Sorting by

×

Küresel Gübre Piyasalarında Ekim Ayrışması: Çin Kotaları, Koridor Tıkanıklığı ve Limandaki Gerçek…

    Toprağa emek veren üretici kardeşlerim, sektörümüzün değerli temsilcileri;

    Eylül ortasında yaptığım o geniş değerlendirmede, uluslararası ticaret yollarının nasıl tıkandığını ve piyasalarda parlayan fiyatların tarladaki gerçeğe hiç uymadığını açık yüreklilikle paylaşmıştım. Ekim ayının ilk günlerinde önüme gelen yeni uluslararası raporlar, o gün altını çizdiğim tablonun ve sahadaki tehlikelerin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Yaz boyu soluksuz yükselen dünya azotlu gübre piyasası, Ekim ile birlikte yerini gözle görülür bir durgunluğa bıraktı. Ancak bültenlere yansıyan bu gevşeme havası hiçbirimizin gözünü boyamasın. Çünkü bugünün gübre ticaretinde son sözü listelerdeki kuramsal rakamlar değil; o tehlikeli deniz boğazlarından sağ salim geçip rıhtıma yanaşan, yükünü depoya indirebilen gemiler söylüyor.

Şimdi gelin; fabrikadan gemiye, limandan tarlaya kadar bu yeni dönemin perde arkasını birlikte inceleyelim.

Ürede İki Ayrı Dünya: Prilde Bolluk, Granülde Direnç

Bugün dünya üre pazarına baktığımızda tek bir fiyattan bahsetmek imkansız; pazar resmen ortadan ikiye ayrılmış durumda. Bir tarafta Çin’in yeni açtığı kapılarla bollaşan pril üre var, diğer tarafta ise satıcısının bir adım bile geri çekilmediği kemikleşmiş granül üre pazarı duruyor.

Pekin yönetiminin 1,5 ila 1,7 milyon tonluk dördüncü kota paketini masaya koyması, 7 Ekim’de netleşecek olan ve 1,7 milyon tona kadar alım hedefleyen Hindistan ihalesini doğrudan etkiledi. Dördüncü paketin bazı ağızlarda 2 milyon tona yaklaştırıldığını, önceki üç turun toplamının 6,1–6,2 milyon tonda kaldığını da aklımızdan çıkarmayalım. Bir önceki ihalede Çin’den 1,6 milyon ton bağlanmış, üstelik piyasanın ihale öncesi beklediği 1,3 milyon tonun üzerinde gerçekleşmişti. O bağlamanın maliyet ve navlun dahil (CFR) karşılığı 390 $/kısa tonun biraz üstüydü; bugünkü Çin göstergeleri yeni tekliflerin o rafın üzerine çıkmayabileceğine işaret ediyor. Hindistan’ın büyük hacimli pril üre alımına açık olması, Çin’in dördüncü kota paketini doğrudan Hindistan ihalesinin merkezine oturtuyor. Yani 7 Ekim’in vereceği rakam, granül ürenin dünya fiyatı değil, pril ürenin Hindistan fiyatıdır. Çin’in kendi içinde fabrika çıkışları ton başına 1.700–1.730 Yuan bandına kadar çıksa da limanlarda ihracata yazılan pril üre teklifleri 360–370 $ seviyelerine kadar indi.

Fakat iş bizim çiftçimizin asıl kullandığı granül üreye gelince hava bir anda boz bulanık oluyor; satıcıların fiyat kırmaya hiç niyeti yok. Çin menşeli granül üre 470 $ CFR ve altındaki indirimli seviyelerle pazarı zorlarken; Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Rusya menşeli satıcılar 490–500 $ CFR sınırının altına kesinlikle inmiyor. Brezilya’da alıcının kenara çekilmesi boşuna değil; Safrinha öncesi (Brezilya’nın mısır başta olmak üzere ana üretimini belirleyen ikinci mahsul ekim dönemi) El Nino endişesi, çiftçinin finansman darlığı ve liman lojistiği üst üste binmiş durumda. Buna rağmen yılbaşından bu yana üre ve amonyum sülfat ithalatındaki açık kapanmadığı için satıcı 495–500 $ CFR’nin altına inmeyi hala kendine yediremiyor. İnen tek mal Çin menşeli granül; o da 470 $ CFR civarında, yer yer 465–468 $ seviyelerinde işlem görüyor. Aynı ülkenin içinde iki fiyat birden işlem görüyor.

