Sorting by

×
Toprak Radyo Televizyonu
TarımYazarlar

Organik Masallar, Acı Gerçekler: Kızılırmak’ın Kıyısında Bir Tarım Muhasebesi…

    Değerli Dostlar,

    Havzalarımızdan bahsederken dilim döndüğünce onların ruhunu ve karakterini de yansıtmaya çalışıyorum. Çünkü bana göre her havzanın bir ruhu, bir karakteri vardır. Sakarya kavgacıdır, Yeşilırmak anaç… Kızılırmak ise, o engin coğrafyasıyla diğer havzalarımıza göre daha sakin, daha el değmemiş, daha “bakirdir”. Ancak son yıllarda bu masumiyetin, onu “organik tarım” ve “ata tohumu” gibi modern zaman masallarının en kolay yayıldığı bir coğrafya haline getirdiğini görüyorum.

İşte bu yüzden, Kızılırmak’ın o bereketli topraklarına inmeden önce, bu masallarla gerçeğin o keskin çizgisini net bir şekilde çizmek istedim. Aslında bu hafta da çıkınımda iki farklı tarım hikayesi vardı ve sizlere bunu anlatmaya çalışacaktım. Ama bu konular o kadar önemli ki, detaylarına daha sonra değinmek istiyorum. Şimdilik, bugünkü Kızılırmak Havzamızı bu felsefenin genel ışığında değerlendirip sizlere aktarmaya çalışacağım.

Çıkınımdaki iki farklı tarım hikayesinden biri, bize sosyal medyada, şık ambalajlarda anlatılan, her şeyin “organik”, “doğal” ve “saf” olduğu bir masal. Diğeri ise, bilimin, teknolojinin ve evet, “konvansiyonel” tarımın, önce kendi nüfusumuz olan 85 milyonu ve yaz sezonunda gelecek misafirlerimizle birlikte aşağı yukarı toplam 150 milyon nüfusu doyurma ve bu toprakları gelecek nesillere bırakma gerçeğiyle yüzleştiği bir dünya.

Şimdi, bu iki dünyanın nerede kesiştiğini, nerede acımasızca ayrıştığını genel hatlarıyla görmek için rotamızı ülkemizin can damarına, Kızılırmak Havzası’na çevirelim.

İşte Anadolu’nun Can Damarı KIZILIRMAK HAVZAMIZ

Sınırlar ve Ruh:

Adına “Kızılırmak” derler… Sivas’ın Köse Dağları’ndan doğduğunda ince bir sızıdır Kızılırmak… Toprağın rengini, bozkırın ruhunu alır, Anadolu platosunda binlerce yıllık bir yılan gibi kıvrılarak ilerler. Kayseri’ye, Nevşehir’e, Kırşehir’e, Ankara’ya selam durur; Çankırı’yı, Çorum’u aşar ve nihayet Samsun’un Bafra Ovası’nda binlerce yıllık birikimini bir servet gibi sererek o da Karadeniz’in hırçın sularına kavuşur. Kızılırmak’ın ruhu, Anadolu’nun ta kendisidir: Sabırlı, çalışkan, bazen hırçın ama her zaman hayat verendir. Hititlerden Selçuklu’ya, nice medeniyetin beşiğini sallamış, nice türkünün ilhamı olmuş kadim bir bilgedir o.

Toprak ve İklim:

Kızılırmak, geçtiği her coğrafyadan farklı bir karakter alır; adeta bir ressamın paletindeki tüm renkleri toprağa çalar. Sivas’ın Köse Dağları’nın dondurucu ayazıyla başlayan yolculuğu, sert karasal iklimin hüküm sürdüğü, kışları uzun ve soğuk, yazları kısa ve sıcak bozkırların ortasından geçer. Bu çetin iklim, toprağını sabırla yoğurur; buğdaya ve arpaya o eşsiz dayanıklılığını, pancara ise toprağın derinliklerindeki o tatlı özünü verir. Nehir, Kapadokya’nın peribacalarıyla süslü, tüflü ve volkanik topraklarına ulaştığında ise iklim biraz daha yumuşar. Burada toprak, sanki bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi, vadelere ve platolara bölünür. Bu volkanik miras, patatese o meşhur nişastalı dokusunu, sarımsağa o keskin aromasını ve bağlara o mineral zenginliğini kazandırır. Yolculuğunun sonuna doğru, Çorum’un ovalarını aşıp Bafra Deltası’na yaklaştıkça, Karadeniz’in o nemli ve ılıman nefesi hissedilmeye başlar. Burada artık karasal iklimin keskinliği kaybolur, toprak nehrin binlerce yıldır taşıdığı alüvyonlarla zenginleşmiş, adeta bir yorgan gibi verimli hale gelmiştir. Bu bereketli delta, çeltik tarlalarının yeşil deniziyle, kışlık sebzelerin ise yemyeşil bahçeleriyle bezenir. İşte bu yüzden Kızılırmak Havzası, tek bir iklimin değil, Anadolu’nun tüm iklimlerinin bir özetidir.

Sosyolojik Yapı:

Bu havzamızın insanı, bozkırın çetin şartlarında yoğrulmuştur; sabırlı, kanaatkar ve toprağına derinden bağlıdır. Kızılırmak‘ta hayat, buğdayın sararmasıyla, pancarın sökümüyle, davarın yaylımıyla ölçülür. Bu topraklarda yaşayanlar için tarım, sadece bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir kültür ve bir mirastır.

Kıymetli dostlar;

Bu devasa havzamızın potansiyelini ortaya çıkarmak, kuru temennilerle değil; bilimin ışığında, gerçekçi ve uygulanabilir bir yol haritasıyla mümkündür. Felsefem, “organik” masalları değil, “İyi Tarım Uygulamaları” ile toprağı ve üreticiyi zenginleştirmektir.

Peki, Ne Planlamalıyız? Bu Bereketli Havzayı Geleceğe Nasıl Taşırız?

Bitkisel Üretim:

Yukarı Havza (Sivas, Kayseri – Tahıl, Şeker Pancarı ve Aspir):

Burası Türkiye’nin tahıl ve şeker ambarıdır. Verimliliği artırmak için hibrit tohum teknolojisi ve bilinçli gübreleme teşvik edilmelidir. Kuraklığa ve bozkır iklimine son derece dayanıklı, katma değeri yüksek bir yağ bitkisi olan ve üretimi bu bölgemizde de artan Aspir, buğdaya mükemmel bir alternatif ve münavebe ürünüdür. Tarım ve Orman Bakanlığı, bu bölgede aspir eken çiftçilere özel bir “Stratejik Yağlı Tohum Desteği” sağlamalıdır.

Orta Havza (Kırşehir, Nevşehir, Çorum – Baklagil, Kabak Çekirdeği, Ceviz ve Patates):

Ülkemiz üretiminin %34’ünü karşılayan, coğrafi işaretli Nevşehir Kabak Çekirdeği, bu bölgenin yıldızıdır. Bu bölgemizde, üreticinin pazar gücünü artırmak için kooperatifler aracılığıyla kurulacak modern işleme ve paketleme tesislerine özel teşvikler verilmelidir.

Çorum’un leblebisinin hammaddesi olan nohut da bir yıldızdır. Öyleyse, kooperatifler aracılığıyla “Çorum Leblebilik Nohutu” gibi markalar yaratılmalı ve sözleşmeli tarım modeliyle üretim garanti altına alınarak daha da geliştirilmelidir.

Kırşehir’in coğrafi işaretli Kaman Cevizi ve ceviz yetiştiriciliği, bölge için büyük bir hazinedir. Burada, kapama ceviz bahçesi kurmak isteyen genç çiftçiler özendirilmeli ve özellikle Tarım Kredi Kooperatifleri ile Ziraat Bankası aracılığıyla uzun vadeli, faizsiz “Ceviz Bahçesi Tesisi Kredisi” gibi finansman paketleri oluşturulmalıdır.

