Sorting by

×
TarımYazarlar

TARIMDA “BÜYÜME” DEĞİL “ŞİŞME” VAR: 2025 BİLANÇOSU VE ACI GERÇEKLER…

    Değerli Dostlar,

    Tarım Piyasaları analizimi en son Aralık 2025’te sizlerle paylaşmıştım. O günkü verilerin ışığında yaptığım analizde; Kasım ayında sorduğum o can yakıcı “Enflasyon mu, Çiftçi mi?” sorusunun cevabını acı bir tecrübeyle öğrenmiştik. Maalesef ki maalesef, terazi enflasyondan yana ağır basmış; çiftçinin alın teri, fiyat istikrarı uğruna feda edilmişti.

    Geçen ay, TMO’nun piyasayı kilitleme yoluyla fiyatları baskıladığını, ancak bu hamlenin üretimi de kısıtlayarak bizi çıkmaz sokağa sürüklediğini ifade etmiştim.

Ocak 2026 sonu itibariyle elime ulaşan “Tarım Piyasaları Bülteni”, yani benim tabirimle “Tarımın MR’ı”, geçen ayki endişelerimde ne kadar haklı olduğumu tescilliyor. Hatta durumun tahminimden çok daha dramatik bir “İthalat Bağımlılığına” dönüştüğünü, soğuk ve inkar edilemez rakamlarla yüzümüze çarpıyor.

Sevgili Dostlar,
Raporun ve piyasanın genel özetini şu cümleyle tarif etmek mümkün: “Artık ortada bir serbest piyasa yok; idare edilen bir fiyat rejimi var.”
Yani tezgâhtaki fiyatlar, arz ve talebin doğal dengesiyle oluşmuyor; kamunun yoğun müdahalesiyle, tabiri caizse “zoraki” olarak yatay seyrediyor. Bu müdahale sürdüğü müddetçe ortalıkta bir sessizlik hakim olabilir. Ancak unutmayalım ki; suyun önünü barajla kesebilirsiniz ama su akmaya devam eder. Devlet bu müdahaleyi çektiği anda veya baraj taştığında, sert bir kırılma riskiyle beraber büyük bir gürültünün kopması işten bile değildir.

Raporda özellikle Rusya ve Karadeniz piyasalarındaki lojistik darboğazlar, navlun maliyetlerindeki yükseliş ve küresel vadeli işlem piyasalarındaki dalgalanmaların, devletin bu “suni” müdahalelerini ne kadar kırılgan hale getirdiği vurgulanıyor.

Yani raporun satır araları bize şunu haykırıyor:

“Siz içeride fiyatları emirle sabit tutabilirsiniz ama geminin dümeni okyanustaki dalgaların, yani küresel maliyetlerin elinde. Üretiminiz yoksa, gıda güvenliğinizi bağladığınız o ithalat gemileri, artan navlun maliyetleri ve lojistik krizlerle bir gün limana yanaşamazsa; içeride kurduğunuz o hassas denge bir anda yıkılır. Taşıma suyla değirmen dönmez, ithal buğdayla da fiyat istikrarı sağlanamaz.”

Kıymetli Dostlarım,
Peki, 2025 yılı tarımın bilançosu ne durumda ve raporda işaret edilen “stratejik tehlikeler” neler? Gelin, gerçekleri kalem kalem analiz etmeye çalışalım.

1. HUBUBAT ve MAMUL MADDE: “Dünya Şampiyonu” Kan Kaybediyor, Hammadde Egemenliği Elden Gidiyor

Değerli Dostlar, ilk acı tabloyu un ve buğdayda görüyoruz. Yıllardır göğsümüzü kabartan “Dünya Un İhracat Şampiyonu” unvanımız maalesef sallantıda. Rakamlar net; 2024 yılında 3 milyon tonu aşan un ihracatımız, 2025 yılında %25’lik sert bir düşüşle 2.34 milyon tona geriledi.
Ancak rapordaki en korkutucu veri, ihracatın düşmesi değil; ithalatın niteliğindeki o vahim değişimdir.

Kritik Veri: Makarnalık Buğdayda 10 Kat Artış! Bakın burası çok önemli; 2024’te sadece 18 bin ton olan makarnalık buğday ithalatımız, 2025’te tam 10 kattan fazla artarak 192 bin tona fırlamış.
Bunun tercümesi şudur: Sanayicimiz artık sadece ekmeklik buğdayı değil, bu toprakların genetiğinde olan kaliteli makarnalık buğdayı da içeride bulamıyor. Sektör, “yerli ürünü işleme” refleksini bırakıp, “ithalatla kaliteyi tamamlama” refleksine mecbur bırakılmış durumda. Yani mesele sadece pazar kaybı değil, asıl mesele “Hammadde Egemenliğinin” kaybıdır.

