Sorting by

×
Toprak Radyo Televizyonu
GıdaTarımYazarlar

Kredi Lobileri, Rant Baskısı ve Sanayinin Gölgesindeki Marmara Havzası…

    Değerli Dostlar,
    “Büyük Çiftlik” olarak adını koyduğum cennet vatanımın tarımını, “Havza Bazlı Planlama” ekseninde analiz ettiğim Pazar Yazılarıma kısa bir ara vermiştim. Bu aranın ardından, Kasım ayının bu ilk Pazar gününde tekrar birlikteyiz.

Bu haftaki havzamızdan bahsetmeden önce, son günlerde ilgili ilgisiz herkesin gündemi haline gelen, tarımın “can damarı” olan finansman konusuna tekrar değinmeden geçmek istemedim. Bir defa daha anladık ki, son 10 günde, Hazine destekli tarım kredileri üzerine yaşanan “kararname-iptal-yeni şart” kaosu, aslında benim bu yazı dizisinde aylardır anlatmaya çalıştığım temel bir sorunu bir kez daha yüzümüze çarptı: İstikrarsızlık ve Plansızlık.

Kredi Sadece Para Değildir: Tarım Çok Yönlü Bir Bilimdir

Daha önce de defalarca ifade ettiğim gibi tarım; botanikten zoolojiye, meteorolojiden mühendisliğe, kimyadan ekonomiye kadar onlarca bilimsel disiplini içinde barındıran, dünyanın en karmaşık mesleğidir. Finansman ise, bu karmaşık yapının çarklarını döndüren yakıttır. Çiftçinin hem işletme sermayesine (tohum, gübre, mazot için) hem de yatırım kredisine (teknoloji, modern sulama, makine parkı için) ihtiyacı vardır ve hep olacaktır.

Devletimizin bu finansmanı uygun şekillerde desteklemesi, çiftçimizin önünü açması da birincil görevidir. Dedelerimizden kalan bu mirası yükseltmenin, rekabetçi bir tarım ülkesi olmanın yolu buradan geçer.

Ancak sorun şu ki; bırakın kırsalda yaşayan çiftçilerimizin “kredi okuryazarlığını”, çoğumuzun “bileşik faiz” ile “basit faiz” arasındaki farkı bile bilmediğidir. İşte tam da bu noktada, kamu bankalarının yetersiz kaldığı alanlarda özel finans kuruluşları devreye giriyor. Elbette özel bankalar çiftçimize kredi verebilir, vermelidir de. Ancak bu krediler, tıpkı bir öğretmene, mühendise veya diğer meslek gruplarına verdikleri ‘Bireysel Kredi’, ‘Taşıt Kredisi’ veya ‘Konut Kredisi’ gibi, kendi ticari koşullarında, şeffafça sunulmalıdır. Sektörün bu boşluğunu, ‘TARIM’ adını bir pazarlama argümanı olarak kullanarak, çiftçiyi “özel destek veriyormuş” algısıyla yüksek faizli ticari kredilere yönlendirmeleri, borç sarmalını daha da derinleştirmektedir.

Kredi Ne Zaman Mantıklıdır?

Kredi, çiftçinin mevcut işletmesini devam ettirmesi (işletme kredisi) veya rekabet edebilmesi için işletmesini büyütüp teknolojisini yenilemesi (yatırım kredisi) için kullanılırsa mantıklıdır. Ve bu finansmanın, kâr odaklı özel bankalardan ziyade, T.C. Ziraat Bankası (kuruluş amacı Memleket Sandıklarıdır) ve Tarım Kredi Kooperatifleri gibi kamu destekli kurumlar tarafından sağlanması esastır.

Hazine’nin faiz desteği önemlidir, ancak bununla yeterli kalmamalıdır. Benim her zaman söylediğim gibi, asıl çözüm, doğrudan girdi desteklerinin (mazot, gübre, tohum) Avrupa ülkeleri seviyesine çıkarılarak, zamanında verilmesi ve çiftçinin krediye olan bağımlılığının azaltılmasıdır.

