Sorting by

×
Toprak Radyo Televizyonu

O Meşhur Soruya Net Cevap: “Konya Kadar Hollanda” Bizi Tarımda Nasıl Geçiyor?…

    Değerli Dostlar,

    Ülkemizin sahip olduğu zengin ekolojik çeşitlilik, stratejik coğrafi konum ve köklü tarım kültürü, onu küresel ölçekte önemli bir oyuncu yapma potansiyeli taşımaktadır. Bu düşünceyle, her Pazar sizlerin huzuruna çıkarak bilgilerim ve tecrübelerim doğrultusunda bir farkındalık ve beyin fırtınası oluşturmak istedim. Bu yolda, ülkemiz için en önemli planlama modelinin Havza Bazlı Tarım Planlaması olduğundan bahsetmiştim. Geçen haftaki yazımda bunun gerekçelerini anlatarak, ülkemizi 30 havzaya ayırıp her birinin fotoğrafını çekmeye Batı Akdeniz Havzası ile başlamıştım.

Şimdi, yarınki yazımda Konya Kapalı Havzası‘ndan bahsetmeden önce, yıllardır ülkemin kalbine bilerek veya bilmeden hançer gibi saplanan o meşhur cümleyi açıklayarak, Konya Kapalı Havzamıza ve ülkemize bu doğrultuda bakmanızı sağlamak istiyorum. Neydi bu cümle?

“Konya kadar toprağı olan Hollanda, bizi tarımda nasıl geçiyor?”

Bu soruyu sektördeki hemen herkesten duymuşumdur. Ben, bu sorunun; Ülkemiz tarımı hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan ve oluşturulan algıya inanlar ile her şeyin farkında olup da, doğru cevapları bulmak için değil, kendi potansiyelimizi küçümsemek için soranlar diye iki şekilde sorulduğuna inanıyorum. Aslında onlar da biliyor ki bu kıyas, elma ile armudu değil, bir laboratuvar ile devasa bir çiftliği karşılaştırmak kadar anlamsızdır.

O zaman gelin, hem konunun farkında olan hem de bu konuyu kulaktan dolma bilgilerle yanlış telaffuz eden dostlarımıza durumu anlatmaya çalışalım. Bu büyük yanılgının röntgenini çekelim ve gerçekleri masaya yatıralım.

Hollanda Bir “Tarım Ülkesi” Değil, Bir “Tarım Teknolojisi ve Lojistik Üssü”dür

Her şeyden önce, Hollanda’nın bir tarım ülkesi olmadığı gerçeğini kabul etmemiz gerekecek. Hollanda, bizim anladığımız anlamda, toprağa, meraya, iklime dayalı bir tarım ülkesi değildir. Hollanda, yüksek teknolojiye sahip, A’dan Z’ye planlanmış, dev bir tarımsal “endüstri parkı”dır. Onlar, denizden kazandıkları dümdüz araziler ve güneşin cömert olmadığı bir iklim gibi dezavantajlarını, teknolojiyle ve mühendislikle yenmek zorunda kalmışlardır. Oysa biz, aynı anda dört mevsimi yaşayan, dünyanın en zengin toprak mozaiklerinden birine sahip olmanın avantajını yaşayan bir ülkeyiz. Onlarınki bir zorunluluk, bizimki ise devasa bir potansiyeldir.

O Meşhur “İhracat Rakamları” Zırvası

Gelelim o en can alıcı noktaya: Meşhur ihracat zırvalarına. Değerli dostlar, Hollanda’nın o devasa ihracat rakamlarının önemli bir kısmı, kendi toprağında yetişen ürünlerden değil, ticaret ve lojistik zekasından gelir. Hollanda, dünyanın en büyük “tarımsal re-export” yani “yeniden ihraç” merkezidir. Brezilya’dan soya fasulyesini alır, işler, yem olarak Almanya’ya satar. Afrika’dan çiçeği alır, kendi dev çiçek borsasında paketler, tüm dünyaya satar. Hollanda bu özelliği ile dünyanın en başta gelen ülkelerinden biridir. Bu yüzden Hollanda’nın başarısı bir “ticaret başarısı”dır. Bizim ihracatımızın ezici çoğunluğu ise, kendi toprağımızda, kendi çiftçimizin alın teriyle yetişen öz malımızdır. Bu bir “üretim başarısı”dır. İkisini aynı kefeye koymak, bir marketin cirosuyla bir çiftçinin hasılatını karşılaştırmak kadar anlamsızdır.

Peki, Biz Ne Yapmalıyız?

İlk olarak, “Bir Hollanda kadar olamadık” sözünü terk etmemiz gerekiyor. Bu sözü söylemek bile, içten içe Hollanda’yı körü körüne taklit etmeye çalışmak, kendi ruhumuzu ve en büyük gücümüzü inkar etmek anlamına gelir bence. Sevgili dostlar, bizim modelimiz, Hollanda gibi tek tip bir laboratuvar modeli değil; bizim modelimiz, aklınıza gelemeyecek ürünlerin olduğu devasa bir tarım çiftliğidir. İşte biz bu çiftliği tekrar planlayarak kaldığımız yerden devam etmeliyiz. Örneğin:

Teknolojiyi Taklit Değil, Adapte Etmeliyiz: Onların seracılık teknolojisini alıp, kendi jeotermal kaynaklarımızla birleştirerek Erzincan’da, Afyon’da domates cennetleri yaratmalıyız.

Lojistik ve Markalaşmayı Öğrenmeliyiz: Ürünü yetiştirmek kadar, onu doğru paketlemenin ve dünyaya pazarlamanın da bir bilim olduğunu kabul etmeliyiz.

Kendi Gerçeğimize Odaklanmalıyız: Bizim gücümüz, Konya Ovası’ndaki buğdayımızda, Doğu’daki meralarımızda, Ege’deki zeytinimizde, Karadeniz’deki fındığımızda, Akdeniz’deki seralarımızdadır. Bana göre Havza Bazlı Modeli, size göre daha farklı bir modeli hayata geçirmek suretiyle kalıcı, geliştirici ve sürdürülebilir tarım politikalarının olacağı bir modeli hayata geçirerek, her bölgemizi kendi alanında bir “Hollanda” yapmalıyız.

BENCE:

Hollanda’ya saygı duyalım, başarılarından ders çıkaralım ama asla onlara özenmeyelim. Çünkü bizim toprağımızın ruhu, iklimimizin bereketi, çiftçimizin kültürü onlardan çok daha zengin ve çok daha derindir. Onlar, küçük bir alanda dikey olarak yükselmek zorundadır. Biz ise, bu devasa çiftlikte yatay olarak yayılabilecek, tüm dünyayı doyurabilecek bir potansiyele sahibiz. Yeter ki, kendi gerçeğimizi bilelim ve planımızı ona göre yapalım.

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Yarınki Pazar Yazımızda görüşmek dileğiyle.

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş
Yönetim Kurulu Başkanı

Bir yanıt yazın