Sorting by

×
EkonomiGüncelTarımYazarlar

Devlet Sahneye İndi, Un İhracatı Fren Yaptı: Tarımda “İthalat ve Maliyet” Sarmalı, İthalat Gemileri Dolup Taşıyor…

    Değerli Dostlar,

    Geçen ay “TMO Baskısı Piyasayı Kilitledi, TÜİK Rakamları Üretimdeki Felaketi Tescilledi!” başlıklı yazımda; TMO’nun enflasyon adına hububat fiyatlarını baskıladığını, bunun üretimde çöküşe yol açtığını ve sonunda ithalat kapılarının sonuna kadar açılacağını vurgulamıştım.

TÜİK’in %13,9 buğday, %25,9 arpa, %22,3 yulaf düşüşlerini alarm zili olarak görmüştük. Bu ay elime ulaşan “Tarım Piyasaları Bülteni”, yani TARIMIN MR’ı, maalesef yerli felaketi küresel bir “fazlalık tsunamisi” ile taçlandırıyor.

Dünya buğday üretimi rekor kırarken, bizim yerli üretimimiz dipte. Durum böyle olunca; TMO‘nun ithalat kozu giderek güçleniyor, çiftçimiz ise maliyetler altında ezilmeye devam ediyor.
Evet, geçen ayki “Enflasyon mu, Çiftçi mi?” sorusunun cevabı artık daha da netleşti: Maalesef enflasyon kazandı ama buradaki en korkutucu durum, ulusal gıda egemenliğimizin sıkıntıda oluşudur.

Tarım MR dedim çünkü; hem devletimizin verileri hem de birçok uzmanın bir araya gelerek ortaya çıkardığı veriler, tıpkı bir hastanın rahatsızlığının en ince detaylarla öğrenmek için sokulduğu mikro röntgen çekimine benzer. Nasıl MR sonuçları okunup teşhis konulduktan sonra tedavi gerekiyorsa, derlenen verilerin okuması da bu derece önemlidir. Şimdi gelin, geçen ayki verilerle bu ayki verilerin okumasını dilimiz döndüğünce yapmaya çalışalım.

1. HUBUBAT: Yerli Çöküş, Küresel Bolluk – TMO’nun İthalat Rüyası Gerçek Oldu

• Geçen Ay: TÜİK verileriyle buğdayın %13,9, arpanın %25,9, yulafın %22,3 ve ayçiçeğinin %17,6 düştüğünü ifade etmiştik. Burada TMO’nun 14 TL/kg baskısı piyasayı kilitlemiş, stok yapmayı anlamsızlaştırmıştı. Bu arada arpa ve mısır için de 1 milyon ton ithalat izni alınmıştı.

• Bu Ay İse: Veriler, küresel buğday piyasasının “sakin” olduğunu ama aşağı yönlü bir eğilim gösterdiğini ortaya koyuyor. Yine bültende; Arjantin’in üretimi +1,7 milyon ton ile 21 milyon tona, Avustralya’nın +0,8 milyon ton artarak 35,6 milyon tona çıktığı görülüyor. Kanada’nın ihracatı +0,3 milyon ton artarak 27,7 milyon tona, durum buğdayı ise +0,1 milyon ton artarak 5,2 milyon tona yükseltilmiş. Fransa’nın ekimi %98 tamam, gelişim ise %97 ile çok iyi derecede. Karadeniz’de (Rusya ve Ukrayna) fiyatlar stabil ve yönü nötr.

• Karşılaştırma: Yerli üretimimiz dipteyken küresel piyasalardaki fazlalık (Arjantin + Avustralya = +2,5 milyon ton ekstra) fiyatları baskıladığı için ithalat kapısı da haklı olarak ardına kadar açıldı. Geçen ay uyarmaya çalıştığım “ithalat paradoksu” da doğrulanmış oldu. Durum bu vaziyetteyken yerli arpa üretiminin %25,9 düşmesi, TMO’nun ithalata yönelmesine sebep oldu. Çünkü dünya fiyatları dipte (Rus buğdayı 230 $/ton). Bu da çiftçimizi daha da ezecek; bunun altını bir defa daha çizelim.