Kapadokya’nın önemi ortadadır. Patates üretimi ve üzüm bağları bu bölgemizin dünyaca bilinen karakteristiğidir. Yetkililerimiz bu bölgemize bu konuda tüm mesaisini harcamalıdır. Bu ürünlerimiz için oluşan olumsuz koşullara, yani mantari hastalıklara karşı her türlü önlem alınmalı, tarım teşkilatımız tarafından yönetilen ve çiftçiye SMS ile ilaçlama zamanını ve dozunu bildiren “Erken Uyarı Sistemleri” yaygınlaştırılmalıdır.

Aşağı Havza (Çorum, Samsun – Çeltik ve Sebze):

Bu bölgemiz, Çorum Osmancık’tan başlayıp Bafra Ovası’na yayılan, Türkiye’nin en önemli çeltik tarımı merkezlerindendir. Su kısıtı yaşadığımız son dönemler dikkate alındığında, Edirne ve Çanakkale illerinde örneklerini gördüğümüz, su kullanımını %70 azaltan ve verimi de büyük oranlarda artıran damla sulama gibi modern tekniklerin, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla sunulacak uzun vadeli, sıfır faizli “Modern Sulama Kredileri” ile yaygınlaştırılması sağlanmalıdır. Ayrıca delta, çeltik hasadından sonra kışlık sebze (kırmızı lahana, brokoli) üretimi için Türkiye’nin en verimli topraklarına sahiptir. Bölgemizin bu özelliğinden faydalanarak ikinci ürün tarımı yeniden planlanmalı, organizasyon yapısı daha da geliştirilmeli ve özel finansman imkanları oluşturularak üretim desteklenmelidir.

Meyvecilik (Havza Geneli – Kayseri, Sivas, Nevşehir): Havzanın sert karasal iklimi, aslında onu kendine has lezzetler diyarı yapar. Gündüz ile gece arasındaki yüksek sıcaklık farkı, Sivas’ın elmasına o eşsiz kırmızılığını, Kayseri’nin gilaburusuna o mayhoş lezzetini, Kapadokya’nın üzümüne ise o zengin aromasını veren en büyük özelliktir. Bu iklimin kıymetini bilerek, yerel ürünlerin potansiyelini ortaya çıkarmak için özel bir planlama yapmak şarttır.

Markalaşma ve Coğrafi İşaret: Kayseri’nin coğrafi işaretli, şifa deposu Gilaburu’su, Nevşehir’in volkanik topraklarda yetişen ve şaraplık değeri yüksek Kapadokya Üzümü ve Sivas’ın soğuğa dayanıklı elma ve kayısı çeşitleri gibi yerel değerler için markalaşma ve tanıtım destek paketleri oluşturulmalıdır.

Modern Bahçe Tesisi: Bu bölgelerimizde zirai don büyük sıkıntı yaratmaktadır. Bu yüzden geleneksel bahçeleri; dona karşı koruma sistemleri (yağmurlama, rüzgar pervanesi) olan, modern ve verimli kapama bahçelere dönüştürme planlamaları yapılmalı, bunu yapmak isteyen çiftçilere TKDK üzerinden %70’e varan hibe destekleri verilmelidir.

Katma Değerli Ürün Sanayisi: Üretilen ürünlerin işlenmesi için kurulacak, üretici kooperatiflerinin de ortak olduğu, meyveyi sadece taze olarak değil; Gilaburu suyu, pekmez, sirke, elma cipsi, pestil gibi katma değerli ürünlere dönüştürecek küçük ve orta ölçekli tesislere KOSGEB ve Kalkınma Ajansları tarafından özel “Meyve İşleme Teşvik Paketleri” sunulmalıdır.

