Bursa’nın Orhaneli ilçesinde yaklaşık 700 yıldır her salı dualarla kurulan tarihi Beyce Pazarı, geleneği ve yeniliği bir araya getiriyor. Uludağ‘ın eteklerindeki 50’den fazla kırsal mahalleden gelen çiftçiler, peynir altı suyu, ısırgan otu ve keçi gübresinden yaptıkları kendi doğal gübreleriyle yetiştirdikleri ilaçsız ürünleri doğrudan tüketiciyle buluşturuyor.
Ali Osman Tayır Orhaneli Belediye Başkanı
700 Yıllık Güven ve Bereket Geleneği
Zeki Müren’in şarkılarına bile konu olan Beyce Pazarı, sadece bir alışveriş noktası değil, bir kültür mirası. Orhaneli Belediye Başkanı Ali Osman Tayır, pazarın bir “güven ve bereket timsali” olduğunu belirterek, “Esnafımız, pazartesi akşamından tezgahını kurar, ürünlerini koyar ve üzerine bir bez örterek evine gider. 700 yıldır süren bu güven ortamı, pazarımızın en büyük zenginliğidir,”dedi.
İlaçsız Üretimin Formülü: Peynir Altı Suyu + Isırgan Otu!
Peynir Altı Suyu, Isırgan ve Keçi Gübresi Formülü
Pazarda satış yapan bir kadın çiftçi, ilaçsız üretimin sırrını şöyle anlattı: “Peynir altı suyu, keçi gübresi, ısırgan ve semizotunu bir arada bekletiyorum. 15-20 gün sonra suyunu süzüp sebzelerime veriyorum. Kendi doğal gübremi yapıyorum. İlaç zaten pahalı, hiç kullanmıyoruz.” Bölgedeki çiftçilerin önemli bir bölümünün bu tür doğal yöntemleri kullandığı belirtiliyor.
Bursa ve Kütahya’dan Alıcı Çekiyor
Pazarın ünü ilçe sınırlarını aşmış durumda. Üretici İbrahim Can, “Bursa’dan, Mudanya’dan hatta Kütahya’dan bile gelip doğal ürün alanlar oluyor. Bizim pazarımızın ünü sınırları aştı,” diyerek pazara olan yoğun ilgiyi dile getirdi. Pazarda bazen bir çiftçinin tezgahında sadece o gün topladığı 5 salatalık veya 2 salkım üzüm bulunuyor, bu da ürünlerin doğallığını ve tazeliğini gözler önüne seriyor.
Toprak TV Olarak
Beyce Pazarı, sadece nostaljik bir gelenek değil, aynı zamanda geleceğin tarımı için de bir laboratuvardır. Bu pazarın bize öğrettiği üç temel ders var: 1) Döngüsel Ekonomi: Peynir üretiminden arta kalan “peynir altı suyunun” atık olmaktan çıkıp, toprağa can veren bir gübreye dönüşmesi, kırsalın kendi içindeki döngüsel ekonomisinin en saf halidir. 2) Ekonomik Bağımsızlık: Çiftçinin “ilaç zaten pahalı” diyerek kendi çözümünü üretmesi, dışa bağımlı, yüksek maliyetli endüstriyel tarıma karşı en güçlü alternatiftir. 3) Güven Sermayesi: Belediye Başkanı’nın anlattığı “tezgahı bir gece önceden bırakıp gitme” geleneği, parayla satın alınamayan o “güven” sermayesinin, bir topluluğu nasıl ayakta tuttuğunun kanıtıdır. Beyce Pazarı, endüstriyel gıda sisteminin unuttuğu her şeyi bize yeniden hatırlatıyor: Güven, samimiyet, doğallık ve çiftçinin bilgeliği.
İlaçsız Üretimin Formülü: Peynir Altı Suyu + Isırgan Otu!