2. UN SEKTÖRÜ: Atıl Kapasite Tsunamisi, İhracat Kan Kaybediyor

• Geçen Ay: TMO baskısının un fiyatlarını dizginleyeceğini ama sanayiciyi “yoğun rekabet ve atıl kapasiteye” mahkum edeceğini söylemiştim. Yine sanayicinin stok yapma beklentisinin sıfırlandığından bahsetmiştim.

• Bu Ay: Uluslararası piyasalardaki buğday bolluğunu görünce (Avustralya’nın Asya piyasalarına baskısı, Arjantin’in düşüş yönlü etkisi), bizim un ihracatımızın da sıkıntılı günlere girdiğini söylemek yanlış olmaz. Yerli buğday düşüşüyle un hammaddesi kıtlaşırken, dünya fazlalığı rekabeti artırıyor.

Un sektörümüz %50-60 atıl kapasite ile çalışıyor. Bu durum, sektörün rekabet gücünün zayıflamasına ve 2025’in ilk 11 ayında un ihracatımızın %25 gerilemesine neden oldu (geçen yıl 2,8 milyon ton, bu yıl 2,1 milyon ton tahmini). Burada sanayici yüksek enerji ve lojistik maliyetleriyle boğuşurken, TMO düşük kaliteli ithal buğday (Brezilya’daki etanol kullanımı gibi alternatifler) ile kaliteyi düşürdüğü için un sanayicimiz irtifa kaybetmeye başladı. İhracat pazarları (Orta Doğu, Afrika) Fransız ve Kanadalı rakiplere kaymaya başladı bile. Çözüm: Yerli buğdayı teşvik etmek; yoksa Dünya un şampiyonluğumuz da tarih olmak üzere.

3. HAYVANCILIK ve TAVUKÇULUK: Yem Maliyetleri Zirve, Kanatlı Sektörü Ciddi Düşüşte

• Geçen Ay: Süt yemi %41,63, besi yemi %46,34 zamlıydı. Hububat fiyat baskısı yem fiyatlarına istenilen etkiyi yapmamıştı. Kırmızı ette ise kriz durmamış, tavuk ve yumurta fiyatları da enflasyonu yukarı çekmişti.

• Bu Ay: Gelen veriler, Çin’in Rusya’dan buğday kepeği ithalatından (yem sanayisi için) bahsediyor. Burada gördüğüm; küreselde yem tedariki çeşitlenmiş ama bizim maliyetlerimiz hala çok yüksek. Karadeniz’deki durağanlık maalesef yem hammaddesinin düşmesine fırsat vermiyor.

Veriler tavukçuluk sektörünün alarm verdiğini söylüyor. Yem maliyetinin payı %65-70’lerde, piliç eti üretimi ise %15-20 daraldığı çok açık görülüyor. Yumurta üretiminde damızlık kesimlerinde artış belirtilmiş. Bu da, 2026 ilk çeyreğinde %10-15 gibi bir arz düşüşü öngörüsünü ortaya koyuyor.

Sevgili Dostlar, fiyatlar kısa vadede baskılanıyor ama orta vadede patlama riski yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durumda, “Gıda Enflasyonu” uyarısını tekrar yinelemek istiyorum. Çünkü küçükbaş hayvancılıkta geçen aya göre 2 kat ithalat artışı var ve tavukçulukta yerli üretim giderek eriyor.

4. BAKLİYATTA İTHALAT BASKIN

• Geçen Ay: Bakliyatta ithalatın ihracatın önünde olduğundan bahsetmiştim. Nohut üretimimiz 406 bin ton, mercimek üretimimiz ise 230 bin ton civarında düşük seviyelerdeydi. Bakliyat fiyatları Rusya’da ise diplerdeydi.

• Bu Ay: Yerli bakliyat üretiminin düşmesi, küresel piyasalardaki fazlalıkla birleşince ithalat baskısını artırıyor. Özellikle Kanada durum buğdayı bu baskıyı daha da güçlendiriyor.

