Tarımda Verimliliğin Kodu: Konya Kapalı Havzası’nın Sırları ve Gerçekleri…
-
Değerli Dostlar,
Bu cennet vatanımızın önce kendi kendine yetebilmesi, sonra da potansiyeli gereği küresel ölçekte önemli bir oyuncu olabilmesi adına başladığım bu serüvende maksadımın, bilinenleri tekrar hatırlatmak ve geldiğimiz bu noktada, geliştirilmesi gereken konularda nasıl bir yol izlenebileceğine dair bir damla katkıda bulunmak olduğunu ifade etmiştim. Bu yüzden; tarımın siyaset üstü, milli bir kavram olduğuna inanan biri olarak, katkı sağlamak isteyen tüm samimi görüşlerin ülkemiz tarımını daha da ileri götüreceğine inanıyorum.
Unutulmamalıdır ki; bulunduğumuz konjonktürde ileri teknoloji geliştirilmiş olsa da, insan faktörü tarım sektörünün baş aktörüdür. Tarımı tarif ederken, onun bir kültür, çok önemli bir sosyolojik olgu olduğundan bahsetmiştik. Bunların sebebi insandır ve bizim coğrafyamızın da olmazsa olmazıdır. Şöyle bir etrafımızdaki ülkelere, özellikle de Avrupa’ya baktığımızda, ülkemizin en önemli özelliğinin tarıma dayalı bir nüfusumuzun olduğu ve bu nüfusun tarımdan başka bir uğraşı olamayacağını görürsünüz. Tabii ki bunun eksileri var ama sosyolojik olarak böyle bir tarım potansiyelinde bu nüfusun önemi büyüktür. Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız salgında da gördük ki bu nüfus, bu güzelim cennet vatanı kimseye muhtaç etmeden doyurdu.
“Doğru Ürünü Doğru Toprakla Buluşturma Sanatı” diye bahsetmeye çalıştığım bu modelde, bu sosyal yapı çok önemlidir. Bu yüzden, “Büyük Çiftlik Türkiye’yi” yönetme sanatımızın en önemli başrol oyuncusu Türk Çiftçisidir. Bahsettiğim Havza Bazlı Tarım Planlaması‘nın başarısı, çiftçilerimizin bu modele uyum sağlamasıyla doğru orantılıdır. Belirlenen havzalarımızı anlatırken bu konunun yok sayıldığını düşünmemenizi isterim. Çünkü bu konunun eğitim, sosyoloji, teknoloji ve ekonomi gibi birçok boyutu var. Bu toprakların bir evladı olarak, benim de ilgi alanıma giren bu konularda önemli saptamalarım olacak.
Değerli dostlar, diğer bir konu ise belirlenen havzalarımızdır. Ülkemizin tarımsal yapısını anlatırken bahsettiğimiz özellikleri dikkate aldığımızda, bırakın 30 havzayı, binlerce farklı bölgeye rastlamak mümkündür. Hatta aynı köy sınırları içinde bile farklı toprak yapısına ve iklime rastlayabilirsiniz. Bunun farkındayım. Buradaki maksat, önce bu büyük çiftliğin bütününü, o büyük resmi görmek; o resmi doğru okuyarak içindeki her bir parselin derdine daha doğru derman olabilmektir.
Sevgili dostlar, geçen hafta söz verdiğimiz gibi rotamızı, bu büyük çiftliğin kalbine, tahıl ambarımıza çevirmek istiyorum: Konya Kapalı Havzası.
Ama durun… Oraya varmadan önce, yıllardır bu ovanın adını kullanarak ülkemin kalbine hançer gibi saplanan o meşhur yanılgıyı, o “Hollanda” meselesini bir kez daha hatırlatmak isterim. Çünkü Konya Ovası’nın acı gerçeğini anlamak, o Hollanda masalının ne kadar boş olduğunu anlamak demektir. Hollanda’nın, denizi doldurup tarım yapan, her damla suyu mühendislikle yöneten bir laboratuvar olduğunu sektörün içinde olup da bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Konya Ovası’na olan vefamı ise, binlerce yıldır bu milleti besleyen ama bugün yeraltı suları hoyratça tüketildiği için altında devasa obruklar açılan, yorgun bir ana tabiriyle göstermek isterim. Bir tarafta bir ticaret başarısı, diğer tarafta ise bir üretim zaferi var. Bu iki bambaşka dünyayı kıyaslamak, en büyük haksızlıktır diyorum ve başlıyorum.
Konya Kapalı Havzası’nın Kimlik Kartı: Bereket ve Feryat
Sınırlar ve Ruh: Konya Kapalı Havzası’nın sınırları sadece Konya’dan ibaret değildir. Aksaray’ın tamamını, Karaman’ı, Niğde’yi ve Ankara’nın güneyini de içine alan, Torosların kuzeye bakan yamaçlarından başlayıp Orta Anadolu’nun kalbine uzanan devasa bir çanaktır bu. Bu havzanın ruhunda, bozkırın sabrı, çiftçinin inadı ve buğdayın bereketi vardır.
Sosyolojik Yapı: Sabrın ve Direncin Kültürü: Bu havzanın insanı, binlerce yıldır toprağıyla birlikte yoğrulmuştur. Azla yetinmeyi bilen, gökyüzüne bakıp yağmur duasına çıkan, toprağın bir yıl vermediğinde “vardır bir hikmeti” deyip ertesi yıl daha büyük bir inatla sarılan bir sabır kültürüdür bu. Ancak bu sabır, bazen değişime karşı bir dirence de dönüşebilir. Yıllardır babadan, dededen gördüğü üretim alışkanlıklarını değiştirmek, bu toprağın insanı için en zorlu mücadelelerden biridir. Bu yüzden, bu havzada yapılacak her planın, sadece toprağın değil, o toprağı işleyen insanın da ruhunu anlaması gerekir.