ABD tarafında ise Nola’da hafta ortasında mavna 430 $/kısa tona gerilerken, gemi bazlı işlem 500 $ CFR’den geçti. ABD’nin Temmuz–Kasım penceresindeki ithalatı 837 bin tonla geçen yılın 820 bin tonunun üzerine çıkmış durumda; Kasım’da Cezayir, Rusya, Umman ve Suudi Arabistan’dan gelen program da masada. Yani nehirdeki gevşeme, ülkenin mal aradığı anlamına gelmiyor. Fabrikalar malını ucuza kaptırmak yerine depoda bekletmeyi yeğliyor.

Amonyum Sülfat: Türkiye Pazarında Çin Ağırlığı

Ürenin gölgesinde kalmaması gereken bir başka ürün ise amonyum sülfat. Çin menşeli standart ürün için Ülkemizde 260 $ CFR seviyesinde satış haberleri gelirken, yılın ilk sekiz ayında toplam ithalatımız geçen yıla göre %4 artarak yaklaşık 1,1 milyon tona ulaştı.

Ağustos’taki 22 bin tonu yılın kırılması diye okumayalım; bu ay zaten tarihsel olarak ince geçer, üstüne Çin’in Temmuz sevkiyatındaki gümrük denetim (CIQ) aksamaları binmiş durumda. Asıl yük, önceki aylarda giren malla birlikte 1,1 milyon tona taşınmış vaziyette. Bu ay da üre ile aynı ambarda gelecek eski bağlantılar yolda bulunuyor. Avrupa tarafında ise Çin menşeli amonyum sülfata tanınan 413 bin tonluk vergisiz pencere daralıyor; kota 37 bin tonun altına indi, geç kalan mal %6,5 duvara toslayacak.

Deniz Yollarındaki Kırılganlık: Hürmüz, Karadeniz ve Baltık Çıkmazı

Sevgili Dostlar, piyasada asıl kilidi vuran şey, malın ambarda durup durmaması değil; o malı taşıyacak geminin rotasını emniyetle tamamlayıp tamamlayamadığıdır.

Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu: Boğaz’dan bu ay İran menşeli olmayan on kadar üre gemisinin geçmesi toparlanma gibi durmasın; 29 Eylül’de üç tanker, yer bildirim cihazı kapalıyken hedef oldu. Katar’ın satış ihalesinde 350–360 $ FOB lafı dolaştı, navlun ve gemi bulunamaması yüzünden alıcı yanaşmadı; 401 dolarlık satış iddiası da şüpheyle karşılandı. Bahreyn’deki tesis Nisan’dan beri suskun. İran ise fiyatını 360 $ FOB’da sabit tutuyor ama malı boğazdan fiilen çıkaramıyor. Suudi Arabistan ise yüklemelerini Kızıldeniz limanlarına kaydırmaya çalışsa da Babülmendep çevresindeki tehlikeler sevkiyatları zora sokuyor.

Karadeniz ve Baltık Tıkanıklığı: Karadeniz’deki çatışmalar yüzünden tahıl yüklemelerine öncelik verilmesi, Rusya’nın Baltık limanlarındaki gübre trafiğini adeta kilitledi. Tahıl ihracatı normalin yarısına, 2,3 milyon tona inmişken yük Baltık’a kaydı. Estonya’nın Rus ve Belarus transit geçişlerine kapıyı kapatması ve sigortacıların Karadeniz’de yüksek risk alanını genişletmesi navlun ve gemi mal temin maliyetini ağırlaştırdı. Poti’den Gdansk’a navlun aranırken bölgede Doğu Avrupa çıkışlı gübrenin rıhtıma inmesi zorlaşıyor.

