç mi işe yaramadı? Elbette yaradı. Ama işine gelmeyenler bunu niye yazmıyor, niye konuşmuyor? Başarıyı ve sahada ter döken orman işçisinin, mühendisinin gayretini görmezden gelip üç maymunu oynayanlar; konu saksılı fidan olunca neden anında klavye bülbülüne, ekran şovmenine dönüşüyor? İşte benim itirazım ve isyanım tam olarak bu ikiyüzlülüğedir!

Fidan konusuna gelince; bir insan Tarım ve Orman Bakanı da olsa şayet meslekten gelen bir tarım profesyoneli değilse, hele ki literatürümüzde ve fidanlıklarda “tüplü fidan” diye yaygın bir kavram varken, böyle bir dil sürçmesine veya daha iddialı söylüyorum böylesi pratik bir yanılgıya düşebilir. Bakan o an dalgınlıkla o fidanı saksısıyla bile çukura koyabilir. Peki, yanındaki genel müdürler, il müdürleri, daire başkanları ve teknik uzmanlar niçin var? İşin doğrusunu nezaketle ve vakitlice göstermek, o yanlışı sahada anında düzeltmek için var!

Bu yüzden ben bu ucuz polemik üzerinden bir bakana bel altı vuramam. Son yıllarda sahadaki kriz yönetiminde; donda, selde, yangında, kuraklıkta ve depremde canla başla çalışarak bu ülkenin tarımına hizmet etmiş bir insanın ve arkasındaki samimi kadroların hakkına giremem.

Hüseyin Bey’e Bir Çift Söz

Buradan Sayın Hüseyin Akay’a bir çift sözüm var.

Hüseyin Bey; siz vaktiyle Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdür Yardımcısıyken, o kurumun çiftçinin eğitiminden hasadına uzanan köklü bir bilgi bankası olduğuna tüm kalbimle inanarak, kurumun sesini tematik bir ekrana taşımak için sizi sevgili dostum İrfan Gündoğdu aracılığıyla ilk televizyon programına çıkaran ve bu sektöre karşılıksız hizmet etmeye gayret eden bu kardeşinizin iletişim bilgileri sizde vardı.

O salonda, o davette ben de olmak isterdim. Yol paramı da konaklama masrafımı da kendi cebimden karşılayacak güçteyim çok şükür; kimseden bir tabak yemek ya da bir bardak kokteyl beklentimiz ne dün oldu ne de bugün olur. Mesele o cafcaflı plaketlerden birini kapmak hiç değil; zira yukarıda saydığım o nevzuhur “hizmetkâr” vasıflarının hiçbirine şükürler olsun ki ben uymuyorum, uymaya da niyetim yok! Kıskanmak mı? Asla. Kendi mesleki onuruna ve toprağın asaletine sahip çıkan bir Ziraat Yüksek Mühendisinin, o vitrin süslerini kıskanması eşyanın tabiatına aykırıdır.

Ama bilesiniz ki Hüseyin Bey; vefa terazisinde, samimiyet kantarında ve ilkeli duruş imtihanında bu kardeşinizin gözünde maalesef sınıfta kaldınız.

Eh, ne diyelim… Sahne ışıkları göz alınca; vaktiyle kamu yararı gözetilerek, üreticiyi bilgilendirmek ve sektöre fayda sağlamak adına karşılıksız yürütülen o kurumsal yayın birliktelikleri dahi unutulup, yerini bugünün “al gülüm, ver gülüm” vitrinlerine bırakabiliyor demek ki. Tarıma gerçekten hizmet edenler tarlada çamurla, tohumla, maliyetle boğuşup alın teri dökerken; sizlerin şık salonlarda birbirinize takdim ettiğiniz o parıltılı plaketler, olsa olsa birbirinizin ceketindeki tozu almaya yarar. Yine de vitrininiz ışıltılı, plaket koleksiyonunuz bol olsun; ama unutmayın ki toprak, üzerinde oynanan tiyatroları değil, yalnızca içine düşen samimi tohumu yeşertir.

Sevgili Dostlar,

Büyük düşünür Sokrates’in dediği gibi:

“Ne kadar az şey bilirsen, o kadar çok bağırma ihtiyacı duyarsın. Bilgelik ise gerçeği sükunetle tartabilmektir.”
Gördüğümüzü, hissettiğimizi ve inandığımızı söylemeye devam edeceğiz. Kimseye yaranma derdimiz yok, kimseden bir beklentimiz yok. Eğriye eğri, doğruya doğru derken tek pusulamız bu toprağın bereketi ve hakkı savunan üreticinin alın teridir.

Kırmadan dökmeden, ama hakikatin altını çizerek…

Kalın sağlıcakla.

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

toprak haber

Bir yanıt yazın