Bayram Değil, Seyran Değil… Eniştem Beni Niye Öptü?…
-
Bir ülkede bir operasyon yapılır.
Ardından günlerce televizyonlarda aynı görüntüler döner:
“Fahiş fiyat…”
“Sebze ve meyve fiyatlarını manipüle edenler…”
“Üreticinin hakkını yiyen aracılar…”
“Vatandaşın cebini soyanlar…”
Sonra kamuoyunun karşısına 41 gözaltı çıkar.
İnsan ister istemez soruyor:
Bayram değil, seyran değil… Eniştem beni niye öptü?
Bu kadar büyük bir operasyonun, bu kadar yoğun bir medya kampanyasının ve özellikle sebze-meyve ticaretindeki aktörleri hedef alan bu denli güçlü bir kamuoyu söyleminin yalnızca birkaç şirketin soruşturulmasından ibaret olduğunu düşünmek biraz fazla safça olmaz mı?
Elbette piyasada suç işleyen varsa soruşturulmalıdır.
Gerçekten sahte belge düzenleyen, piyasayı manipüle eden, kayıt dışı işlem yapan veya haksız kazanç sağlayan varsa hukuk önünde hesap vermelidir.
Fakat mesele bundan ibaretse bile şu soruyu sormak hakkımızdır:
Neden tam şimdi?
Çünkü zamanlama önemlidir.
Üstelik ortada zaten yeni bir hal düzenlemesi hazırlığı varken…
Ticaret Bakanı daha önce yeni hal kanunu tasarısının hazırlandığını, kapsamlı değişiklikler öngörüldüğünü ve toptancı hallerinin kurulması ile taşınmasına Ticaret Bakanlığının da dâhil edilmesinin planlandığını açıklamıştı. Bakanlık ayrıca yeni düzenlemenin; hal yönetimi, işletilmesi ve denetlenmesiyle sebze-meyve fiyatlarını etkilemesinin beklendiğini ifade etmişti.
Bugün de sebze-meyve ticaretindeki büyük aktörlere yönelik geniş kapsamlı bir operasyon gerçekleştiriliyor.
İşte tam burada insanın aklına doğal olarak şu soru geliyor:
Acaba bugün yapılan operasyon, yarın yapılacak daha büyük bir düzenlemenin kamuoyu zeminini hazırlıyor olabilir mi?
Bunu kesin bir hüküm olarak söylemiyorum.
Ama sorgulamak zorundayız.
Çünkü siyasette ve kamu yönetiminde yalnızca “Ne yapılıyor?” sorusu değil, “Neden şimdi yapılıyor?” sorusu da önemlidir.
Önce itibarı zayıflat, sonra sistemi değiştir
Bir ekonomik sektörün yeniden yapılandırılması için yalnızca kanun çıkarmak yetmez.
Kamuoyu desteği gerekir.
Toplumun mevcut sisteme olan güveninin zayıflaması gerekir.
Mevcut aktörlerin “sorunun kaynağı” olarak görülmesi gerekir.
Sonra da yeni sistem, “vatandaşı koruyacak reform” olarak sunulabilir.
Bugün sebze ve meyve ticareti üzerinden oluşturulan söylemin tam da böyle bir zemine hizmet edip etmediğini sorgulamalıyız.
Bir tarafta “Vatandaş pahalı sebze alıyor” gerçeği var.
Diğer tarafta “Bunun sorumlusu aracılar, halciler, büyük tedarikçiler” anlatısı var.
Sonra da çözüm olarak daha merkezi, daha kontrollü ve daha büyük ölçekli bir hal sisteminin getirilmesi gündeme geliyor.
Bu zincirin bütün parçalarını yan yana koyduğumuzda, ortaya yalnızca bir fiyat tartışması çıkmıyor.
Bir sistem değişikliği ihtimali çıkıyor.
Peki haller neden bu kadar önemli?
Çünkü hal yalnızca sebze ve meyvenin alınıp satıldığı bir bina değildir.
Hal; arsa, dükkân, komisyon, kira, rüsum, lojistik, depolama, kayıt ve ticari işlem demektir.
Üstelik bugün hallerin kurulması ve işletilmesinde belediyelerin, özellikle büyükşehir belediyelerinin önemli yetkileri bulunuyor. Ticaret Bakanlığının kendi bilgilendirmesinde de büyükşehir belediye sınırları içinde toptancı hallerinin büyükşehir belediyeleri tarafından kurulabileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla hal sistemi yalnızca bir tarımsal ticaret meselesi değildir.
