Erivan’dan Antalya Zirvesine Biyoçeşitlilik Köprüsü: Bakan Yumaklı COP 17’de Türkiye’nin Doğa Vizyonunu İlan Etti!…
-
[ERİVAN-ERMENİSTAN]
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 17. Taraflar Konferansı’na (COP 17) katılarak, COP 17 Liderler Zirvesi ile Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı’nda dünya liderlerine ve uluslararası kuruluşların temsilcilerine hitap etti.
16 Ekim Dünya Gıda Günü vesilesiyle Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) “Bugün Yenilik Yap, Yarını Besle!” temasını hatırlatan Bakan Yumaklı; iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve arazi bozulumuna karşı küresel eylem çağrısında bulundu. Türkiye’nin üç biyocoğrafik bölgenin kesişim noktasında eşsiz bir doğal mirasa sahip olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planımızı, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi ile uyumlu şekilde güncelliyoruz” dedi.
“Taahhütleri Somut Eyleme Dönüştürme Zamanı: Hedefimiz Uygulama COP’u”
Kunming-Montreal Çerçevesi’nin kabulünden bu yana geçen 4 yıllık sürece değinen Bakan Yumaklı, artık teorik sözlerin ötesine geçilerek somut uygulamaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Gelişmekte olan ülkeler için finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme mekanizmalarının adaleti gözetecek şekilde kurgulanması gerektiğini kaydeden Yumaklı, şu mesajı verdi:
“Doğanın korunması ile sürdürülebilir kalkınma birbirine alternatif değil, birbirini tamamlayan hedeflerdir. Biyolojik çeşitliliğin korunmasını yalnız çevre politikalarının değil, kalkınma politikalarımızın da ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz.”
“Erivan’dan Antalya COP31’e: Türkiye Çözümün Merkezindedir”
Rio Sözleşmeleri arasındaki sinerjinin önemine işaret eden Bakan Yumaklı, Ulanbator ve Erivan zirvelerinin ardından Türkiye’nin gelecek ay Antalya’da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) dikkat çekti. Türkiye’nin COP31’i bir “Uygulama COP’u” yapma kararlılığında olduğunu belirten Yumaklı, “Bugün vermek istediğimiz mesaj açıktır: Artık taahhütleri somut sonuçlara dönüştürme zamanıdır. Erivan’dan Antalya’ya bu kararlılığı taşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Kalkınma Planı doğrultusunda sulak alanların restorasyonu, erozyonla mücadele, orman varlığının artırılması ve sürdürülebilir bitkisel üretim modellerine odaklandıklarını belirten Yumaklı, Türkiye’nin ortaklık yürüttüğü “Afrika’nın Büyük Yeşil Duvar Girişimi”nin küresel dayanışma için somut bir örnek oluşturduğunu kaydetti.
Toprak TV Olarak;
Anadolu coğrafyasının barındırdığı 12 bini aşkın bitki taksonu, 3 binden fazla endemik türü ve genetik mirası; yalnızca ülkemizin değil tüm insanlığın ortak gıda güvencesidir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın uluslararası platformlarda doğa korumayı tarımsal kalkınmanın merkezine koymasını ve önümüzdeki ay Antalya’da gerçekleşecek COP31 Zirvesi’ni bir uygulama sahasına dönüştürme vizyonunu son derece stratejik buluyoruz.
Karar vericilere çağrımızdır: Tarım ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü ile Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü koordinasyonunda; güncellenen Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında çiftçilerimizin elindeki tescilli yerel ata tohumları için doğrudan “Genetik Kaynak Koruma Primi” tanımlanmalıdır. Tarım arazilerini kurutan vahşi madencilik, betonlaşma ve amaç dışı arazi kullanımı cezai yaptırımlarla tamamen engellenmeli; Antalya COP31 İklim Zirvesi öncesinde tarımsal kuraklığa karşı havza bazlı kapalı basınçlı sulama seferberliği bütçeden öncelikli yatırımlar arasına alınmalıdır.
Tüketicilerimize ve yetiştiricilerimize tavsiyemiz ve çağrımız ise; üreticilerimizin tarlalarında polinatör böcekleri, arıları ve toprak biyotası popülasyonunu yok eden aşırı kimyasal pestisit kullanımından vazgeçerek entegre mücadele ve biyoteknik yöntemlere geçmeleridir. Tüketicilerimizin ise sofralarında biyoçeşitliliği zenginleştiren, Anadolu’nun kadim ata tohumlarıyla yetiştirilmiş tescilli yerel gıdaları tercih ederek hem kendi sağlıklarını hem de milli ekosistemimizi korumalarıdır.




