Sorting by

×

Soğan Yalnızca Bir Sebze Değildir…

    Tarih bazen en büyük gerçekleri en mütevazı nesnelerin içine gizler.

    Bir imparatorluğun çöküşünü bazen bir sikkenin değeri anlatır, bir medeniyetin yükselişini bir buğday başağı… Bugün ise Türkiye tarımının içine düştüğü açmazı belki de en iyi anlatan şey, pazardaki bir kilogram soğandır.

Çünkü mesele soğanın fiyatı değildir.

Mesele, o fiyatı ortaya çıkaran üretim ilişkisidir.

Bir zamanlar Anadolu’nun her köyünde birkaç dönüm arazide üretilen soğan, bugün giderek daha az sayıda üreticinin elinde yetişiyor. Bu değişim tesadüf değildir. Çünkü tarih bize gösteriyor ki, üretimin terk ettiği her alanı mutlaka başka bir güç doldurur.

Küçük üretici çekildiğinde boşluk oluşmaz.

Boşluğu sermaye doldurur.

İşte tam da burada tarımın diyalektiği başlar.

Bir tarafta yıllarca zarar ederek ayakta kalmaya çalışan aile işletmeleri vardır. Diğer tarafta ise büyük finansal gücü sayesinde risk alabilen sermaye.

Bir tarafta toprağını satmamak için mücadele eden çiftçi…

Diğer tarafta toprağı bir yatırım aracı olarak gören yatırımcı.

Bir tarafta ürününü satabilirse yaşayacak insanlar…

Diğer tarafta ürünü bekleterek fiyatı yükseltebilecek ekonomik güç.

İki farklı mantık…

İki farklı dünya…

Ve aynı tarım.

Bugün birçok küçük üretici üretimden vazgeçiyorsa bunun nedeni çalışmayı bırakmış olması değildir. Tam tersine, yıllarca çalışmasına rağmen emeğinin karşılığını alamamış olmasıdır. İthal girdilere bağımlı bir üretim modeli içerisinde mazotun, gübrenin, tohumun ve ilacın maliyeti sürekli artarken ürün fiyatı aynı hızla yükselmedi. Üretici önce kazancını kaybetti. Sonra traktörünü, sonra birikimini…

En sonunda ise geleceğini kaybetti.

Belki de en ağır kayıp budur.

Çünkü bugün tarımdan kopan yalnızca çiftçi değildir.

Çiftçinin çocuğu da toprağı terk ediyor.

Bir ülke üreticisini kaybettiğinde yalnızca bugünkü üretimini değil, gelecek kuşakların üretme kültürünü de kaybeder.

İşte bugün Türkiye’de yaygınlaştırılmaya çalışılan Tarımsal Organize Sanayi Bölgeleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Elbette planlı üretim, teknoloji kullanımı ve ölçek ekonomisi açısından önemli fırsatlar sunabilirler. Ancak bu model, küçük aile işletmelerini sistemin dışına iterek üretimi yalnızca büyük sermaye gruplarının yapabildiği bir yapıya dönüştürürse, verimlilik artarken üretim çeşitliliği ve piyasa dengesi zayıflayacaktır.

Diyalektiğin en temel kuralı şudur:

Bir güç zayıfladığında, başka bir güç büyür.

Küçük üretici küçüldükçe büyük sermaye büyür.

Büyük sermaye büyüdükçe piyasa üzerindeki hâkimiyet artar.

Piyasa hâkimiyeti arttıkça fiyatı belirleme gücü de artar.

Sonunda tüketici daha pahalı gıdayla karşılaşır.

Yani başlangıçta üreticinin sorunu gibi görünen mesele, sonunda bütün toplumun sorunu hâline gelir.

Bu nedenle tarım politikalarının temel amacı yalnızca üretim miktarını artırmak olmamalıdır.

Asıl amaç, üretimi tabana yaymak olmalıdır.

Küçük aile işletmeleri korunmalı, stratejik ürünlerde taban fiyat mekanizmaları işletilmeli ve üretici zarar ettiğinde desteklenmelidir. Çünkü güçlü bir tarım, yalnızca büyük işletmelerle değil; binlerce küçük üreticinin aynı anda üretimde kalabilmesiyle mümkündür.

Bugün soğan bize yalnızca fiyatını göstermiyor.

Bize, tarımın hangi yöne doğru evrildiğini de gösteriyor.

Eğer toprağı yalnızca sermayenin yönetebileceği bir ekonomik alana dönüştürürsek, yarın soframızdaki ekmeğin fiyatını da, domatesin fiyatını da, soğanın fiyatını da birkaç büyük oyuncunun kararları belirleyecektir.

O gün geldiğinde kaybeden yalnızca çiftçi olmayacaktır.

Kaybeden, bu ülkenin gıda bağımsızlığı olacaktır.

Hakan Bodrumlu
Ziraat Mühendisi

toprak haber

Bir yanıt yazın