Avrupa’da Enerji Kıskacı, SKDM ve Amonyak Köprüsü

Değerli Dostlar, Batı Avrupa cephesine baktığımızda ise sanayinin tam anlamıyla bir mengenede sıkıştığını görüyoruz. Hollanda doğal gaz vadeli işlemlerinin yeniden 72 € / MWh (yaklaşık 24,80 $ / MMBtu) sınırını aşması, fabrikaların bütün hesaplarını altüst etti. Bugünün gaz faturalarıyla en modern, en verimli tesiste bile emisyon hariç bir ton amonyağın fabrika çıkış maliyeti 910 $’a, ürenin maliyeti ise 655 $’a dayanıyor.

Avrupa’da çok sayıda tesis kapasite kısarken İtalya’daki 660 bin tonluk Ferrara tesisi gibi bazı büyük üniteler tamamen devre dışı kalmış durumda. Kış kapıdayken gaz depolarındaki doluluğun geçmiş beş yılın ortalamasını yakalayamayıp %71,5 seviyesinde çakılı kalması, çarkların kolay kolay hızlanamayacağını belgeliyor.

Bir de gözden kaçmaması gereken amonyak cephesi var. Tampa sözleşmesi 10 $ düşerek 545 $ CFR düzeyine gerilese de yüksek gaz maliyetleri ve Avrupa’daki üretim kısıntıları amonyak piyasasını gevşetmiyor. Yani ürede görülen fiyat durgunluğunu, temel hammaddenin gerçekten ucuzladığı şeklinde okumak için henüz erken.

Avrupa’nın depoya mal yığmasının bir sebebi de vergiden muaf 890 bin tonluk kotanın 473 bin tonunun hala boş durması. Fransa’da depo çıkışı 540 € FCA dolayında takılmış, 550’nin üstüne çıkan satış yok. İngiltere ise gelecek yılki sınırda karbon duvarı (SKDM) öncesinde 600 $ CFR’ye kadar ödemeyi göze almış durumda. Romanya’da ise eldeki mal 500–520 $ CFR’ye kadar geri çekilmiş. Yani Batı’da da tek fiyat yok; stok yapan ile elindeki malı eritmek isteyen bu hafta yan yana duruyor.

Fosfat ve Kükürt: Asıl Yangın Hammaddede

Fosfat grubuna (DAP / MAP) geçtiğimizde ise tablonun rengi bütünüyle hammadde krizine dönüyor; burada asıl belirleyici olan, fabrikaların kapısına dayanan kükürt darboğazıdır.
Kükürt üçüncü çeyrekte tepeden bir miktar indi ama yangın henüz sönmedi. Spot ortalama 950 $ CFR, Fas sözleşmesi 975 dolarda; Tampa’nın 705 dolarlık çeyrek fiyatı bu tabloda ucuz kalan istisna. Amerikan üreticisi Mosaic bu yüzden kapasitesinin ancak yarısını çevirebiliyor. Gelecek yılın ikinci yarısında bile kükürt fiyatının 2025 başının %250 üzerinde kalacağı hesaplanıyor.

Fas Cephesi (OCP): Fas’ın Ekim’de üretimi yeniden %10 kısması, acil malın bitmesinden ayrı düşünülmesin. Bu hafta OCP, Ekim ve Kasım için yaklaşık 420 bin ton bağlamış; bunun 400 bin tonu Bangladeş’e gidiyor, DAP tarafı 938 $, TSP tarafı 756 $ CFR dolayında. Ekim rafı boşalmış durumda. Şirketin ilk yarı zararı 263 milyon dolar; bu zararın neredeyse tamamı, %135 şişerek 1,53 milyar dolara çıkan kükürt faturasından geliyor.

Çin Kalkanı: Çin ise kendi çiftçisini ve iç piyasa dengesini korumak için DAP ve MAP ihracatına koyduğu yasağı zerre esnetmiyor. Nitekim yılın ilk sekiz ayına baktığımızda, Çin’in fosfat dış satımının geçen seneye göre %79 gibi çok büyük bir oranda düştüğünü görüyoruz.

