Küresel Gübre Piyasasında “Erişilebilirlik Krizi”: Yüksek Fiyat ve Düşük Arz Kıskacı…
-
Değerli üretici kardeşlerim, sektörün kıymetli temsilcileri;
Geçen hafta küresel tarım piyasalarındaki dev dalganın ardından suların durulmasını beklerken, bu hafta raporlar bize fırtınanın merkez üssünün yer değiştirdiğini ancak şiddetinin azalmadığını gösteriyor. Bir hafta önceki analizimizde dikkat çektiğim “Erişilebilirlik Krizi”, bu hafta Hindistan’ın ihaleyi sonuçlandırması ve Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizliğin kronikleşmesiyle piyasanın yeni normali haline geldi. Artık mesele sadece fiyatın yüksekliği değil; parası olanın bile ürüne ulaşamadığı rasyonel bir tıkanma noktasına gelmiş bulunuyoruz.
DERİNLEŞEN KRİZ: PİYASA ARTIK İKİYE AYRILDI
Kıymetli dostlarım, bu hafta çok kritik bir gelişme oldu: Küresel gübre piyasası artık tek fiyatlı bir piyasa olmaktan çıkarak, iki ayrı gerçekliğe bölündü. Hindistan 935-959 $/t CFR seviyelerinde agresif alım yaparken, aynı ürün Brezilya ve ABD pazarlarında 150-200 dolar daha düşük seviyelerde işlem gördü. Bundan sonra çok net konuşabileceğim ve piyasalarda artık değişmeyecek bir kural oluştu: Evet, gübre piyasasında fiyatı artık arz değil, erişim belirleyecek.
Bugün yaşanan kriz bir üretim krizi değil, bir akış krizidir. Ürün vardır ancak doğru yerde değildir. Hindistan’ın agresif alımıyla birlikte üreticilerin Mayıs ve Haziran yüklemeleri büyük ölçüde bağlanmış, diğer pazarlar adeta sistem dışına itilmiştir.
ÜRE: HİNDİSTAN DÜNYA STOKLARINI VAKUMLADI
Sevgili dostlar, geçen hafta Hindistan’ın ihalesinde 2-2,5 milyon ton civarında bir alım beklediğimi ifade etmiştim. Rakamlar artık netleşti; Hindistan IPL, tam 2,5 milyon tonluk devasa bir yükü, tonu 935 ile 959 dolar arasındaki o yüksek “premium” fiyatlardan çantasına koydu (Doğu kıyısı için 959 $, Batı için 935 $ ödediler). Bu dev ihaleyi kapatabilmek için dünyanın dört bir yanından mal toplandı: Rusya’nın Baltık ve Karadeniz limanlarından gelen taahhütler 1 milyon tona dayanırken; Kuzey Afrika hattından 500 bin ton (ki bunun 340 bin tonu sadece Mısır’dan), Nijerya, Umman ve Güneydoğu Asya’dan da çok ciddi miktarlarda kargo Hindistan yoluna ayrıldı.
Aslında işin en can alıcı noktası şu: Mayıs ayı yüklemeleri için Güneydoğu Asya, Karadeniz ve Cezayir taraflarında hâlâ, az da olsa kıyıda köşede kalmış tekliflerin kulağımıza geliyor olması. Yani anlayacağınız, Hindistan piyasayı adeta bir elektrikli süpürge gibi vakumlamış olsa da, bu büyük sistemin biraz uzağında duran küçük çaplı üreticilerde Mayıs ayı için hâlâ ürün bulma şansı var. Tabii bu arada Brezilya (760-800 $ CFR) ve ABD’nin Nola (yaklaşık 760 $ CFR) gibi diğer büyük pazarları, Hindistan’ın ödediği o yüksek rakamların yanında adeta oyunun dışına itilmiş ve kenarda beklemeye bırakılmış durumda.
Gelelim şu meşhur Hürmüz kilidine ve lojistik kördüğüme: Geçen hafta “lojistik kilit” diye adlandırdığımız Hürmüz Boğazı’ndaki durum, bu hafta kısa süreli ateşkes umutlarının ardından saldırıların ve gemilere el koyma olaylarının tekrar patlak vermesiyle tam bir çıkmaza girdi. En az 22 gemide bekleyen o 1 milyon tonluk “hayalet stok” teorimiz maalesef bu hafta da geçerliliğini koruyor; çünkü boğazdan hâlâ tek bir gübre gemisinin bile geçişine izin verilmedi. Durum öyle bir noktaya geldi ki, artık sadece gübrenin kendi fiyatı değil, onu taşıyabilmenin o devasa maliyeti de fiyat etiketini belirleyen ana unsur haline dönüştü.
AMONYAK VE KÜKÜRT: ARZ SIKIŞIKLIĞI VE REKORLAR
Amonyak cephesinde ise fiyatlar tabiri caizse gemi azıya almış durumda; Avrupa teslimatlı rakamlar sadece bir haftada 50 $/t daha üzerine koyarak 900 $/t CFR seviyelerine dayandı. Ancak burada görmemiz gereken asıl büyük resim sadece bir fiyat yükselişi değil; piyasadan aylık 300.000 tonun üzerinde fiziksel ürünün eksilmesiyle oluşan ciddi bir yapısal daralmadır. Doğu Süveyş hattındaki kriz artık kalıcı bir hal almaya başladı; Avustralya’daki Pilbara tesisinin açılışı Haziran’a kalınca, koca bir bölge en azından ikinci çeyreğin sonuna kadar amonyaksız kalacak gibi görünüyor. Bu yüzden satıcılar dört bir koldan; Çin ve Güneydoğu Asya’dan acil kargo bağlayabilmek için yoğun bir mesai harcıyor.