Hayvansal Üretim:

Mera Islahı ve Yönetimi: Kızılırmak’ın ruhunu oluşturan bilge çobanların ve bereketli sürülerin varlığı, onların üzerinde huzurla durduğu sağlıklı meralara bağlıdır. Bu nedenle, havza genelinde “Kızılırmak Havzası Mera Islah ve Amenajman Projesi”ni hayata geçirme çalışmaları hızlandırılmalıdır. Bu proje kapsamında; Tarım ve Orman Bakanlığı, yerel Ziraat Odaları ve kooperatifler iş birliğiyle, bozulmuş mera alanlarına yonca, korunga gibi iklime dayanıklı yem bitkileri ekilmeli, dönüşümlü otlatma planları oluşturulmalı ve hayvanların su ihtiyacı için yeni göletler, sıvatlar ve çobanlarımız için modern barınaklar inşa edilmelidir.

Küçükbaş Hayvancılık: Havzanın bozkırları, özellikle Akkaraman gibi yerli koyun ırklarımız için birer cennettir. Ülkemizin kırmızı et krizine milli çözümü, ıslah edilmiş bu meralarımızda yayılan küçükbaş hayvanlardır. Küçükbaş hayvancılığa yapılacak desteklemeler, etin randımanı ve sütün yağı gibi kaliteye göre planlanmalıdır.

Büyükbaş Hayvancılık (Kayseri Modeli): Kızılırmak’ın genel yapısı meraya dayalı büyükbaş hayvancılık için uygun olmasa da, Kayseri ve çevresinde pastırma ve sucuk gibi coğrafi işaretli ürünlere dayalı, köklü bir büyükbaş kültürü ve tecrübesinin olduğu aşikardır. Burada, bölgenin devasa entegre et tesisleriyle iç içe çalışan entansif besi işletmeleri geliştirilmeli ve yeni kurulacak işletmeler de desteklenmelidir. Bu işletmelerin en büyük yem kaynağı, meradan ziyade, yine bölgenin kendi ürünü olan şeker pancarı posası, melas, silaj ve kaba yemdir. TKDK, bu tür entegre ve atığı değerlendiren sözleşmeli üretim yapan işletmelere hibe programlarında en yüksek puanı vermelidir.

Tarıma Dayalı Sanayi:

Kıymetli Dostlar, Tarıma dayalı sanayileşme hamlesini planlarken, daha önceki havza yazılarımda da altını kalın çizgilerle çizdiğim iki “kırmızı çizgiyi” tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum:

BİRİNCİSİ; kurulacak hiçbir tesis, 1., 2. ve 3. sınıf tarım arazilerimizin üzerine bir beton hançer gibi saplanmamalıdır. Sanayi, tarımı yok etmek için değil, onu yüceltmek için vardır.

İKİNCİSİ; kurulacak her türlü tesiste, üretici kooperatiflerinin ana ortak olduğu, yönetimde söz sahibi olduğu ve kardan en büyük payı aldığı bir yapı tesis edilmelidir. Çiftçinin sadece hammadde tedarikçisi değil, fabrikanın da sahibi olduğu bir model, benim olmazsa olmazımdır.

Bu ilkeler ışığında;

• Kayseri’de, coğrafi işaretli pastırma ve sucuk üretimini desteklemek için, bölgedeki devasa entegre et tesislerinin modernizasyonu ve markalaşma faaliyetleri için KOSGEB ve Kalkınma Ajansı üzerinden “Marka Değeri Yükseltme Destekleri” sağlanmalıdır.

• Sivas ve Kayseri’de kooperatif ortaklı un, makarna ve yem fabrikaları kurulmalıdır.

• Kırşehir’de bir üretici kooperatifi tarafından işletilecek “Kaman Cevizi İşleme ve Pazarlama Tesisi” hayata geçirilmelidir.

• Çorum’da leblebi sanayicileri ve nohut üreticileri sözleşmeli tarım modeliyle bir araya getirilmelidir.

• Bafra’da ise, hem çeltiği hem de kışlık sebzeleri işleyecek (dondurma, konserve, turşu vb.) bir “Delta Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi” planlanmalıdır.