Hindistan’da Gerçek Zarar Tablosu: Hindistan’daki sıkışmanın boyutu yalnız “zarar ediyorlar” denilip geçilecek ölçüde değil. Mevcut hesaplarda DAP ithalatının iç piyasada ton başına yaklaşık 360 $, yerli DAP üretiminin ise yaklaşık 270 $ zarar doğurduğu hesaplanıyor. Kükürt desteğine rağmen kaya fosfatı üzerinden üretimde dahi zarar yaklaşık 190 $/t düzeyinde. Bu zararın faturası çoktan hesaba yazılmış: 19 Ağustos itibarıyla gübre desteğinin 10,3 milyar doları harcanmış, yıllık ödeneğin %56’sı beş ayda bitmiş. Yıl sonunda 24–26 milyar dolar konuşuluyor. Kükürt ve sülfürik aside açılan %20’lik ek destek bile kayayı zarardan kurtaramamış. Ağustos’ta toplam fosfatlı üretim %28 düşerken DAP üretiminin %8,8 artması teselli değil; destek o kanaldan aktığı için üretici DAP’a sıkışmış vaziyette. Rabi 1 Ekim’de açıldı, yeni destek oranları hala açıklanmadı.

Fiyat tarafında ise Hindistan DAP’ı 895–900 $ CFR bandına kadar geriledi; Ağustos başından bu yana yaklaşık 50 $/t düşüş var. Ancak Hindistan’ın elindeki fosfat stokları halen geçmiş yıllara göre yüksek olduğu için bu ağır maliyet baskısı henüz aynı şiddetle spot fiyatlara yansımıyor. 5,6 milyon tonluk toplam stok yüksek görünse de saf DAP stokunun 2027 başına 1,5–1,6 milyon tona, yani %23 erimeye gittiği unutulmasın. Tampon giderek inceliyor.

Bizim Tarlamıza Yansıması: Türkiye’nin İnce Hesabı

Kıymetli dostlar, dünya denizlerinde ve ticaret masalarında dönen bu zorlu oyun bizim toprağımız için ne anlama geliyor?

Limanlarımıza dair iki somut iz var. Birincisi, İran’dan geldiği söylenen bir partiden nakit esasıyla 450–470 $ CFR teklif çıkması. İkincisi, 9–14 Ekim arasında Zhenjiang’dan İskenderun’a 31 bin tonluk bir yük için navlun aranması. Bu kağıttaki kota değil, bu iki satır önümüzdeki günlerde depoya inecek malın habercisidir.
Üstelik bu yön değişimini rakamlar da direk doğruluyor: Ülkemizin Ocak–Ağustos dönemindeki üre ithalatı 1,55 milyon tonda kaldı; bu, geçen yıla göre %5 düşüş ve 2022’den bu yana aynı dönemin en düşük miktarı. Mısır’dan gelen ürün 534 bin tondan 166 bin tona, Rusya’dan gelen miktar ise %41 düşüşle 168 bin tona geriledi. Buna karşılık Katar 151 bin ton, Suudi Arabistan ise 103 bin ton ile yeni ve daha görünür kaynaklar haline geldi.

Rakamın öbür yüzü şu: Umman görünüp büyük ölçüde İran olduğuna inanılan giriş Ocak–Ağustos’ta 815 bin tona çıktı, yıllık %58 arttı ama 2024’ün aynı dilimine göre hala %22 aşağıda. BAE ve Nijerya’dan bu yıl tek çuval gelmedi. Ağustos’un kendisi de 70 bin tonla yıllık %47 düştü; Mısır ve BAE o ay sıfır çekti. Eylül’de bağlanan Çin ve Rusya gemileri henüz istatistiğe girmiş mal değil, yolda olan maldır.
İçeride ise Gemlik üre tesisinin uzun bir aranın ardından yeniden devreye girmesinin beklenmesi, ithalata bağımlı piyasa açısından yakından izlenmesi gereken olumlu bir gelişmedir. Ancak Karadeniz’deki çatışmaların durulmaması, Londra sigorta piyasasının kestiği risk primleri ve Baltık’taki gemi gecikmeleri, önümüzdeki günlerde limanlarımıza yanaşacak her çuval gübrenin maliyetini doğrudan yukarı doğru itecektir.