Tarım Siyaset Üstüdür: Kimse “Bıdı Bıdı” Etmesin!

Son günlerde gördük ki, kredi kararnamesi değişince bazı sektör temsilcileri ve onlardan “nemalanan” yüksek profilli destekçileri, “çiftçi Düşünür” maskesi takarak aslında kendi satışlarının derdine düştü.

Şunu bir kez daha netleştirelim: Tarım kimsenin tekelinde değildir. tarım; Ocu, bucu, sağı solu olmayan, devletçi ve milli bir kavramdır. Kimse kendi çıkarları için çiftçiyi kullanarak “bıdı bıdı” etmesin! Çok net ve altını kalın çizgi ile çizerek söylüyorum; ”Çözüm, plansız borçlanma değil, girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve planlı üretimdir.”

Sevgili Dostlar,

Konu yeterince uzadı, daha da uzatmadan, bahsettiğim bu “planlı üretim” meselesinin kalbine, havzalarımıza geri dönmek ve ülkemizin kalbinin attığı, sanayinin, nüfusun ve aynı zamanda tarımın devasa bir yükü omuzladığı, ancak kirlilik ve çarpık kentleşmeyle boğuşan en kritik havzamız: Marmara Havzası’na götürmek istiyorum sizleri.

İşte Sanayinin Gölgesindeki Bereket: MARMARA HAVZASI

Sınırlar ve Ruh:

Bu havzamız bir coğrafya değil, bir “kavşak”tır. Asya’nın Avrupa’ya, Karadeniz’in Ege’ye kavuştuğu yerdir. Ruhu, iki kıtayı birleştiren köprülerin çeliği kadar sert, ama Trakya’nın ayçiçeği tarlaları kadar yumuşaktır. Marmara, Fatih’in gemilerini karadan yürüttüğü kutsal sırtların, bugün sanayinin devasa bacalarıyla gölgelendiği “vitrin”dir. Bir yanda Ülkemizi doyuran bereketli Trakya ovaları, Bursa’nın, Balıkesir’in yeşili; diğer yanda İstanbul, Kocaeli, Sakarya üçgeninde sıkışan devasa sanayi, limanlar ve 30 milyonluk bir nüfus… Marmara’nın ruhu, bu “zıtlık” ve “kavuşma” mücadelesidir.

Toprak ve İklim:

Marmara iklimi, belirli bir karaktere sahip değildir; tüm karakterleri içinde barındıran bir “geçiş” bölgesidir. Kuzeyden Karadeniz’in nemli ‘poyraz’ını, güneyden Akdeniz’in ılıman ‘lodos’unu, doğudan ise Balkanlar’ın sert ‘karayel’ini alır. Bu iklim mozaiği, toprağına da yansır. Trakya’nın “kara kepir” dediğimiz, dokunsan can fışkıracak o zengin toprakları, ayçiçeği ve buğday için bir altın madenidir. Güney Marmara’da (Bursa, Balıkesir, Çanakkale) ise Kaz Dağları’nın ve Uludağ’ın eteklerinde, toprağın rengi zeytine, şeftaliye, domatese döner. Bu havza, Türkiye’nin yağını, ununu, zeytinini ve meyvesini tek başına sırtlayan bereketli bir anadır.

Sosyolojik Yapı:

Marmara Havzası, bir “Babil Kulesi”dir. 81 ilden göç almıştır ve nüfusu 30 milyona dayanmıştır. Bu coğrafyada sosyoloji, maalesef “toprak” ve “beton” arasında sıkışmıştır. Trakya’nın derinliklerinde, toprağını dededen toruna miras bilen, modern tarımı en üst seviyede uygulayan ‘yerli’ çiftçi aileleri yaşar. Ancak sanayinin çeperlerinde (Gebze, Çorlu, Bursa) köy, köy olmaktan çıkmış; bir yanda fabrika, bir yanda lüks konut siteleri arasında kalmış bir “nostalji”ye dönüşmüştür. Bu havzada çiftçinin en büyük rakibi kuraklık veya don değil, tarlasına göz diken, her gün bir parça daha toprağı kemiren o doymak bilmez “rant” ve “beton” iştahıdır.

