Sorting by

×
Toprak Radyo Televizyonu
GıdaTarım

Bir Ziraat Mühendisinin “Safça” Soruları: Çiftçi Zarar Ederken, Kent Lokantasındaki 40 TL’lik O “Mucize” Nasıl Gerçekleşiyor?…

    Değerli Dostlar,

    Uzun zamandır televizyonlarda, sosyal medyada ve tanıtım billboard’larının neredeyse tamamında gurur verici bir hizmetle karşılaşıyoruz: Belediyelerimizin açtığı “Kent Lokantaları, Şehir Lokantaları vb.”. Milyonlarca vatandaşımıza, pırıl pırıl mekanlarda, 40 TL gibi inanılmaz bir fiyata “sağlıklı, besleyici ve lezzetli” yemekler sunulduğu anlatılıyor.

Bu, sosyal belediyecilik adına gerçekten de alkışlanacak bir hizmet.

Ancak, o “toprağa basan” ruhumda, benim o basit ziraat mühendisi aklımda, bu harika tabloya bakarken bir kafa karışıklığı oluşuyor. Bu işin matematiğini anlamaya çalışıyorum ve ilgililere “safça” bazı sorular sormak istiyorum.

Çünkü bir yanda bu 40 TL’lik “mucize” varken, diğer yanda da her gün konuştuğumuz acı gerçekler var:

Daha dün, Sarıgöl’de 50 bin ton üzümün bağda kaldığını, 63 liralık üzümün 17 liraya düştüğünü; Menemen’de çiftçinin ıspanağı tarlada 6 liraya satarken, bizim pazarda 40 liraya yediğimizden bahsettik. Hayvancının, maliyeti %46 artan yemle boğuştuğunu, süt üreticisinin zararına üretim yaptığını sağır sultan biliyor.

Kısacası, o “sağlıklı ve besleyici” yemeğin hammaddesini üreten çiftçimiz, “kazanamıyorum, batıyorum” diye feryat ediyor.

İşte benim “safça” sorularım burada başlıyor. Aklım bu iki tabloyu bir türlü birleştiremiyor.

Safça, birinci ihtimali düşünüyorum:

Diyelim ki belediyelerimiz yalan söylemiyor; 40 TL’lik yemeğin maliyeti (hammadde, işçilik, enerji, kira hariç) gerçekten de, diyelim ki, 30 TL.

Peki, o et, o sebze, o un, o yağ… O hammadde nasıl bu kadar ucuza temin ediliyor?

Eğer bu hammaddeler, “batıyorum” diyen çiftçiden, yani tarladaki 6 liralık ıspanaktan, 17 liralık üzümden (veya onun eşdeğeri olan ucuz etten, ucuz buğdaydan) alınıyorsa… O zaman biz buna “sosyal belediyecilik” mi diyeceğiz?

Yoksa bu, zaten can çekişen çiftçinin zararı üzerinden, şehirdeki vatandaşa bir “lütuf” dağıtmak mıdır? “Sosyal” hizmetin faturasını, o en dipteki üreticiye mi ödetiyoruz?

Benim kafam gerçekten çok karıştı.

İkinci ihtimali düşünüyorum, daha da safça:

Diyelim ki, belediyelerimiz “GERÇEKTEN” yakışanı yapıyor; çiftçiyi ezmiyor. O yemeğin hammaddesini, kooperatiflerden, üreticiden “hak ettiği” fiyattan alıyor.

E o zaman o yemeğin maliyetinin 40 TL olması mümkün mü? Birkaç dürüst lokantacı arkadaşıma sordum, o yemeğin maliyetinin (et, sebze, yağ, işçilik, enerji) en az 80 TL, belki 100 TL olacağını üzerine basa basa söyledi.

Ama belediyemiz bunu yine de 40 TL’ye satıyor.

Harika! Peki, o aradaki 40-60 TL’lik devasa “zararı” (sübvansiyonu) kim karşılıyor?

Eğer bu “kaynak”, bizim emlak vergimizden, su faturamızdan, otobüs biletimizden veya belediyenin başka bir bütçesinden aktarılıyorsa… Biz buna “ucuz yemek” mi diyeceğiz? Yoksa paramızı bir cebimizden alıp diğerine koyarken, asıl sorunu, yani “gıda neden bu kadar pahalı?” sorusunu görünmez mi kılacağız?

BENCE (Sadece Merak Ediyorum):

Gerçekten anlamaya çalışıyorum. Bu iki ihtimalden hangisi doğru, Ya da benim cahilliğimden bilmediğim 3. bir ihtimal mi var?

Eğer birincisiyse (hammadde gerçekten ucuzsa), bu çiftçinin bittiğinin teyididir. Eğer ikincisiyse (pahalı hammadde sübvanse ediliyorsa), bu sadece bir illüzyondur ve gerçek sorunun üstünü örtmektir. Üçüncü bir ihtimal varsa da biri bana bunu anlatabilir mi?

Acaba diyorum, o gerçek sosyal belediyecilik, vatandaşa (yine vatandaşın parasıyla) ucuz yemek vermek midir?

Yoksa o yemeği pahalı hale getiren o devasa “makası” yani tarlayla lokanta arasındaki aracıları, fırsatçıları, tedarik zinciri baronlarını ortadan kaldıracak sistemi kurmak mıdır?

O lokantayı, çiftçiden ürünü “hak ettiği” fiyata alıp, vatandaşa “sadece maliyetine” sunan dev bir kooperatif ağına dönüştürmek midir?

Bilmiyorum… Belki de ben bu yeni ekonomiyi anlamıyorumdur. Belki de ben sadece, toprağın dilinden anlayan ve ona öyle bakan bir ziraat mühendisiyim.

Ve gerçekten “safça” soruyorum: Bu mucizenin kaynağı nerede?

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş
Yönetim Kurulu Başkanı

Toprak haber

Bir yanıt yazın