Organik Tarım Yalan..!
-
Evet, ben öyle düşünüyorum ve benim gibi düşünen birçok bilim adamı ve meslektaşımızın olduğuna inanıyorum. Hatta bu konuda ciddi çalışmaları olan Tarım Bakanlığını ilk sıraya koymak mümkündür.
Ekolojik veya biyolojik olarak da ifade edilen ve ülkemizde en çok “organik tarım” olarak adlandırılan faaliyet, tarımsal üretimde kimyasal girdi kullanılmadan yapılan tarımın adıdır. Bu organik tarımı ısrarla savunan kitlenin ana gerekçesi ise insanların sağlıklı ve lezzetli besin tüketmesinin yanı sıra, doğal dengeyi korumak, mevcut toprak yapısının bozulmasını engellemek ve toprakta bulunan canlılığı muhafaza etmek olarak sıralanır.
İnsanoğlu, avcı-toplayıcı kültürden yerleşik kültüre geçtikten ve ekip biçmeye başladıktan sonra zaten doğal dengeyi bozmaya başlamıştır. Bu anlamda günümüzdeki ekosistemin yapısı, düzenli işleyen besin zinciri ve toprak içeriğinin başlangıçtaki gibi olmadığını söylemek yanlış olmaz.
Bozulan doğal dengenin eski haline gelmesi, sağlıklı, hastalıklardan ari, lezzetli meyve ve sebze yetiştirebilmemiz için tamamen doğal şartlarda yapılacak tarımın adı organik ise, konvansiyonel tarımla (hibrit tohum, kimyasal gübre, zirai mücadele vb.) dekara 25-30 ton domates elde ederken, doğal yollarla yapılan organik tarımla dekara 2-3 ton domates üretirsek, günümüzde 6 milyarı geçen dünya nüfusunu nasıl doyurabileceğimizin hesabını yapmak gerekir.
Dünyada yürütülen siyasi, ideolojik vb. olaylara girmek benim işim değil. Ama bir yönden Uluslararası Ekolojik Hareketleri Federasyonu, Ekoloji Tarım Organizasyonu Derneği ve birçok organizasyonun faaliyetlerine bakıyorum, çok olumlu çalışmalar… Diğer yönden bugün tarımsal üretim ve örgütlenmede son derece etkin olan Avrupa’da, organik tarım alanlarının, toplam tarımsal faaliyet yapılan alanların ancak %3’ü kadar olduğunu görüyorum. O zaman şu soruyu sormak benim en ‘DOĞAL’ hakkım:
Organik tarım bu kadar iyi, sağlıklı, kaliteli, çevreci ve doğal dengeyi koruyorsa, neden AB ülkeleri yeni tedbirlerle organik tarıma geçmiyor?
Dünya coğrafyasında konumumuz itibarıyla mükemmel bir tarımsal potansiyele sahip ülkemizde her türlü tarımsal üretim yapılabildiğinden, uluslararası pazarlarda ciddi bir rakip olmamız ve bu ciddi rakibin ekarte edilmek istenmesi, bu sorunun cevabı olabilir diye düşünüyorum.
Türkiye olarak meyvecilik, sebzecilik, bağcılık ve birçok üründe dünya pazarında önemli bir yere sahibiz. Ama bu ürünler, yetişme fizyolojisine göre ciddi mantari ve viral hastalıklara maruz kalır. Ülkemizin iklim yapısı ise nemli bir karakterde olduğu için verimli, kaliteli ve rekabetçi ürünler yetiştirmek için kesinlikle zirai mücadele yapılması gerekir. Aksi takdirde, dünya arenasında bulunduğumuz yerde durmamız mümkün değildir.
Diğer yandan ülkeler artık ürettiği tohumlar ile birbirini tartmaya başlamışken; sektörde meydana gelen büyük teknolojik gelişmeleri, ülkemizin sahip olduğu çok büyük ve çeşitli endemik bitki sayısını ve kurduğumuz büyük Gen Bankasını göz önüne aldığımızda, çeşitliliğin geliştirilmesi, üretimde bitkinin genetik kapasitesine ulaşılması, geniş alanlarda işletme bazında tarım yapmak ve yıl boyunca üretimi devam ettirmek, organik tarımla yapılacak çalışmalar değildir.