Raporda bahsi geçen AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması gibi gelişmeler, dünyanın kendi üreticisini ve ürününü koruma duvarlarını yükselttiğini gösteriyor. Küresel rekabet artık “korumacılık” üzerinden yürürken, bizim hassas ürünlerde dışa bağımlılığımız, sanayimizi savunmasız bırakıyor.

2. MISIR: Sadece Pahalı Değil, Artık “Riskli” Bir Bağımlılık

Gelelim mısıra… Burada durum tam anlamıyla bir “döviz kanaması”. 2025 yılında mısır ithalatımız 4.74 milyon tona ulaşarak tarihi bir rekor kırdı. Sadece mısıra ödediğimiz para 1.21 Milyar Dolar.
Ama rapordaki asıl tehlike bu paranın büyüklüğü değil; “Gıda Güvenliği” riskidir. Rapor açıkça diyor ki; “Mısır ithalatındaki mesele artık sadece fiyat değil, lojistik ve teslim riskidir.”

Lojistik Tehdit: Geminin Keyfine Bağlı Gıda Güvenliği Bu ifade bize diyor ki: Siz tavuğunuzun yemini, ineğinizin rasyonunu; dünyanın öbür ucundaki gemilerin keyfine, limanların doluluğuna ve navlun fiyatlarına bağlamışsınız. Bunun kanıtı da; özellikle Azak Denizi’ndeki navlun maliyetlerinin 60 $/tonu aşması ve oradaki operasyonel tıkanıklıklar.

Dünya mısır üretiminin %5,25 artmasının beklendiği, küresel bolluğun yaşandığı bir dönemde; ülkemizin rekor ithalat yapması, “Yerli Üretim Yetersizliğinin” en net itirafıdır. Ülkemiz artık mısırda sadece dışa bağımlı değil, aynı zamanda pamuk ipliğine bağlı riskli bir tedarik zincirine de mahkum hale gelmiştir.

3. YAĞLI TOHUMLAR: Enflasyon Zincirinin İlk Halkası Koptu, Döviz Kanaması Durmuyor

Değerli Dostlar, tarımdaki en büyük kara delik maalesef burası. Rakamlar can yakıcı: Soya fasulyesi ithalatımız 4.2 milyon tona yaklaşmış. Sıkı durun, sadece soyaya ödediğimiz para 1.77 Milyar Dolar.
Bu ne anlama geliyor? Devletimiz, market rafındaki et ve süt fiyatını (yani zincirin son halkasını) baskılamaya çalışıyor. Ama üretimin ilk halkası olan yemi (soya ve mısırı) tamamen dışarıya, dolara teslim etmiş durumda.
Burada denklem basit: Yemi ithal olanın, eti yerli olamaz. Bu sistemin adı; “Enflasyonu İthalatla Bastırma Stratejisi”dir ve sürdürülmesi mümkün değildir.
Raporda Brezilya ve Arjantin ihracat fiyatlarındaki mevsimsel düşüşlerden bahsedilse de, Chicago vadeli işlemlerindeki teknik kayıplar ve Karadeniz yağlı tohum fiyatlarının yatay seyri; bu bağımlılığın kısa vadede bize ucuzluk getirmeyeceğini, aksine küresel dalgalanmalara karşı bizi savunmasız bırakacağını, daha doğrusu bıraktığını gösteriyor.

4. AYÇİÇEĞİ: Gizli İthalat Şampiyonu ve Trakya’nın Solan Yüzü

Raporda kıyıda köşede kalmış ama canımızı en çok yakması gereken veri belki de budur. “Trakya’nın Sarı Gelini” ayçiçeğinde de maalesef mısır ve soyadaki filmin aynısını izliyoruz.
2024 yılında 264 bin ton olan ayçiçeği tohumu ithalatımız, 2025 yılında inanılması güç bir artışla 1.26 Milyon Tona fırlamış. Fatura Çok Ağır: 2024’te 170 Milyon Dolar ödediğimiz ayçiçeğine, 2025’te tam 838 Milyon Dolar ödemişiz.
Bu veri bize şunu söylüyor: Kendi çiftçimizden esirgediğimiz desteği ve alım garantisini, ithalat lobilerine ve yabancı çiftçiye cömertçe sunmuşuz. Ayçiçeğinde de “Net İthalatçı” pozisyonumuz ne yazık ki perçinlenmiş.

5. HAYVANCILIK: İthalat Kapasite Yaratmıyor, Sadece Günü Kurtarıyor

Gelelim asıl kanayan yaramız hayvancılığa… Burada da tam bir “İthalat Patlaması” yaşanıyor. 2024 yılında 373 bin baş olan büyükbaş hayvan ithalatı, 2025 yılında ikiye katlanarak 739 bin başa çıkmış. Ödenen fatura ise 1.19 Milyar Dolar.