Toprak ve İklim: Geniş, düz ve verimli alüvyal topraklar… Ancak karasal iklimin getirdiği az yağış, bu havzayı suya hasret bırakır. Bu bölgenin kaderi, toprağın üstündeki bereket ile toprağın altındaki suyun trajedisi arasında yazılmıştır. Yıllardır mısır, şeker pancarı gibi suyu çok seven ürünlerin plansızca ekilmesi ve yeraltı su seviyesinin yüzlerce metre aşağı çekilmesiyle oluşan obruklar, maalesef bu havzanın en acı gerçeğidir. Artık toprak, bu yükü kaldıramıyor ve adeta “imdat” diye bağırıyor.
Obruklar Bir Sonuçtur, Sebep Değil: Peki Çözüm Ne?
Değerli dostlar, obruklar bir hastalık değil, hastalığın belirtisidir. Hastalığın kendisi ise, yeraltı su seviyesinin çökmesidir. O devasa çukurları betonla doldurmak, kanserli bir hastaya yara bandı yapıştırmaktan farksızdır. Gerçek çözüm, o yarayı açan sebebi ortadan kaldırmaktır. Yani, yeraltı suyunu yeniden yükseltmektir. Bunun başka bir yolu yoktur. Peki nasıl?
Ne Planlamalıyız? Akılcı Bir Yeniden Doğuş
Su Yönetiminde Devrim: KOP Projesi gibi dev yatırımlar hızlandırılmalı, ancak çözüm sadece baraj olarak görülmemelidir. Vahşi sulama acilen sonlandırılmalıdır. Damla ve yağmurlama sulama gibi modern sistemlere geçiş için adeta bir seferberlik yapılmalı, çiftçimiz bu dönüşüm sürecinde her yönden desteklenmelidir.
Stratejik Ürünlere Dönüş: Bu havza, ülkemizin buğday, arpa, nohut, mercimek, patates ve şeker pancarı kalesidir ve öyle kalmalıdır. Ancak suyu seven mısır ve pancar gibi ürünlerin ekim alanları, su yönetimi gerçeklerine göre yeniden planlanmalıdır. Peki neden bu planda, Ege’deki gibi üzümden, Akdeniz’deki gibi sebzeden bahsetmiyoruz? Çünkü akılcı planlama, bir bölgenin neyi yapamayacağını da bilmektir. Bu havzanın suyu, her damlası altın değerinde olan bu su, soframızın garantisi olan buğdaya, arpaya, şekere yetmelidir. Suyu bolca isteyen sebze ve meyve üretimi, bu havzanın toprağına ihanet, suyuna ise hıyanet olur.
Hayvansal Üretim: Küçükbaşın Dönüşü: Suyu çok tüketen mısır silajına bağımlı büyükbaş hayvancılık yerine, bu bozkırın asıl sahibi olan küçükbaş hayvancılık (koyun) yeniden planlanmalı ve buna göre destekleme modeli uygulanmalıdır. Bu havzadaki en önemli çalışmalardan biri de mera ıslahıdır. Islah edilecek meralar ve kuraklığa dayanıklı yem bitkilerinin planlanması, bu dönüşümün anahtarı olacaktır.
İnsan ve Teknoloji: İşte bu planın en hayati ayağı budur. Bu dönüşüm, çiftçimizin bu değişime uyum sağlamasından geçer. Bu uyumu ise ancak çiftçi eğitimleriyle sağlayabiliriz. Çiftçilerimize, her bir damla suyun kıymeti anlatılmalıdır. Kooperatifleşme konusu ağırlık kazanmalı ve bu kooperatifler, suyun ortak kullanımı ve yönetimi konusunda en aktif rolü üstlenmelidir. Drone’lar, toprak nem sensörleri gibi hassas tarım teknolojileri, bu havza için bir “zorunluk” olarak desteklenmelidir. Ve en önemlisi, yaşlanan çiftçi nüfusuna karşı, bu teknolojilerle donatılmış, kârlı bir üretim modeli sunulmalı ve gençlerimizin en azından bu topraklardan göç etmesi engellenmelidir.
YOKSA;
Mevcut su tüketim alışkanlıkları devam ederse, Türkiye’nin en verimli topraklarının çölleşmesi en büyük tehdittir.
Yeraltı su tablasının çökmesi, sadece tarımı değil, bölgedeki tüm ekosistemi ve yerleşim yerlerini tehdit etmektedir.
Ülkemizin tahıl ambarının üretim kapasitesini kaybetmesi, tüm ülkenin gıda güvenliğini doğrudan tehdit eder.
Bu sebeple; Konya Kapalı Havzası, kritik bir yol ayrımındadır. Bu havzanın sürdürülebilir geleceği için statik değil, dinamik bir planlama acildir ve zorunludur.
BENCE:
Sevgili Dostlar, Konya Ovası’nın susuzluğu, sadece Konyalı çiftçimizin sorunu değil, 85 milyonun ekmeğinin, sofrasının sorunudur. Bu sebeple, bu havzada atılacak her akılcı adım, tüm Türkiye’nin gıda güvenliğine atılmış bir imzadır. Bu büyük ve zorlu dönüşümü, ancak ve ancak bilimin ışığında, çiftçimizi eğiterek ve yüksek teknolojiyi kullanarak başarabiliriz.
Haftaya, bu büyük çiftliğin bir başka can damarı olan, suyun ve bereketin coştuğu Seyhan ve Ceyhan Havzası’nın (Çukurova) sırlarını ve potansiyelini sizlerle paylaşmayı istiyorum..
”Toprak Senin Özün Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”
Görüşmek dileğiyle.
Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş
Yönetim Kurulu Başkanı