Ayrıca, organik ürünlerin besleyicilik özelliğinin diğer konvansiyonel tarım ürünlerinden hiçbir farkı olmadığı gibi, tüketicilerin sıklıkla ifade ettiği “Eski tadı bulamıyoruz, nerede o eski tatlar?” gibi sızlanmaların da kullanılan tohumlardan kaynaklandığı, yapılan bilimsel tezler ve çalışmalarla ortaya konulmuştur.
Bir yıl boyunca soframızda sebze ve meyve görmek istiyorsak ve artan dünya nüfusunun beslenmesini önemsiyorsak, kişisel bazda ve küçük işletmelerde organik tarıma evet, ama büyük işletmelerde hayır.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım konular tek başına düşünüldüğünde yanlış değerlendirilebilir. Hatta kimyasal gübre, kimyasal ilaç, hormon kullanımı, kalıntı varlığı gibi kavramları ve bunların zararlarını kabul etmediğim düşünülebilir. Hayatımda hiç sevmediğim ve kullanmadığım ‘KEŞKE’ kelimesini burada kullanacağım. Keşke bu duruma gelmeseydi dünya, keşke insanoğlu ekosistemi bozmadan, besin zincirini kırmadan sürdürebilseydi hayatını…
Nüfusu yok edemeyeceğimize, geçmişe dönemeyeceğimize göre, bundan sonra yapılması gerekenleri, alternatifleri ve konvansiyonel tarımı masaya yatırmamız gerekir.
Konvansiyonel tarım ile ilgili, “Hormon nedir?”, “Zirai Mücadele Zehir midir?”, “Hibrit Tohum nedir?”, “Kimyasal Gübre kanserojen midir?” gibi kafa karıştıran soruların cevaplarını vererek sürdürülebilir ve iyi tarımı izah etmeye çalışalım.
Hormon nedir, Nasıl kullanılır?
Doğal olarak bitkilerde oluşan, büyümeyi ve buna bağlı diğer fizyolojik hareketleri kontrol eden ‘Bitki Gelişim Düzenleyicileri’ vardır. Bunlar Bitkisel Hormonlardır (Östrojen, testosteron hormonu gibi). Bitki bünyesinde üretildikleri gibi, sentetik olarak da elde edilebilirler. Örneğin, seralarda sıcaklığın 13 derecenin altına düştüğü dönemlerde özellikle domates, patlıcan gibi bitkiler döllenme zorluğu çektiğinden, sentetik bitkisel hormonlar kullanılarak döllenme sağlanıyordu. Bu hormonlar, sera ürünlerinde sadece domates ve patlıcanda, çiçeklenme döneminde döllenmeyi sağlama amaçlı kullanıldığından, hasat dönemine kadar geçen 90 günlük sürede bitki bünyesinde parçalanarak atılmakta, soframıza gelen üründe kalıntı kalmamaktadır. Hormon tartışmalarının sürekli odağında bulunan salatalık ise kendi kendini dölleyebilen bir bitki olduğu için hormona ya da sentetik benzerlerine ihtiyacı yoktur. Yine hormon tartışmalarının vazgeçilmez ürünü biberde de kesinlikle hormon ya da sentetik benzerleri kullanılmamaktadır. Piyasaya her çıktığında iriliğine göre hormon tartışmalarının merkezinde yer alan çilek ise hormon kullanımına göre değil, çeşit özelliğine göre iridir veya ufaktır; hormonla hiçbir ilişkisi yoktur. Avrupa ülkelerine yaptığımız sebze ihracatını dikkate aldığımızda, bu ülkeler gıda güvenliği konusunda son derece hassastırlar ve bugüne kadar hormon nedeniyle geri dönmüş bir ürünümüz bulunmamaktadır. Son yıllarda Bakanlık tarafından desteklenen ve yaygınlaşan, bitkilerde döllemeyi sağlayan Bombus Arısı kullanımı sonucunda hormon kullanımı zaten ortadan kalkmıştır.