Peki Sonuç? Milyar dolarları el alemin çiftçisine akıtmamıza rağmen et fiyatları düşmüyor. Neden? Çünkü süt yemi yıllık %32 zamlanmış. Bunun ne demek olduğunu söylememe gerek var mı?

Evet, bu tablo da maalesef bize şunu haykırıyor: İthal hayvan, ülkede bir üretim kapasitesi yaratmıyor; sadece o günkü açığa yama yapıyor. Yerli üretici maliyet baskısıyla sistemden çekildikçe, ithalatın dozu bir uyuşturucu bağımlılığı gibi artıyor.

Üstüne üstlük raporda belirtilen Rusya tahıl stoklarındaki %20 artış ve Kazakistan’ın buğday/mısır işleme yatırımları; yem hammaddesi tedariğinde bölgesel rekabetin kızışacağını, bunun da hayvancılık maliyetlerimizi uzun vadede daha da yukarı çekeceğini açıkça ima ediyor. Yani Sevgili Dostlar, artık denklemin baştan aşağı hatalı olduğunu kabul etmemiz ve bir an önce buna kökten bir reformla çözüm bulmamız geldi de geçiyor.

6. BAKLİYAT ve PAMUK: Üretim Planlaması Yok, “Tedarik Refleksi” Var

Soframızın bereketi bakliyatta ve sanayimizin hammaddesi pamukta da durum farklı değil.
• Nohut ve Mercimek:
İhracat yerinde sayarken, 52 bin ton nohut ve 645 bin ton mercimek ithalatı ile ithalatı patlatmışız. Burada rapor diyor ki; Ülkemizin “Net İthalatçı Pozisyonu Perçinlenmiş.”

• Pamuk:
1 milyon ton ithalat ve 1.72 Milyar Dolar döviz çıkışı var. Bu ne demek? Ülkemizin bir “Üretim Planlaması” yok demek. Türkiye’nin sadece “Tedarik Refleksi” var. “Eksikse alırız, paramız var getiririz” demek. Bunun bendeki mantığı da, yerli üretimi bitirme noktasına getirmek demek…

Raporda yurtdışı fiyat düşüşlerinden bahsediliyor. Bu kısa vadede bir ucuzluk algısı yaratıyor gibi görünüyor ama bana göre bu büyük bir tuzaktır. Küresel üretim tahminlerindeki dalgalanmalar ve fiyat dengelerinin riskini almak yerine, her türlü cefaya rağmen üretmeye hala devam eden çiftçiyi eğer üretimden uzaklaştırırsak, bir daha tarlaya döndürmemiz imkânsızlaşır. Demedi demeyin. O zaman da uzun vadede döviz kaybımız katlanarak büyümeye devam eder.

7. RAPORDA YER BULAMAYAN “SESSİZ KAHRAMANLAR”: İHRACATIN CAN SİMİTLERİ

Değerli Dostlar,
Yukarıda çizdiğimiz tablo, ithalat rakamlarıyla kara bulutlar gibi üzerimize çöküyor olabilir. Ancak kimse enseyi karartmasın. Çünkü bu ülkenin çiftçisi, ihracatçısı ve sanayicisi; tüm zorluklara rağmen bazı alanlarda destan yazmaya, taşı sıkıp suyunu çıkarmaya devam ediyor.

Her ne kadar elimdeki “Tarım Piyasaları Bülteni”nde detaylı yer bulamasa da; Meyve-Sebze, Orman Ürünleri ve Arıcılık sektörleri, ekonomimizin batmayan güneşi, fırtınadaki “Can Simidi” olmuştur. Şimdi gelin, bu sessiz kahramanların hakkını da teslim edelim:

• YAŞ MEYVE VE SEBZEDE 3.5 MİLYAR DOLARLIK DESTAN: İklim krizi vurdu, aşırı sıcaklar kavurdu, maliyetler bel büktü… Ama Türk çiftçisi tarlasını terk etmedi, küsmedi, inadına üretti. 2025 yılında yaş meyve ve sebze ihracatımız 3.5 Milyar Dolar seviyesini aşarak ekonomiye can suyu oldu. Kirazımız, incirimiz, domatesimiz ve narenciyemizle dünya raflarını biz doldurduk. Bu başarı sadece ticari bir rakam değil; Türk çiftçisinin fedakarlığının ve bu toprakların bereketinin en büyük ispatıdır.

