Bir Çiftliğin Ötesinde, Bir Gelecek Mirası: Tarım, Sadece Bir Faaliyet Değil; Tarihimiz, Kültürümüz ve Geleceğimizdir…
Toprağın Kokusu, Emeğin Tadı
Madem ki ülkemizi bir büyük çiftlik olarak görüyoruz, bu çiftliği hakkıyla yönetebilmek için onun ruhunu anlamak gerekir. “Toprağı dinleyen tarım” diyerek başladığımız bu yolculukta, toprağın verimliliğini, iklimini ve topografyasını konuştuk. Şimdi ise, bu büyük çiftliğin neden bu derece önemli olduğunu, onu neden bu kadar sahiplendiğimizi anlatmak istiyorum. Kimine göre sadece bir iş, kimine göre bir faaliyet olsa da, Tarım… Tek bir kelime, fakat içinde binlerce yıllık bir medeniyetin, emeğin, kültürün ve umudun özeti gizli. Tarım dendiğinde akla sadece ekilen, biçilen tarlalar gelmez; o, aynı zamanda bir ulusun varoluş mücadelesi, stratejik bir bağımsızlık simgesi ve en önemlisi de gelecek nesillere bırakılacak en kıymetli emanettir. Bu yüzden Atalarımızdan miras değil, emanet aldığımız bu toprakların hikayesi, aynı zamanda benim de hikayemdir; yörük bir babanın ve Türkmen bir annenin, bu toprakları elleriyle eşeleyerek büyüttüğü bir Türk evladının hikayesi…
Tarımın Tanımı: Toprağın Kalbinden Gelen Felsefe
Ne yaparsan yap, yaptığın işin felsefesini en ince detaylarına kadar anlamadan o konuya hakim olamazsın. Bu yüzden, tarımı sadece “toprağı işleyip ürün elde etmek” olarak tanımlamak eksik kalır. Tarım; binlerce yıllık tarihi, coğrafyanın sunduğu kültürel çeşitliliği, toplumun sosyolojik yapısını ve bir ülkenin ekonomik bağımsızlığını içinde barındıran üst bir kavramdır. Toprak, bir milletin var oluşunun, kültürel kimliğinin ve binlerce yıllık tarihinin temelidir. Geçmişten bugüne aktarılan değerlerin en önemli yansımalarından biri de, bu topraklarda üretilen Anadolu mutfağıdır. Sektördeki kavram kargaşasını bitirmek ve ortak bir dilde buluşmak adına, artık bu üst tanımı benimsemeliyiz. Çünkü hayvancılık da, bitkisel üretim de, ormancılık da, balıkçılık da, hepsi o büyük ve bereketli “tarım” çatısının ayrılmaz birer parçasıdır.
Stratejik Konumumuz: Bereketli Hilal’in Tam Merkezinde
Ülkemizin bu tarımsal zenginliği, tesadüfi değildir. Üç tarafı denizlerle çevrili, dağların ve ovaların iç içe geçtiği, aynı anda dört mevsimi yaşayabilen bir coğrafyada bulunmak, bize doğanın sunduğu en büyük avantajdır. Bu durum, Türkiye’yi tarımsal çeşitlilik açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri yapmaktadır. Anadolu, coğrafi konumu itibarıyla bu bereketli hilalin tam kalbinde yer alır. Bu, ülkemizin olağanüstü ekosistem ve habitat çeşitliliğinin bir sonucu olarak, tarımsal potansiyelimizin de ne kadar zengin olduğunun en önemli göstergesidir. “Bereketli hilal” sadece bir tarih dersi değil, aynı zamanda bugün elimizde tuttuğumuz toprağın neden bu kadar özel olduğunu anlatan yaşayan bir gerçektir. Bu yüzden ülkemiz tarımın yapılmaya başladığı ilk yıllardan itibaren birçok bitkinin anavatanı olmuştur ve günümüzde de bu bitkiler milletimiz tarafından hala üretilmektedir.
Türkiye, coğrafi ürün çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir ve hemen her yörenin kendine özgü, yöresinin adıyla anılan en az bir ürünü bulunmaktadır. Bu yöresel ürünler, bir bölgenin iklim, coğrafya ve genel olarak doğa koşulları altında özel nitelik kazanır. İşte coğrafi işaretler de tam bu noktada devreye girer. Ürünlerimizin bu eşsiz kimliği, onları dünya pazarlarında güçlü ve rekabetçi kılar.
Unutulmamalıdır ki; Bu emanete sahip çıkmak, sadece toprağa iyi bakmak değil, aynı zamanda o topraklardan çıkan ürünün hikayesini anlatmak, kimliğini tescillemek ve en önemlisi de ona pazar bulmaktır. Çünkü bir ürün, ancak pazar bulabildiği ölçüde varlık gösterebilir ve o toprağın kültürel değeri de ancak o zaman sürdürülebilir hale gelir.
Dahası, coğrafi olarak sahip olduğumuz bu stratejik konum, dünya pazarlarına olan yakınlığımızla da birleşir. Türkiye, Fas, İspanya, İskandinav ülkeleri, Rusya, Özbekistan ve Umman-Yemen hattı üzerinden, Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya gibi 6 önemli bölgeye sadece 4-5 saatlik uçuş mesafesindedir. Bu avantajlar, sadece üretim yapmak için değil, aynı zamanda ürettiğimizle küresel pazarlarda rekabet edebilmek için de en büyük kozumuzdur.
Geleceğe Emanet: Tarım Bir Milli Güvenlik Unsurudur
Atalarımızdan miras değil, gelecek nesillerden emanet aldığımız bir toprağın evlatları olarak, bu topraklara sahip çıkmak en büyük görevimizdir. Tarım, bir ülkenin en önemli, hatta milli güvenlik unsuru olan gıda güvenliğinin garantisidir. Kendi kendine yetebilen, üretimde dışa bağımlı olmayan bir ülke, uluslararası arenada çok daha güçlü ve söz sahibidir. Bu nedenle, bu büyük çiftliğin her bir metrekaresini akıl ve bilimle işlemeli, teknolojiyi kullanarak verimliliğini artırmalı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeliyiz.
Bence:
Tarım konusunda bildiklerimle yetinmiyor, bilmediklerimi de öğrenmek için bu yolculuğa devam ediyorum. Her birimizin bu büyük çiftliğin birer neferi olması gerektiğine inanıyorum. Bu topraklarda ürettiklerimizle büyüyüp gelişen bir evladı olarak, atalarımdan aldığım bu emaneti, şahsıma düşen payı ile gelecek nesillere daha verimli, daha bereketli ve daha huzurlu bir şekilde devredebilme hissini şimdiden yaşıyor gibiyim. Çünkü yapmak ve başarmak istediğin, katkı sunmak istediğin, hizmet etmek istediğin ne varsa, önce onu tanımak, anlamak, hissetmek ve varsa sorunlarına çözüm üretmek, avantajlı taraflarını daha da geliştirmek olmalı felsefe. Ben de naçizane ülkemin röntgenini bilgilerimle, tecrübelerimle kendi değerlendirmelerim ışığında çekmeye çalışıyorum. Bundan sonraki birlikteliğimizde de, yaptığımız o muhteşem tanıma göre tarımın en önemli aşamalarından biri olan planlama konusundaki düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
“Toprak Senin Özün Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”
Görüşmek dileğiyle…
Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