Peki, Ne Planlamalıyız? Sanayi Devini Tarımla Nasıl Barıştırırız?

Bitkisel Üretim:

Stratejik Ürünler (Ayçiçeği, Buğday, Çeltik):

Trakya, Ülkemizin yağ ve ekmek ambarıdır. Bu bölgede “nadas” tamamen yasaklanmalı, yerine ayçiçeği/buğday/kanola münavebesi (nöbetleşe ekim) zorunlu kılınmalıdır. En büyük tehdit “Ergene” kaynaklı kirliliktir. Ergene’nin zehirli sularıyla sulanan tarlalarda ağır metal birikimi riski, ulusal bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Ergene Havzası Koruma Eylem Planı‘nın tam kapasite çalıştırılması ve kirli suyla sulamanın “vatana ihanet” ile eşdeğer tutulması bence çözümün ana fikri olmalıdır.

Meyvecilik (Şeftali, Zeytin, Kivi, Elma):

Marmaramız bir meyve cennetidir. Bursa’nın o meşhur, coğrafi işaretli şeftalisi; Gemlik ve Balıkesir’in (Ayvalık/Edremit) sofralık ve yağlık zeytinleri… Ancak bu bahçeleri, sanayi ve konut baskısından acilen kurtarmamız için, bu alanların, “Mutlak Korunacak Tarım Arazisi” ilan edilerek imara açılması engellenmelidir. Sadece bunlar değil; Yalova’nın kivisi, Çanakkale’nin (Bayramiç) elması, coğrafi işaretli Bayramiç Beyazı ve Sakarya’nın ayvası gibi katma değeri yüksek ürünler bu havzanın markalarıdır. Bu ürünler için “soğuk hava depoları”, “paketleme tesisleri” ve “markalaşma” destekleri planlı ve programlı şekilde artırılarak yapılmalıdır.

Hayvansal Üretim (Büyükbaş ve Küçükbaş Süt, Besi):

Bu havza, aynı zamanda 30 milyonluk dev bir tüketici pazarının merkezindedir. Ancak asıl kritik konu “Hastalıktan Ari Bölge” statüsüdür. Trakya (Avrupa yakası), Türkiye’nin Şap hastalığına karşı “aşılı arilik” statüsündeki tek kalesidir ve Avrupa’ya ihracatın kapısıdır. Bu statüyü korumak, ayrı bir milli bir güvenlik meselesidir. En ufak bir kaçak hayvan girişi, buradaki tüm hayvancılığı ve ihracatı bitirebilir. Sadece kağıt üzerinde değil, fiili olarak “biyogüvenlik duvarları” örmek, Trakya’ya hayvan giriş-çıkışlarını en sıkı denetimle yönetmek ve bölgedeki tüm işletmeleri ari statüye uygun modernizasyona zorlamak ve oluşturmak en önemli çözümdür. Güney Marmara’da ise Balıkesir’in (Manyas) süt sığırcılığı, manda yetiştiriciliği ve Trakya’nın meşhur Kıvırcık koyunu destekleri daha da artırılmalıdır.

Arıcılık, Su Ürünleri ve Kırsal Turizm:

Trakya’nın ayçiçeği tarlaları, Türkiye’nin en önemli ayçiçeği balı üretim sahasıdır. Arıcılar için bu “nektar denizi” planlı bir şekilde yönetilmelidir. Su ürünlerinde, Çanakkale Boğazı ve Saros Körfezi’ndeki balık çiftlikleri (ağ kafes balıkçılığı) çevresel denge gözetilerek desteklenmeli, Marmara Denizi’nin kirlilikten kurtarılması için “Müsilaj Eylem Planı” taviz verilmeden uygulanmalıdır. Kırsal turizmde ise Trakya’nın “Bağ Rotaları” (Şarköy, Mürefte) ve “Peynir Rotaları” (Ezine, Kırklareli), gastronomi turizmi ile birleştirilerek Avrupa standartlarında bir cazibe merkezi haline getirilmelidir.

