Sorting by

×

“Ne Üretiyorsak Onu Tüketiriz”: Türkiye İçin Entegre Tarımsal Planlama Modeli…

    Bir ülkenin tarımsal kapasitesi, onun gıda arz güvenliğinin, ekonomik istikrarının ve ulusal egemenliğinin temelini oluşturur. Ülkemizin sahip olduğu zengin ekolojik çeşitlilik, stratejik coğrafi konum ve köklü tarım kültürü, onu küresel ölçekte önemli bir oyuncu yapma potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu potansiyelin tam olarak realize edilmesi, geleneksel üretim alışkanlıklarının ötesine geçen, veriye dayalı, bütüncül ve dinamik bir ulusal tarım planlaması gerektirir.

Şöyle bir düşünelim; kendi toprağında yaşayan, kimseye muhtaç olmadan ayakta durmaya çalışan bir çiftçi ailesi ne yapar? Önce karnını doyurmayı, sofrasındaki aşı garanti altına almayı düşünür. Tarlasının bir köşesine ekmeği için buğdayını, bir köşesine tenceresinde kaynatacağı sebzesini, bakliyatını eker. Mümkünse bir ineği, 10-15 koyunu keçisi olur; etinin, sütünün, yoğurdunun, peynirinin kısacası beslenmesinin derdine düşer. Yani, önce “kendine yetmeyi” planlar. İşte bu basit ama hayati felsefe, tek bir aile için ne kadar geçerliyse, 85 milyonluk büyük Türk ailesi için de o kadar geçerli ve zorunludur.

“Büyük Çiftlik Türkiye” olarak tanımladığımız bu cennet vatanın kendi kendine yetebilmesi, bir tercih değil, milli bir zorunluluktur. Peki, bu büyük çiftliğin potansiyelini nasıl ortaya çıkaracak ve bu planı nasıl hayata geçireceğiz?

Her şey, yüzlerce medeniyete ev sahipliği yapmış bu toprakların fısıltısına kulak vermekle başlar. O fısıltı bize, tarımın bir kültür olduğunu, iklimin, suyun ve coğrafyanın her ürüne farklı bir kimlik verdiğini anlatır. Dünya pazarlarına bir uçuş mesafesindeki bu stratejik konumda, planlamamızın ana omurgası ise yıllardır üzerinde çalışılan ama tam anlamıyla hayata geçirilemeyen o akılcı model olmalıdır: “Havza Bazlı Tarım Planlaması.”

Bu, “Doğru Ürünü Doğru Toprakla Buluşturma Sanatı”dır. Her havzanın iklimi, suyu, toprağı farklıdır. Bu model, bilimsel verilerle “Nerede ne en verimli ve kaliteli yetişiyorsa, onu orada destekleyelim” der. Bu model; verimliliği artırır, su kaynaklarını korur, kaliteyi yükseltir, stratejik üretimi garanti altına alır ve verilen destekleri en etkin hale getirir. Çiftçiye sağlam bir yol gösterir, riskini azaltır ve gelirini artırır. Çiftçi alışkanlıkları, piyasa dinamikleri gibi zorlukları olsa da, bunlar uygulanacak doğru politikalarla aşılabilecek zorluklardır ve bu model, ülkemiz tarımı için tasarlanabilecek en doğru modeldir bence.

Peki, bu model ışığında bu büyük çiftlikte neleri planlamalıyız?

Bitkisel Üretim: Ambarımız, Fabrikamız, Bahçemiz

Hububat: Buğday, arpa, mısır, çeltik… Bunlar sadece gıda değil, sanayinin ham maddesi, hayvanın yemidir. İç Anadolu ve GAP havzaları, bu işin kalesidir.
Yağlı Tohumlar: Ayçiçeği, pamuk, zeytin, soya, kanola… Bunlar mutfaktaki ateşin sönmemesi ve hayvancılık için gerekli olan yem ham maddesi olarak şarttır. Dışa bağımlılığımızı bitirecek yegane plan, bu ürünlerin doğru havzalarda yetiştirilmesi ve desteklenmesidir.
Endüstriyel Bitkiler: Şeker pancarı yetiştiriciliğinde, su kaynaklarımızın optimal kullanılması ile yapılacak planlama; üreticiyi, şeker sanayini, hayvancılık sektörünü ve kimya sanayini bir bütün olarak verimli hale getirecektir. Ayrıca, siyasi polemiklere kurban edilen fakat katma değeri çok yüksek olan tütün, haşhaş ve kenevir gibi bitkiler için yapılacak planlı çalışmalar, çiftçimize ve ülkemize ciddi kazançlar sağlayacaktır.
Sebzecilik ve Meyvecilik: Akdeniz ve Ege’nin örtü altı potansiyeli, kışın tüm Türkiye’yi besleyecek ve dış satımda ciddi gelir getirebilecek güçtedir. Patates, soğan gibi depolanabilir ürünler ise İç Anadolu’nun belirli havzalarında üretilip markalaştırılmalıdır. Elmadan kiraza, kayısıdan fındığa, narenciyeden Antep fıstığına kadar her bir meyvemizi, kendi ekolojilerinde yetiştirmeli ve coğrafi işaretlerle dünyaya sunmalıyız.