BENCE: “Tabeladaki Rakam Değil, Rıhtımdaki Gemi Kazandırır”

Değerli dostlarım;

Burada çiftçimizin ve bayimizin birbirine karıştırmaması gereken çok önemli bir ayrım var: Fiyatın gevşemesi, gübrenin ucuz üretildiği anlamına gelmiyor. Bugün bazı piyasalarda rakamları aşağı çeken şey bolluk değil, alıcının kenara çekilmesidir.

Alıcının kenara çekilmesini yalnız gübre masasında aramayalım. Buğday vadeli bu hafta %4,1 düşüşle kile başına 6,81 dolara, mısır %5,3 düşüşle 5,02 dolara indi. İkisi de 2022 zirvelerinin çok altında. Çiftçinin eline geçen mahsul fiyatı erirken; gaz pahalı, amonyak pahalı, kükürt pahalı, gemi pahalı kalmaya devam ediyor. Yani maliyet ateşi sönmüş değil. Tabeladaki indirim, tarlanın rahatladığı anlamına gelmiyor. Talep yeniden kapıya dayandığında bu baskının fiyatlara ne kadar hızlı yansıyabileceğini unutmamak gerekir.

Tabeladaki Fiyat Tarlaya Bereket Olmaz: Fabrikanın kapısında 400 $ yazan bir üre Hürmüz Boğazı’nı sağ salim geçemiyorsa, üstüne savaş sigortası ve katlanan navlun biniyorsa, 400 $ ancak kağıt üstünde bir hayal olarak kalır. Gübrenin asıl fiyatı; gemi limana halat atıp çuval çiftçimizin römorkuna yüklendiğinde ortaya çıkar.

Bekleme Rehaveti Tarlayı Boş Bırakır: Hürmüz’de gemilerin yer bildirim cihazlarını kapatıp gizlenerek yol aldığı, Avrupa’da pahalı gaz yüzünden fabrikaların şalter indirdiği, Çin’in ihracatı kotalarla dizginlediği çok zorlu bir zamandayız. Böyle bir havada “üç beş kuruş daha ucuzlar mı” diye oyalanmak, ekim günü geldiğinde tarlayı gübresiz bırakma tehlikesi doğurur.

Günü Kurtarmak Değil, Geleceği Bağlamak: Bugünün kazananı, liste başındaki en ucuz fiyatın peşinden koşanlar değil; nitelikli ve kaliteli gübreyi güvenilir kapıdan vaktinde ambarına indirebilenler olacaktır. Türkiye’nin Çin ve Rusya kaynaklarına yaptığı hızlı manevralar çok yerindedir; ancak Kuzey Afrika ve Hazar alternatiflerini de asla ihmal etmemek gerekir.

Hep aklımızda olsun: En ucuz gübre açık denizde rehin kalan değil, tohumla birlikte toprağa tam zamanında atılan gübredir.

Toprağımızın Geleceği İçin Atılacak Dört Temel Adım

Kıymetli dostlar, deniz yollarının açıkça birer risk kapanına dönüştüğü böylesi bir dönemde, tarlalarımızdaki bitkisel üretimi güvenceye almak istiyorsak şu adımları kararlılıkla sahaya indirmek zorundayız:

Rotayı Tek Yola Bağlamamak: Hürmüz ve Karadeniz’deki tıkanmalara karşı demiryolu ve karayolu bağlantılarını diri tutmalı, limanlarımızın yük indirme kabiliyetini her türlü tonaja göre esnetmeliyiz.

Hammadde Diplomasisini Canlı Tutmak: Masadaki ikili görüşmeler yalnızca hazır üre ya da DAP için değil; fabrikalarımızın ihtiyaç duyduğu amonyak, kükürt ve fosforik asit gibi temel maddeler için de kesintisiz işletilmelidir.

Akıllı ve Veriye Dayalı Stok Düzeni: Hangi bölgemizde ekimin ne zaman başlayacağını, limandaki çuvalları ve açık denizde seyreden gemileri tek bir havuzda takip etmeli; topraklarımızın azot, fosfor ve potasyum dengesini koruyacak güvenlik stokunu sağlam tutmalıyız.