Aynı zamanda yerel yönetim yetkisi, taşınmaz ekonomisi ve ciddi bir ticari değer alanıdır.
İşte burada dikkatli olmak gerekiyor.
Eğer yeni sistemle birlikte hallerin kurulması, taşınması, işletilmesi ve denetlenmesinde merkezi idarenin rolü artırılacaksa, bunun yalnızca “fiyatları düşürme” gerekçesiyle açıklanması yeterli değildir.
Yetkinin kimde toplanacağı da tartışılmalıdır.
Eski hal gidecek, büyük kompleksler mi gelecek?
Burada bir başka soru daha var:
Acaba mevcut hallerin yapısı değiştirilip daha büyük, daha modern, daha merkezi ve daha yüksek kapasiteli kompleksler mi oluşturulacak?
Bu ihtimal gerçekleşirse karşımıza çok büyük bir gayrimenkul ekonomisi çıkacaktır.
Çünkü şehirlerin içerisinde kalan mevcut hal alanlarının değeri son derece yüksektir.
Bir halin taşınması yalnızca birkaç dükkânın başka yere götürülmesi değildir.
Milyonlarca liralık, hatta bazı büyükşehirlerde çok daha yüksek değerlere ulaşabilecek taşınmazların yeniden değerlendirilmesi anlamına gelebilir.
Burada mesele şudur:
Eski hal alanları ne olacak?
Yeni hal komplekslerini kim yapacak?
Bu alanlar nasıl ihale edilecek?
Parseller veya iş yerleri kimlere, hangi yöntemle tahsis edilecek?
Kira ve işletme gelirleri kimin kontrolünde olacak?
Mevcut hal esnafının müktesep hakları nasıl korunacak?
Ve belki de en önemli soru:
Bu dönüşümden kamu gerçekten mi kazanacak, yoksa ortaya yeni bir rant ve sermaye yoğunlaşması alanı mı çıkacak?
Bu soruların cevabını bugün bilmiyoruz.
Ama yarın bunları sormak için çok geç olabilir.
“Üreticiden tüketiciye doğrudan” söylemine dikkat
Yeni sistemin en güçlü propaganda cümlesi muhtemelen şu olacaktır:
“Aracıları azaltacağız, üreticiden tüketiciye doğrudan ulaşacağız, fiyatlar düşecek.”
Bu kulağa son derece güzel geliyor.
Ancak ekonomik sistemlerde kulağa güzel gelen her cümle kendiliğinden doğru değildir.
Aracıların azaltılması gerçekten maliyetleri düşürebilir.
Fakat aracıların yerine kim gelecek?
Büyük lojistik şirketleri mi?
Büyük dağıtım merkezleri mi?
Zincir marketlerin tedarik organizasyonları mı?
Büyük tarım şirketleri mi?
Yoksa gerçekten üretici kooperatifleri mi?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü küçük üreticinin elindeki ürünün birkaç büyük ticari aktörün kontrolündeki dev dağıtım merkezlerine girmesi, otomatik olarak üreticinin güçlenmesi anlamına gelmez.
Tam tersine; alıcı sayısı azalır ve ekonomik güç birkaç merkezde toplanırsa, üreticinin pazarlık gücü daha da zayıflayabilir.
Dolayısıyla “Aracıyı kaldırıyoruz” cümlesinin arkasından “Yerine kimi koyuyoruz?” sorusu mutlaka sorulmalıdır.
Aynı çelişki devletin kendi kurumlarında yok mu?
Burada bir başka çelişkiye de dikkat çekmek gerekiyor.
Bugün özel sektördeki aracılara “Üreticinin malını düşük fiyatla alıyorlar” eleştirisi yöneltiliyor.
Peki kamu kurumlarının bazı tarımsal ürünlerde açıkladığı alım fiyatlarını da aynı gözle değerlendirmiyor muyuz?
Fındıkta…
Çayda…
Kuru üzümde…
Ve başka tarımsal ürünlerde…
Üretici zaman zaman açıklanan fiyatların maliyetlerini karşılamadığını veya emeğinin karşılığını vermediğini söylüyor.
Burada da aynı soruyu sormak gerekiyor:
Özel sektörün üreticiden düşük fiyatla alması eleştiriliyorsa, kamu kurumlarının üretici açısından yetersiz bulunan fiyat politikaları neden aynı ekonomik ölçütlerle tartışılmıyor?
