Tarım Küçülüyor, İthalat Artıyor, Piyasalar Nereye Gidiyor?
-
Değerli Dostlar,
Geçtiğimiz ay, tarım piyasalarını değerlendirdiğim yazımda hasat sonrası piyasalardaki durgunluğa, artan ithalat bağımlılığımıza ve sektörün yaşadığı zorluklara dikkat çekmiştim. “Yeni normallere yeni çözüm yolları şart” diyerek bitirdiğim o yazıda, “Tarım milli bir davadır, siyaset üstüdür” diyerek değişen ekonomik dinamiklere göre olayları yeniden analiz etmemiz gerektiğini vurgulamıştım.
Peki, aradan geçen bir ayda ne değişti?
Gelin, uluslararası bir araştırma şirketinin titizlikle raporladığı en taze veriler ışığında, hem küresel hem de ulusal piyasalarda neler olduğuna bir bakalım.
Acı Ama Gerçek Tablo Derinleşiyor!
Evet, acı ama gerçek olan bu tabloyu görmezden gelmeyelim ve masaya yatıralım. Geçen ay işaret etmeye çalıştığım tehlike çanları, bu ay daha da yüksek sesle çalıyor ve bu ses, beynimi ciddi şekilde rahatsız etmeye başladı artık!
Değerli Dostlar, TÜİK’ten gelen son veriler, tarım sektörümüzün yılın ilk yarısında %2 ila %3,5 arasında küçüldüğünü ve milli gelirdeki payının son 28 yılın en düşük seviyesine indiğini gösteriyor. Diğer yanda ise tarım-gıda ithalatımız yılın ilk yarısında %22 artmış , gıda enflasyonu ise Ağustos’ta yıllık bazda %33’ü aşmış durumda. Bu rakamlar, acil ve yapısal çözümlere olan ihtiyacımızı adeta haykırıyor.
Dünya Piyasalarında Son Durum
Bizi de yakından ilgilendiren dünya piyasalarında son durumun ne olduğunu görmekte fayda var:
Buğday: ABD’deki yüksek talep ve zayıf dolar fiyatları yukarı çekerken, Avrupa ve Karadeniz’de Rusya’nın hasat baskısı ve agresif satışları fiyatların gevşemesine sebep oluyor. Bu durum, ithalat maliyetlerimizi düşürme adına TMO’nun elini güçlendiriyor.
Mısır: ABD’de ihracat verilerinin olumlu gelmesi fiyatların toparlanmasına neden oldu. Ukrayna’da ise eski ve yeni mahsul arasındaki fiyat farkının açılması, yakın vadede mısırda arzın daha da daralacağını işaret ediyor.
Yağlı Tohumlar: Kanada’daki rekoltenin beklentilerin üzerinde olması kanola fiyatlarını baskılamaya başladı. Brezilya’da soya fiyatları biraz destek bulsa da, Çin’in düşük alım iştahı piyasalarda endişe oluşturuyor.
Türkiye Piyasalarında Neler Oldu?
Hububat ve Mamulleri: TMO’nun geçen ayki alımlarıyla dengelenen piyasa, sakinliğini korumaya devam ediyor. Un ihracatımızın yılın ilk 7 ayında geçen yıla göre %35 azalmasını ise Rusya gibi rakiplerimizin piyasalarda çok agresif olmasına bağlıyorum.
Et, Süt ve Hayvancılık: Geçen ayki “iç açıcı değil” tespitim, maalesef bu ay da geçerli. Yem fiyatları geçen yıla göre %43 ila %49 arasında artmış görünüyor. Bu da, bu maliyetlerle hayvancılığın kârlı olmaktan çıktığı ve canlı hayvan ithalatının artacağı anlamına geliyor. Raporda, dana karkas fiyatlarının aylık bazda %7,36 arttığı, kuzu karkas fiyatlarının ise yerinde saydığı görülüyor. Buradan anlaşılan da üreticinin maliyetini fiyata yansıtamadığıdır ki bu, sürdürülebilir bir durum değildir.
Bakliyat: İhracatımız geçen yılın aynı dönemine göre artmış görünse de, ithalatımızın da ciddi şekilde artmaya devam ettiği görülüyor. Böyle devam ederse, özellikle nohut ve mercimek gibi ürünlerde dışa bağımlılıktan kurtulmamız mümkün gözükmüyor.
Pamuk: Pamukta da durumumuz bakliyattaki gibi. Üretimimiz artıyor ama ithalatımız da artıyor. Bu da tekstil sanayimizin ham madde ihtiyacını hala yerli üretimle karşılayamadığımızı gösteriyor.
BENCE:
Değerli dostlar, raporlardan benim anladığım şu: Dünya piyasaları, özellikle buğdayda Rusya’nın etkisiyle bir miktar gevşemiş durumda. Ama ülkemiz tarım sektörünün yıllardır süregelen ve kronikleşmek üzere olan yapısal sorunları, sıkıntılarımızın temel kaynağı olmaya devam ediyor. Benim de, tarım sektörü içinde olup aklı başında olan hiç kimsenin de tasvip etmeyeceği durum şudur: Tarım ülkesi olan bir ülkenin tarımının, milli gelirdeki payının düşmesi… Maalesef iki kere iki dört eder. Durum böyle olunca ithalat artar ve gıda enflasyonu yükselir. Bu durum, gemideki herkes için “artık uyan, dik dur ve bir an önce çözümleri ortaya koy” diyen bir ayağa kalk borusudur.
Tarım sektörüne akıl koyan tüm uzmanların tek bir derdi var: Günlük meselelerin ötesine geçip, bu büyük fotoğrafa odaklanmalıyız. Çözüm; bireysellikten ve sorunlara pansuman yapmaktan öteye gitmek, gerekirse oluşan kangrenleri kesip yeni reformları hayata geçirmektir. Ben diyorum ki çözüm, “havza bazlı üretim” gibi akılcı modellerle birlikte “havza bazlı yönetim” anlayışından geçer; siz dersiniz daha başka akılcı politikalar… Ama sonuçta bu ülkenin, siyaset üstü bir tarım politikasına acilen ihtiyacı var. Kırsalı en doğru şekilde tekrar tanımlamalı ve kırsaldaki çiftçimizi yeniden organize etmeliyiz.
Bu potansiyeli harekete geçirecek güce ve akla sahibiz. Yeter ki, ortak akılla bu “yeni normallere” yeni çözüm yolları bulalım.
”Toprak Senin Özün Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”
Gelecek ay görüşmek dileğiyle
Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş
Yönetim Kurulu Başkanı