Hayvansal Üretim: Kırmızı Et ve Meralar

Hayvancılığın en büyük gideri %70 oranında yemdir. Çözüm, bedava fabrikamız olan meralarımızdır. Doğu ve İç Anadolu bölgelerimizdeki ıslah edilecek meralar, yem maliyetlerini ciddi şekilde düşürecektir. Stratejimiz net olmalı: Dünya, kırmızı et açığını domuz etiyle ikame ediyor. Bizim kültürümüzde bu olmadığına göre, bizim en güçlü ikamemiz ve desteklememiz gereken alan küçükbaş hayvancılıktır. Meralarımıza en uygun, en az maliyetli ve en sağlıklı üretim modelidir.

Diğer Stratejik Alanlar: Denizden, Çiçekten, Doğadan Gelen Güç
Su Ürünleri: Üç tarafımız deniz, içimiz göllerle dolu. “Türk Somonu”nun başarısı ortada. Avcılığı koruyarak, yetiştiriciliği doğru fizibilitelerle planlamalıyız. Göllerimizi sürdürülebilirlik projeleriyle hem ürün bazında hem de tarımsal sulamada optimum kullanmalıyız.
Arıcılık: Kovan sayısında dünya lideriyiz ama bu kovanları kendimize ait arı ırklarıyla geliştirerek daha verimli kılmalıyız. Eşsiz floramızı koruyarak ve her yörenin balını markalaştırarak en tatlı ihraç gelirlerimizi artırabiliriz.
Kanatlı Sektörü: Yumurta ve beyaz ette, “önce yeterlilik, sonra ihracat” felsefesiyle gücümüzü korumalı, hakim pazarlarımız konusunda ciddi fizibiliteler yapmalıyız.

Kırsal Ekonomiyi Çeşitlendirme (Ormancılık ve özel Nitelikli Ürünler):

Ormanlarımız ve Köylümüz: Nüfusumuzda önemli bir orana sahip orman köylümüzü önceliklendirmeliyiz. Ormanlarımız, tıbbi ve aromatik bitkiler ile kırsal turizm gibi gizli hazineler barındırır. Orman köylümüzü bu alanlarda destekleyerek yerinde kalkındırmalıyız.
Özel Nitelikli Tarımsal Ürünler: İpek böcekçiliği, kültür mantarı, lavanta, safran gibi uluslararası piyasalarda katma değer oluşturabilecek özel nitelikli faaliyetler, coğrafyamızın bize sunduğu diğer büyük fırsatlardır ve bu alanlara ciddi tarımsal projeler geliştirmeliyiz.

Planın Motoru: Teknoloji ve Finansman

Bütün bu planların hayata geçmesi için iki temel motor gücüne ihtiyacımız var: Teknoloji ve Finansman. Modern tarım, artık sadece çapa ve kürekle yapılmıyor. Hassas tarım uygulamaları, drone’lar, sensörler, modern sulama sistemleri ve veri analizi, verimliliği katlayan, maliyeti düşüren en önemli araçlarımızdır. Devlet, bu teknolojilere erişimi kolaylaştırmalı, teşvik etmeli ve uluslararası finansal kaynakların ülkemizde daha fazla kullanılabilirliğini sağlamalıdır. Finansman ise, çiftçiyi borçlandıran kredi değildir. Gerçek tarımsal finansman, çiftçinin öz kaynaklarını ve işletme sermayesini güçlendirmektir. Devlet bunu; doğru destekleme planlaması ile, yerinde, zamanında ve dünyadaki doğru örnekleri gözeterek yeterli miktarda yapmalıdır. Ürünlerin fiyatlarını daha tarlaya tohum atılmadan, ineğin memesinden süt çıkmadan belirleyerek, alım garantili ve buna benzer üretici lehine olan modelleri kullanarak çiftçinin bir sonraki sezona borçsuz başlama gücünü artırmalıdır. Bu, çiftçiyi faiz yükünden kurtaracak en doğru finansal modeldir.

BENCE:

Bu yazdıklarımız bir hayal değil, “Büyük Çiftlik Türkiye”nin potansiyelinin somut bir özetidir. Bu plan, bir evin temelini atmak gibidir. Temeli sağlam atarsanız, tahmin edilemeyen ne sıkıntı olursa olsun en az zararla atlatılabilir düşüncesindeyim. Bu genel çerçevenin ardından, önümüzdeki birlikteliğimizde yine bilgim dahilinde ve yine dilim döndüğünce, bu havzaları ve planlanması gereken ürünlerimizi daha derinlemesine ele alıp daha somut çözümler sunmaya çalışacağım. Çünkü bu yol haritası, bizim en büyük gücümüz olacaktır.

”Toprak Senin Özün Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Görüşmek dileğiyle

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak TV Yönetim Kurulu Başkanı

Toprak haber

Bir yanıt yazın