Zirai Mücadele İlaçları Zehir midir?
Bitkisel üretimde hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlar, üründe %50’den fazla bir kayba neden olmaktadır. Bu nedenle tarımda bunlara karşı zirai mücadele bir zorunluluktur. Bu amaçla en çok kullanılan da kimyasal ilaçlardır. Zirai mücadele ilaçları; zamanında, uygun ürüne, doğru dozda kullanıldığında ve hasada kadar olan bekleme sürelerine uyulduğunda sağlık açısından bir sorun yaratmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken konu, zirai mücadele ilaçlarının yanlış kullanımının önüne geçilmesi olmalıdır.
Hibrit Tohum nedir, gerçekten Kısır Tohum mudur?
Gelelim hibrit tohuma. Hibrit tohum; üstün özellikleri, pazarın istediği şartları bir araya toplayan bir teknolojidir. Islahçılar, üstün özellikli anne ve babayı melezleyerek daha üstün özellikli yeni bireyler, yani F1 denilen yeni hibrit tohumluklar elde ederler. Hibrit tohum; daha yüksek verim, daha yüksek kalite, standart ürün ve pek çok hastalığa dayanıklı bitki türleri demektir. Bu oluşum ise kesinlikle sağlıklı ve doğaldır. Daha açıkçası hibrit teknolojisi, örneğin çok lezzetli bir köy domatesinin, kalın kabuklu bir domates çeşidiyle melezlenmesidir. Hem köy domatesi gibi lezzetli hem de raf ömrü uzun, dayanıklı bir çeşit elde edilmesidir. Hibrit, zaten doğada kendiliğinden olan bir süreçtir aynı zamanda. Hibrit tohumların tohumları kullanılabilir, onlardan tohum alıp üretim yapabilirsiniz. Onlardan ürün de alırsınız. Ancak ürün kalitesi, bir önceki hibritten aldığınız neticeyi vermez. Ya anneye ya da babaya doğru açılımlar söz konusu olduğundan, üreticiler böyle bir riskle karşı karşıya kalmamak için her yıl bu tohumları yenileme ihtiyacı duyarlar.
Kimyasal Gübre Kanserojen midir?
Çiftçilerimizin bitki besin maddesi olarak kullandığı gübrelerin tamamı doğada var olan maddelerdir. Yapılacak toprak ve yaprak analizi sonucunda, uygun zamanda ve uygun dozda verilecek kimyasal gübrelerin insan sağlığına hiçbir olumsuz etkisinin olmadığı bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Burada hassas nokta, üretimin bilinçli yapılmasıdır. Yapılacak analizler sonucunda eğer bitkinin tüketeceği kadar nitrat, amonyum vb. gübreler verilirse, bunlar yetişme süresi boyunca emilip sentezlenerek proteine ve karbonhidrata dönüşecek, böyle olunca da kalıntı olmayacaktır.
Tüm bu anlatmaya çalıştığım konular, tamamen bilinçli toplumun algısıyla ilgilidir. Üreten ve tüketen kesim eğitimli olursa, doğruyu algılaması da o derecede olur; kulaktan dolma, tamamen kişisel kazançları uğruna yakaladıkları fırsatları değerlendirerek kitleleri yanlış yönlendirenlerin etkisinde kalmazlar.
Son olarak; Organik Tarım üzerine seminerler düzenleyen, tezler hazırlayan, unvan alan üniversite hocalarımıza bir atıfta bulunarak, organik tarımın ne olduğunun yanı sıra, GDO, hibrit, hormon, kalıntı vb. gibi hem üreticimizin hem de tüketicilerimizin kafasını karıştıran kavramlar hakkında da açıklamalarda bulunmalarını arzuluyorum. Yoksa emekli futbol hakemleri, haber spikerleri, ses sanatçıları bu konular hakkında bilgiler vermeye devam edecekler ve üreticimizin yetiştirdiği çilekler, hıyarlar, domatesler ve biberler ellerinde kalacak…
Levent ÖZDEMİR
Ziraat Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

