Küresel İklim Krizi ve Aşırı Sıcaklar Tarımsal Üretim Güvenliğini Tehdit Ediyor: Gıdada Yeni Fiyat Şoku Riski…
-
[İSTANBUL]
Dünyanın en hızlı ısınan kıtası olarak nitelendirilen Avrupa’da etkili olan aşırı sıcaklar ve yaklaşan süper El Nino anomalisi, küresel ve bölgesel tarımsal üretim arzını ciddi şekilde tehdit ediyor. Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) bünyesindeki Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) analizine göre, fosil yakıt kullanımından kaynaklanan iklim değişikliği nedeniyle küresel sıcaklık artışı, 1991-2020 ortalamasına kıyasla 2025 yılında 0,59 derece oldu. Bu artışın Avrupa kıtasında 1,17 derece olarak ölçülmesi, bitkisel üretim ve gıda arz güvenliği üzerindeki riskleri artırıyor.
Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi (JRC) tarafından yayımlanan son Avrupa Ürün İzleme (MARS) raporları, Batı, Orta ve Doğu Avrupa’da ilkbahar döneminin kurak geçmesinin ardından gelen erken sıcak hava dalgalarının toprak nemini kritik seviyelere düşürdüğünü ortaya koydu. El Nino anomalisiyle birleşen yüksek sıcaklıklar bitkilerin polenleşme dönemini kısaltırken, kök sistemlerini zayıflatarak verim potansiyelini doğrudan aşağı çekiyor. Avrupa genelinde toplam tahıl üretiminin geçen sezona kıyasla %3,2 ila %4 arasında gerilemesi beklenirken, temel gıda maddesi olan yumuşak buğday üretiminde %6,2’lik bir düşüş öngörülüyor. Su stresi nedeniyle mısır ekim alanları daralırken, üreticiler suya daha dayanıklı olan ayçiçeği üretimine yöneliyor. Bu süreçte Avrupa’da ayçiçeği ekim alanlarında %14,5’lik artış kaydedildi. Geçen yıl zirai don ve kuraklık koşullarının yaşandığı Türkiye’de ise son dönemdeki bol yağışlar buğday üretiminde %15 ile %22 arasında rekor bir verim artışı getirdi.
Isı Stresi Süt Verimini Olumsuz Etkiliyor
Aşırı sıcaklar bitkisel üretim kadar hayvansal üretim sektörünü de yakından etkiliyor. Sıcaklık ve nem endeksinin yükselmesi nedeniyle çiftlik hayvanlarında “ısı stresi” baş gösterirken, yem tüketimi azalan büyükbaş hayvanlarda süt veriminin kayda değer oranda düştüğü rapor ediliyor. Küresel ölçekte Akdeniz havzasındaki zeytinlikler ile Batı Afrika’daki kakao plantasyonlarındaki üretim krizleri, Avrupa pazarına doğrudan arz eksikliği ve yüksek fiyat olarak yansıyor. Uluslararası tarım bankası Rabobank ve Dünya Bankası analizleri, düşüş eğilimine giren gıda fiyatlarının yeniden yukarı yönlü bir baskı altına girdiğini gösteriyor. Girdi maliyetleri tarafında ise üre gübresi fiyatlarında %46’yı bulan ani fiyat sıçramaları, üretim maliyetlerinin doğrudan tüketiciye yansıması riskini artırıyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) İklim Değişikliği, Biyoçeşitlilik ve Çevre Ofisi Doğal Kaynaklar Uzmanı Hideki Kanamaru, aşırı sıcakların çiftçiler, balıkçılar, hayvansal üretim ve ormancılıkla uğraşanların gelirleri ile üretim takvimlerinde belirleyici hale geldiğini ifade etti. Küresel ortalama sıcaklıklardaki her 1 derecelik artışın mısır, pirinç, soya ve buğday veriminde %6’ya varan düşüşlere yol açtığını belirten Kanamaru, “Sıcaklıklar, Amazon’dan Avrupa ormanlarına kadar orman yangınlarını körüklüyor. Üstelik bu etki sadece karayla sınırlı değil. Deniz sıcak dalgaları, küresel balıkçılık alanlarının %15’ini şimdiden etkilemiş durumda. Bu durum, 2013 ile 2022 arasında 5,6 milyon tonluk ürün kaybına ve 6,6 milyar $ ekonomik zarara yol açtı” bilgisini paylaştı.
Toprak TV Olarak;
Küresel iklim krizinin ve aşırı sıcakların tarımsal üretim kolları üzerinde yarattığı baskı, artık geleceğin değil bugünün en büyük ulusal güvenlik sorunudur. Bitkisel üretimde buğday rekorları kıran ülkemizin bol yağış avantajı bizi sevindirse de, küresel emtia ve gübre piyasalarındaki %46’lık ani artışlar ile küresel balıkçılık alanlarındaki 6,6 milyar $ değerindeki devasa ekonomik kayıplar, gıda arz güvenliğinin sınır tanımadığını göstermektedir. Isı stresinin hayvansal üretimdeki süt verimliliğini düşürmesi ve kuraklığın mısır alanlarını vurması karşısında, suya dayanıklı alternatif bitkisel üretim modellerine ve modern iklimlendirmeli sistemlere geçiş hızlandırılmalıdır. Toprak TV olarak, her 1 derecelik artışın gıdamızda %6 verim kaybı demek olduğunu hatırlatıyor; planlı tarım, modern sulama ve yerli girdi üretiminin stratejik bağımsızlığımızın tek anahtarı olduğunu vurguluyoruz.