Elbette kamu alımı ile özel sektör ticareti aynı mekanizma değildir.
Ama ortak bir ekonomik sonuç üzerinden tartışılabilir:
Üreticinin pazarlık gücü.
Üretici karşısında ister özel bir şirket, ister güçlü bir alıcı grubu, ister kamu kurumu olsun; eğer üreticinin maliyetini karşılamayan bir fiyat ortaya çıkıyorsa, sonuçta üretici zarar görüyor demektir.
Dolayısıyla mesele yalnızca “Özel sektör kötü, kamu iyi” meselesi değildir.
Mesele, üreticinin ekonomik olarak korunup korunmadığıdır.
Asıl perdeleme burada olabilir mi?
İşte benim asıl merak ettiğim nokta burası.
Belki de bugün gördüğümüz operasyonların amacı doğrudan sebze fiyatlarını düşürmek değildir.
Belki operasyon, kamuoyunun dikkatini belirli bir noktaya yoğunlaştıran daha geniş bir dönüşümün ilk aşamasıdır.
Önce:
“Sebze neden pahalı?”
Sonra:
“Aracılar fiyatı artırıyor.”
Ardından:
“Hal sisteminde ciddi sorunlar var.”
Sonra:
“Bu sistemi değiştirmek gerekiyor.”
Ve nihayet:
“Yeni, modern, merkezi ve daha kontrollü bir hal sistemi kuruyoruz.”
Eğer böyle bir süreç yaşanacaksa, bugünkü operasyonlar bunun yalnızca görünen yüzü olabilir.
Tekrar söylüyorum:
Bunun böyle olduğunu gösteren kesin bir belge elimizde yok.
Fakat mevcut mevzuat hazırlıkları, Ticaret Bakanlığının hal sistemine ilişkin daha geniş rol alma planları ve bugün gerçekleştirilen operasyon birlikte değerlendirildiğinde, bu ihtimalin kamuoyu tarafından sorgulanması son derece normaldir.
Asıl sınav: Yetki değişirken rant kime gidecek?
Türkiye’nin hal sisteminin yenilenmesine gerçekten ihtiyaç varsa buna kimsenin itirazı olmamalıdır.
Eskiyen altyapılar yenilenebilir.
Soğuk hava depoları kurulabilir.
Lojistik merkezleri oluşturulabilir.
Dijital izlenebilirlik artırılabilir.
Hal Kayıt Sistemi daha etkin kullanılabilir. Zaten mevcut sistemin amacı da sebze-meyve ticaretini elektronik ortamda izlemek, kayıt dışılığı azaltmak, şeffaflık ve hesap verebilirliği artırmaktır.
Ama bütün bunların yanında bir soru daha sorulmalıdır:
Yeni sistem kimin için kuruluyor?
Üretici için mi?
Tüketici için mi?
Kamu yararı için mi?
Yoksa tarım ticaretinin ekonomik değerini daha büyük sermaye gruplarına açmak için mi?
Cevabı şimdiden vermeyelim.
Ama soruyu da sormaktan vazgeçmeyelim.
Çünkü Türkiye’nin tarımında asıl tehlike yalnızca domatesin 100 lira olması değildir.
Asıl tehlike, domatesin tarladan sofraya kadar geçtiği ekonomik zincirin kimin kontrolüne girdiğidir.
Bugün 41 kişi gözaltına alındı.
Yarın yeni bir kanun gelebilir.
Öbür gün yeni hal kompleksleri konuşulabilir.
Sonra eski haller taşınabilir.
Ve bir bakmışız ki yıllardır belediyelerin işlettiği sistem tamamen değişmiş.
İşte o gün dönüp şu soruyu sormak zorunda kalmayalım:
“Biz bu dönüşümü ne zaman kabul ettik?”
Çünkü mesele yalnızca bugünkü operasyon değildir.
Mesele, operasyonun ardından nasıl bir tarım ticareti sistemi kurulacağıdır.
Ve bu sorunun cevabı verilmeden, bugün yapılan operasyonları yalnızca “vatandaşın cebini koruma operasyonu” olarak okumak bana göre eksik bir okuma olur.
Bayram değil, seyran değil…
Eniştem beni niye öptü?
Hakan BODRUMLU
Ziraat Mühendisi