• ORMAN ÜRÜNLERİ VE MOBİLYA: YEŞİL ELMASIMIZ: Ormanlarımız sadece odun deposu değil, katma değer fabrikasıdır. Mobilyadan kağıda, kekikten defneye kadar geniş bir yelpazede; orman ürünleri ihracatımız 8 Milyar Dolar hedefine koşuyor. Özellikle odun dışı orman ürünlerinde (Defne, Kekik, Adaçayı) dünyanın ihtiyacının büyük kısmını biz karşılıyoruz. Torosların kokusunu, Karadeniz’in yeşilini işleyip satıyoruz. Üzerinde “Made in Türkiye” yazan her mobilya, her paket, bu ülkenin imzasını dünyaya taşıyor.

KANATLI VE ARICILIK: Beyaz Et Uçtu, Yumurta Kırıldı, Bal Stratejik Güç

Değerli Dostlar, hayvansal üretimimizin dışa açılan yüzünde tam bir “bir ileri, iki geri” tablosu hakim.

Beyaz Et Yüz Güldürdü: Kanatlı sektörünün lokomotifi beyaz ette işler yolunda. İhracatımız 2024’e göre artarak 199 bin tona ulaştı. Ülkemize kazandırdığı yaklaşık 300 Milyon Dolar (292 Milyon Dolar) dövizle yüzümüzü güldürmeyi başardı.

Yumurtada Sepet Kırıldı: Ancak madalyonun diğer yüzünde işler kesat. 2024’te 151 bin ton olan yumurta ihracatımız, 2025’te 67 bin tona gerileyerek yarı yarıya erimiş durumda. Yüksek enerji ve yem maliyetleri, yumurta üreticisinin belini büküp rekabet gücünü bitirince, ihracat pazarlarımızı birer birer rakiplere kaptırdık.

Arıcılıkta Stratejik Koz: Arıcılıkta ise üretim zorluklarına rağmen, dünyada eşi benzeri olmayan “Çam Balı”ndaki küresel üstünlüğümüz, elimizde hala çok ciddi stratejik bir güç olarak duruyor.

Sözün Özü Şudur Dostlar: Destek verildiğinde, önü açıldığında, “ithalat sopası” yerine “üretim teşviki” gösterildiğinde ve ortaya bir irade konulduğunda; bu toprakların insanı bu ülkeye Milyar Dolarlar kazandırmayı çok iyi biliyor! Yeter ki gölge etmeyelim, yeter ki problemi tespit edip çözüm önerilerine değer verelim..

BENCE

Değerli Dostlar,
Bu ay ki rapor ve 2025 yılı verilerinin “tek cümlelik” özeti şudur: Maalesef ki maalesef “Tarımda Büyüme Değil, Şişme Var.”

Yani; Türk tarımı üretimle, verimle, çiftçinin refahıyla “büyümüyor”; ithalat hacmiyle, döviz çıktısıyla ve dışa bağımlılıkla şişiyor.”

Ben rakamların yalancısıyım Dostlar ve Sayın Yetkililer. Ama rakamlar da maalesef yalan söylemez. Mısır, Soya, Pamuk ve Canlı Hayvan… Sadece bu dört kalemde yaklaşık 6 Milyar Dolar (200 Milyar TL’den fazla) milli servetimiz yurt dışına gitmiş ve yine maalesef, el alemin çiftçisi kazanmış.

Raporda dünya hububat üretim tahminlerinin arttığı rakamları da var (buğdayda %5,16 artışla 842 milyon ton). Bu sakın bir rehavet yaratmasın. Çünkü navlun göstergelerindeki sinsi yükseliş (Azak-Mersin hattında 60-63 $/ton), bu “ithalat balonunun” dış şoklara karşı ne kadar savunmasız olduğunu, iğne ucu kadar bir krizde bile patlayabileceğini açıkça ortaya koyuyor.

Kamunun Ramazan öncesi “Fiyatları Sabitleme” çabasını, vatandaşı koruma refleksini anlıyorum ve saygı duyuyorum. Ancak buraya şu cümlemi de koymak istiyorum; “Fiyatı baskılamak bir politikadır; üretimi desteklemek ise stratejidir.”

Politikalar günü kurtarır, stratejiler ise geleceği kurar. Bizim artık günü kurtaran “ithalat politikalarından”, geleceği kuran “üretim stratejilerine” geçmemiz bir tercih değil, mecburiyettir. Yoksa bu “şişme”, bir gün büyük bir gürültüyle patlayacaktır.

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Gelecek ay, ithalat gemilerinin değil, çiftçi traktörlerinin tarlada olduğu haberleri vermek dileğiyle…

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

7 Milyar Doları dışarıya ödemek yerine, kendi çiftçimizi desteklemeliyiz.

toprak haber

Bir yanıt yazın