Arıcılık, Su Ürünleri ve Kırsal Turizm:

Kızılırmak’ın zengin bitki örtüsü, kendine has bir florası vardır. Bu zenginlik, “bozkır balı” üretimi için büyük bir potansiyeldir. Tarım teşkilatlarımız ve bölgedeki Arıcı Birlikleri iş birliği yaparak bu çalışmaları hızlandırmalı ve markalaşmaya götürecek uygulamaları yapmalıdır.

Hirfanlı, Altınkaya gibi dev baraj gölleri olan havzamız, çevreye duyarlı ağ kafes balıkçılığı için önemli fırsatlar sunmaktadır. Özellikle alabalık ve Türk Somonu yetiştiriciliğinde mevcut potansiyel maksimum düzeyde kullanılmalı, desteklemeler bu doğrultuda planlanmalıdır.

Kapadokya gibi bir dünya markamızın varlığı ise, bu bölgeyi agroturizm (tarım turizmi) ve gastronomi rotaları (bağ bozumu turları, yerel lezzet festivalleri) için eşsiz bir merkez haline getirmektedir. Mevcut yapıların modernizasyonu ve yeni kurulacak işletmelere de özellikle gençlerimize pozitif ayrımcılık yaparak, tarımın içinde üretici kabiliyetlerini yitirmeden kalacak ve son ürün kırsal turizm olacak şekilde hibeler ve krediler sağlanmalıdır. Kırsal turizmin amacı, kırsalı yerinden yurdundan etmeden hizmet vermeyi sağlamaktır ilkesi öncelik olmalıdır.

BENCE:

Değerli Dostlar,

Kızılırmak Havzamızda yaptığımız bu yolculuk bize gösteriyor ki, tarım üzerine konuşurken artık masal anlatma lüksümüz yok. “Organik Tarım”, küçük aile işletmeleri için, hobi bahçeleri için güzel bir felsefedir. Ama bunu Türkiye’nin gıda güvenliğinin ana modeli olarak sunmak, en hafif tabiriyle bir hayaldir.
Buradaki asıl hedefim, “organik” adı altında verimden vazgeçmek değil; “İyi Tarım Uygulamaları” ile, yani bilimi ve teknolojiyi rehber alarak, konvansiyonel tarımı daha akıllı, daha bilinçli ve daha sürdürülebilir hale getirmektir.

Ancak, tüm bu doğru tarım uygulamaları, tüm bu verimlilik planları, eğer can damarımız olan nehrin kendisi ölüyorsa hiçbir anlam ifade etmez! Tıpkı diğer havzalarımızda olduğu gibi, Kızılırmak da geçtiği her sanayi bölgesinin, her şehrin ve bilinçsizce yapılan tarımın atıklarıyla kirlenmekte ve o “kızıl” rengi artık sadece topraktan değil, ne yazık ki kimyasal atıklardan ve şehir kanalizasyonlarından da gelmektedir.

Bu nedenle, Kızılırmak Havzası için yapılacak her planın başına, bir “Nehir Islah ve Temizleme Seferberliği” maddesi eklenmelidir. Çünkü “gerçekçi ve vatansever tarım”, sadece doğru ilacı doğru zamanda atmak değil, aynı zamanda o ilacın ambalajını dereye atmamaktır. Sadece doğru gübreyi kullanmak değil, aynı zamanda o gübrenin fazlasının nehre akmasını engellemektir. Havzamızı korumak, Kızılırmak’ı korumakla başlar.

“Toprak Senin Özün Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Haftaya, medeniyetin doğduğu topraklara, Mezopotamya’ya can veren o iki efsane nehrin, Fırat ve Dicle‘nin oluşturduğu büyük havzanın sırlarına doğru bir yolculuğa çıkmak dileğiyle…

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş
Yönetim Kurulu Başkanı

NOT: 2014 Yılında Yaban TV Tarım Koordinatörü iken Kaleme aldığım 2021 Yılında Toprak TV web sayfamıza eklediğim ”Organik Tarım Yalan” yazımı okuyabilirsiniz.

Organik Masallar, Acı Gerçekler: Kızılırmak’ın Kıyısında Bir Tarım Muhasebesi

Toprak haber

Bir yanıt yazın