5. MEYVE ve SEBZE: Ulusal Kriz Meyveye Sıçradı, Küresel Etkiyle Birleşiyor

• Geçen Ay: Meyve üretimimizin (Elma %48,3, Kiraz %70,6, Fındık %38,5, Antep Fıstığı %61,1, Zeytin %34,7) %30,4 düşüşte olduğunu ve bunun yapısal bir sorunla ilgili sinyal olduğunu ifade etmiştim.

Küresel piyasalarda, özellikle Brezilya ve Arjantin’de hasat ilerlemeleri (Brezilya %99, Arjantin %33), bu alanda da ithalat kapısının ağzına kadar açılabileceğinin sinyalini veriyor.
Ülkemizde yaşanan doğa olayları sonucunda yerli meyve üretimimizdeki sıkıntı devam edecek gibi duruyor. 2025 sonu tahminlerine göre, elma ve kirazda %40-50 azalma öngörülüyor. Sebzede ise örtüaltı üretimi %20 daraldı. Domates maliyeti 18-22 TL/kg olduğu durumda, Hal’de 13-15 TL’ye alıcı buluyor. Narenciye don zararından %15-20 etkilendi ve ihracat %10 geriledi. Genellikle meyve ithalatı özellikle tropik meyvelerde oluyor. Burada da küresel bolluk (Avustralya gibi) fiyat baskısı oluşturmaya devam ediyor ama yerli üretimin düşmesi maalesef enflasyonu tetikleyecek.

Sonuç: “Çiftçiyi Feda Etmek” Politikası Küresel Rüzgarla Güçlendi

Geçen ayki üretimdeki yerli düşüş (TÜİK rakamları), bu ayki küresel bollukla (Arjantin + Avustralya + Kanada artışları) buluşunca, TMO’nun ithalatı “kolay” hale geldi. Ama bu durum sürdürülebilir mi? Elbette hayır! Yerli üretim bitince, dünya fazlalığı da bir gün tükenecek.

BENCE

Değerli Dostlar,

Bu ayki raporun özeti şudur: “Kamunun eli artık sadece terazide değil, dümende.” Gıda enflasyonuyla mücadele için devlet; hububatta ithalat, ette sabit fiyat, bakliyatta gümrük indirimi gibi tüm tuşlara aynı anda basıyor.

Ancak raporda çok kritik bir tespit var: “Canlı hayvanın ithal, yediği yemin ithal, çalışanın ithal (çoban sorunu) olduğu bir sektörde fiyat istikrarı ve sürdürülebilirlik çok zordur.”
Benim de aylardır, yıllardır ifade etmeye çalıştığım gerçek budur:

• Yem hammaddesini (soya, mısır, ayçiçeği küspesi) ithal ettiğimiz sürece,
• Mazotu, gübreyi dünya fiyatlarından aldığımız sürece,
• Sadece son ürünün fiyatını baskılayarak enflasyonu düşüremeyiz.

Çiftçimiz, artan maliyetler ile baskılanan fiyatlar arasında sıkışmış durumda. Şubat ayında başlayacak Ramazan öncesi piyasada bir hareketlilik bekleniyor ancak kamunun “fiyat artışına izin vermeme” kararlılığı net.

Çözüm: Geçen ay da söyledim, yine söylüyorum. Çözüm ithalat gemilerini limana yanaştırmak değil, çiftçinin traktörünü tarlaya sokabilmesini sağlamaktır. İthalatla günü kurtarmak yerine; yem hammaddesini içeride üretecek, un ihracatçısının önünü açacak ve hayvancıyı “yem parası” altında ezdirmeyecek Milli Üretim Seferberliği şarttır. Maliyetleri düşürmeden fiyatları düşürmek, sadece günü kurtarır, geleceği kaybettirir.

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Gelecek ay görüşmek dileğiyle,

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

TMO İthalat Rüyasını Gerçekleştirdi, Çiftçi Ezildi

Toprak haber

Bir yanıt yazın