Kapıya Dayanan Karbon Gerçeği: Tesislerimizin temiz üretim belgeleri artık sıradan bir evrak değil, uluslararası ticaretin ilk kuralıdır; bu hazırlığı yapamayan fabrikaların ürünleri sınır kapılarında ağır maliyet duvarlarına toslayacaktır.

Toprağın Uç Beylerine: Bayilerimiz İçin Yol Haritası

Tarlayla fabrikayı birbirine bağlayan, sahadaki en büyük gücümüz olan kıymetli bayilerimiz;

Dünya ticaretinde kartlar yeniden karılıyor. Böyle çalkantılı bir dönemde asıl ustalık yalnızca en ucuz malın peşinde koşmak değil; çiftçi kapıya dayandığında ona vadettiğiniz kaliteli ürünü deponuzda hazır tutabilmektir.

Sağlam Bir Çekirdek Stok Kurun: Bölgenizdeki ekim takvimini göz önüne alarak, yörenin en acil ve temel ihtiyacını karşılayacak miktarı erkenden depolarınıza çekin; kalan kısmı ise riskleri dağıtmak adına zamana yayarak parça parça bağlayın.

Yumurtaları Tek Sepete Koymayın:
Deponuzu yalnızca tek bir ülkenin ya da tek bir fabrikanın ürününe teslim etmeyin. O tedarik kanalında yaşanacak tek bir haftalık gecikme bütün işinizi kilitlemesin.

Depolarınızın Sağlığına Gözünüz Gibi Bakın: Malın bu denli kıymete bindiği bir sezonda; nem, su alma ya da taşlaşma yüzünden depoda verilecek ufacık bir fire bile bütün karınızı bir anda silip süpürür.

Bu sonbaharda bayimizin en büyük sermayesi; dengeli bir stok, ayağını yorganına göre uzatan bir hesap ve güvenilir tedarikçi bağıdır.

Alın Teri Döken Çiftçimize Can Kulağıyla Birkaç Söz

Toprağa can veren, nasırlı elleriyle soframızı kuran kıymetli çiftçi kardeşlerim;

Gübre faturasının omzunuza nasıl bir yük bindirdiğini, cebinizi nasıl yaktığını çok iyi biliyorum. Gemilerin açıklarda bekletildiği böylesi bir dönemde, tohum tarlaya düşerken “nasılsa bayiye gider iki çuval alırım” rehaveti tarlayı aç bırakır. Ama bunun çaresi telaşa düşüp gücünüzün üstünde borca girmek de değildir:

Tahlil Yaptırmadan Tarlaya Gübre Atmayın: Ne olur önce toprağınızın sesine kulak verin, tahlilinizi yaptırın. Toprak ne istiyorsa tarlaya onu verin. İhtiyaç yokken fazladan ya da yanlış vakitte saçılan her gram gübre, doğrudan cebinizden uçup giden paradır.

Körü Körüne Pahalı Gübreye Sarılmayın: Fosfat el yakarken tarlaya ille de en pahalı DAP gübresini atmak zorunda değilsiniz. Tahlil raporunuza göre TSP, MAP ya da dengeli bir kompoze taban gübresi seçmek, hem toprağınızı doyurur hem de cebinizi büyük bir masraftan korur.

Alımlarınızı Son Güne Sıkıştırmayın: Taban gübrenizi ekimin son sabahına, kargaşanın ortasına bırakmayın; bütçenizi tek seferde sarsmadan, elinize para geçtikçe parça parça temin edin.

Toprağa düşürdüğünüz her bir tohum, döktüğünüz her damla alın teri bu memleketin aşı, ekmeği ve geleceğidir. Sabrınız tükenmesin, gayretiniz eksilmesin, toprağınıza olan o derin sevdanız hiç solmasın. Tarlalarınız buram buram bereket dolsun, hanelerinizden huzur ve bolluk hiç eksik olmasın.

Sağlıkla, sevgiyle ve bereketle kalın…

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

toprak haber

Bir yanıt yazın