Tarıma Dayalı Sanayi ve Sözleşmeli Üretim:

Bu havza zaten sanayinin kalbidir. Bursa, Balıkesir, Çanakkale hattı, Türkiye’nin salça ve konserve ihracatının merkezidir. Örneğin, bir salça fabrikası, ihtiyaç duyduğu 10 bin ton domates için “sözleşmeli üretim” modeliyle çiftçiyle anlaşmalıdır. Bu modelde fabrika; çiftçiye fideyi, gübreyi, teknik desteği vermeli, Hazine destekli kredilere aracılık etmeli ve alım garantisi sunmalıdır. Çiftçi ne ekeceğini, kaça satacağını bilmelidir. Devlet de bu modeli teşvik etmek için, sözleşmeli üretim yapan çiftçiye destekleme ödemelerinde (örn: mazot/gübre desteği) havza bazlı destek modeli planına göre destekleme verilmelidir. Buradaki mevcut tesisler, sıfır atık ve suyun yeniden kullanımı gibi “yeşil OSB” standartlarına geçirilmeli, yeni yatırımlar ise bu özelliklere sahip olacak şekilde planlanmalıdır.

Tarımın Finansmanı:

Marmara Havzamızdaki çiftçimiz, “arsa spekülasyonu”nun farkındadır. Birçok çiftçi, tarlasını ekip biçmek yerine “satıp köşeyi dönme” hayali kurmaktadır. Bu, üretimin önündeki en büyük psikolojik engeldir. Çözüm: Ziraat Bankası ve Tarım Kredi, bu bölgedeki çiftçiye “arsa teminatlı” tüketici kredisi değil, “üretim taahhütlü” işletme kredisi vermelidir. Kredi desteği, “Eğer tarlanı satmayıp ekersen, sana bu desteği veririm” şartına bağlanmalıdır. Finansman, “Toprağını Satma, Üret” kredileri olarak tasarlanmalı ve bu krediler havza bazlı planlamaya (Ayçiçeği/Buğday ekimine) endekslenmelidir. Çiftçinin teminatı tarlasının rantı değil, üreteceği ürünün kendisi olmalıdır.

BENCE:

Değerli Dostlar, Marmara Havzası, Türkiye’nin en zengin ama en yaralı havzalarından biridir. Bir yanda Trakya’da ayçiçeği tarlaları, diğer yanda Dilovası’nda fabrika bacaları… İkisi de ülkemizin göz ardı edilemez gerçeği. Ancak sanayi, tarımı yok ederek büyüyemez. Ergene’yi zehirleyerek içtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı ve yediğimiz ekmeği de zehirliyoruz. Bu havzamızın kurtuluşu, “tarım” ile “sanayinin” savaşması değil, barışmasından geçer. Çözüm, “Yeşil OSB”lerdir; arıtmasını %100 çalıştıran sanayidir; en verimli tarım arazilerini “betona” değil, “üretime” ayıran bir planlamadır. Eğer bu havzada tarımı kaybedersek, sadece ayçiçeği tarlalarını değil, 30 milyon insanın gıda güvencesini ve geleceğini kaybederiz. Sanayinin kalbi, tarımın bereketi olmadan atamaz.

Gelecek hafta, Ülkemizin en yeşil, en dik, en yağmurlu en çalışkan ama en inatçı havzası; “altın” değerindeki fındığın, çayın ve hamsinin anavatanı Karadeniz Havzası’nda buluşmak dileğiyle…

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

Toprak haber

Bir yanıt yazın