Amasya’da büyük umutlarla başlayan stratejik kenevir bitkisi üretimi, tam bir hayal kırıklığına dönüştü. Geçen yıl 6 bin 500 dekar olan kenevir ekim alanı, firmaların yol açtığı mağduriyetler nedeniyle bu yıl 850 dekara kadar geriledi. “Kenevir Yeniden Doğuyor Projesi” hasat programında konuşan Vali Önder Bakan ise, programın hava muhalefeti endişesiyle tarlada değil salonda yapılmasına “Salonda hasat olmaz!” diyerek tepki gösterdi.
Kenevirde Ekim Alanı 6500’den 850 Dekara Düştü!
İl Müdürü: “Üretici Mağdur Olduğu İçin Ekmek İstemiyor”
Hasat programında konuşan Amasya İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Arslan, çöküşün nedenini net bir şekilde açıkladı: “İlimizde 2024 yılında 6 bin 500 dekar gibi bir alanda ekimi yapılan kenevir, sözleşmeli üretim esnasında bir firmayla yaşanan sıkıntılardan dolayı bu yıl 850 dekar gibi bir alana düşmüş bulunmaktadır.”
Arslan, kenevir işinin ciddiye alınması gerektiğini belirterek, “Firmaların bu sektöre daha güçlü el atması gerekir. Yoksa üreticilerimiz bu konuda mağdur olduğu için ekim yapmak istemiyorlar. Bu da bizim için büyük bir sıkıntı” dedi. Kalan 850 dekarın 500 dekarının TİGEM’e bağlı Gökhöyük Tarım İşletmesi’nde, kalan kısmının ise iki firma tarafından Gümüşhacıköy ve Hamamözü ilçelerinde ekildiği belirtildi.
Vali Bakan: “Yağmurda Eriyecek Halimiz Yok”
TİGEM Bitkisel Üretim Dairesi Başkanı Noyan Avgın, kenevirin dalgıç kıyafetinden pilot kaskına kadar önemine değinirken, Amasya Valisi Önder Bakan ise projedeki ironiye dikkat çekti. Hasat programının hava muhalefeti endişesiyle tarlada yapılmamasına tepki gösteren Vali Bakan, katılımcıların çoğunun çiftçi çocuğu olduğunu hatırlatarak programı tarlaya taşıttı.
Kenevirde Ekim Alanı 6500’den 850 Dekara Düştü!
Vali Bakan, “Hiç kimse çok fazla havalara girmesin. Böyle salonda filan hasat olmaz. Yağmurda eriyecek halimiz yok” ifadelerini kullandı. Hasat programına AK Parti İl Başkanı Galip Uzun ve Gökhöyük Tarım İşletmesi Müdürü Halil Ozan Topaloğlu da katıldı.
Toprak TV Olarak
Amasya’daki bu tablo, Türkiye’deki tarımsal üretim planlamasının ve “sözleşmeli üretim” modelinin nasıl kâğıt üzerinde kaldığının acı bir özetidir. Bir ürünün “stratejik” olması (kasklara, kıyafetlere hammadde olması) çiftçinin para kazanacağı anlamına gelmiyor. İl Müdürü’nün “bir firmayla yaşanan sıkıntılar” ve “üreticiler mağdur oldu” itirafı, sistemin nasıl tıkandığını gösteriyor: Çiftçi ekti, firma almadı veya parasını ödemedi.
6.500 dekardan 850 dekara düşüş bir ‘azalma’ değil, bir ‘çöküş’tür. Bu, “Kenevir Yeniden Doğuyor” projesinin, çiftçiyi koruyan bir pazar mekanizması kurulamadığı için ‘ölü doğduğu’ anlamına gelir.
Vali Önder Bakan‘ın “Salonda hasat olmaz” tepkisi ise olayın sosyolojik özetidir. Tarlada “mağdur” olan, yağmurda-çamurda çalışan çiftçinin dramı konuşulurken, bürokrasinin “yağmurda erimeyiz” diye hasat programını salona alması, sahadan ne kadar kopuk olunduğunun göstergesidir. Vali, bu hamlesiyle bürokratlara “Tarlaya inin, gerçeği görün” demiştir.