Buna karşılık Batı dünyasına, özellikle de ABD Körfezi’ne baktığımızda manzara biraz daha ferah; Texas’taki yeni tesislerin devreye girmesiyle Haziran ayı için ürün arzı “olağanüstü sağlıklı” bir görünüme kavuştu. Buradaki FOB fiyatları 750 $/t seviyesine tırmanırken, satıcıların gözü şimdiden 800 $/t bandına dikilmiş durumda. Önümüzdeki hafta açıklanacak olan Tampa Mayıs kontratında ise 100 $/t’yi aşan sert bir artışın gelmesi artık sürpriz olmayacak. Kükürt tarafında ise işler iyice çetrefilleşiyor; Çin’in sülfürik asit ihracatına getirdiği yasak, fosfat üretim maliyetlerini doğrudan ve çok sert bir şekilde vurmaya devam ediyor. Öyle ki bazı pazarlarda spot kükürt tekliflerinin rasyonel sınırları zorlayarak 1.000 ile 1.200 $/t CFR bandına kadar dayandığını görüyoruz.
FOSFAT VE POTAS: PİYASADA “KÖR DÜĞÜM” VE BEKLEME SAVAŞI
Fosfat tarafında durum, geçen hafta belirttiğim “erişim krizinden” artık tam bir “kilitlenme” noktasına evrilmiş durumda. DAP ve MAP fiyat teklifleri yükselmeye devam ediyor ancak alıcılar artık bu rakamları ödeme noktasında çok büyük bir direnç gösteriyor.
Burada asıl bomba gelişme şu: Bazı yüksek maliyetli üreticiler için DAP üretim maliyeti tam 1.000 $/t FOB seviyesine dayanmış durumda. Yani anlayacağınız, bugün piyasada telaffuz edilen satış fiyatları artık kâr etme değil, adeta bir hayatta kalma fiyatıdır. Faslı dev OCP, Avrupa’ya yaptığı son DAP/MAP satışlarını 950-975 $/t FOB gibi rekor seviyelerden gerçekleştirdi. Üstelik hammadde ve lojistik sıkıntıları nedeniyle OCP üretim kapasitesini %50-60’a, Suudi Arabistan ise %70’e kadar düşürmüş vaziyette. Sadece OCP’nin ikinci çeyrekte 1 milyon ton civarında bir ihracat kesintisine gitmesi bekleniyor.
BENCE: “BOŞ DEPO, EN BÜYÜK RİSKTİR”
Değerli dostlarım, işin en acı tarafı şu: Mahsul fiyatları kriz öncesine göre sadece %4 civarında artabilmişken, gübre fiyatlarının %28 fırlaması; çiftçinin gübreye erişebilirliğinin son beş yılın en zayıf ve en kırılgan seviyesine çekilmiş olmasıdır. Maalesef bu durum çiftçimizin rızkını, dolayısıyla gıda güvenliğimizi doğrudan tehdit etmektedir. Unutmayın; Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik tıkanıklık ve Çin’in ihracat pazarına dönüşünün kesin bir tarih değil, sadece bir ihtimal (en erken Haziran, ancak raporlara göre muhtemelen Ağustos) olması, önümüzdeki 60 günün çok sancılı geçeceğini gösteriyor. Hürmüz’de bekleyen 1 milyon tonluk “hayalet stok” hâlâ yerinden kıpırdayabilmiş değil; yani tam anlamıyla bir “savaş ekonomisi” koşullarını yaşıyoruz.
Sevgili dostlarım, mesleki sorumluluğum gereği şu gerçeklerin altını tekrar tekrar çizmek istiyorum. Devletimiz; özellikle son dönemde gübre hammadde tedarikinde Rusya ve Kuzey Afrika hattında yürüttüğü proaktif diplomasiyle ve T.C. Ziraat Bankası üzerinden üreticimize sağladığı sübvansiyonlu finansman destekleriyle rasyonel bir duruş sergiledi.
Özellikle Avrupa Birliği’nin gübredeki gümrük vergilerini askıya alma çalışmalarıyla eş zamanlı olarak; devletimizin yerli üretimi ve arzı korumak adına ithalat rejiminde uyguladığı esnek adımlar ile hammadde akışını kolaylaştıran düzenlemelerini sonuna kadar destekliyorum. Geçen hafta Hindistan’ın agresif alımları ve Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik kilitlenmenin etkileri derinleşirken; devletimizin hem finansal kalkanlar hem de vergi düzenlemeleriyle attığı bu adımlar, bana göre çiftçimiz ve sanayicimiz için kritik bir nefes borusu oldu.
Bundan sonra da devletimizin kararlı ekonomi diplomasisinin, bayilerimizin stok disiplininin ve toprağa can veren üreticilerimizin bu kritik eşikte alacağı planlı kararların, hasat dönemindeki başarımızın asıl anahtarı olacağına inanıyorum.
DEVLETİMİZ İÇİN STRATEJİK ÖNERİLER VE MİLLİ GÜVENLİK ADIMLARI
Kıymetli dostlarım, küresel arzın belli ellerde toplandığı ve deniz yollarının adeta birer kapalı kutuya dönüştüğü bu puslu havada, devletimizin gıda güvenliğini bir “Milli Savunma” meselesi olarak görmesi artık bir zorunluluktur. Devletimiz bugüne kadar gümrük vergilerindeki esneklik ve hammadde diplomasisiyle çok kritik hamleler yaptı. Ancak bu rasyonel duruşu bir adım öteye taşıyacak naçizane çözüm önerilerimi de burada paylaşmak isterim:
• Lojistik ve Sigorta Kalkanı: Hürmüz ve Kızıldeniz’deki gerilim nedeniyle artan sigorta maliyetleri doğrudan çiftçimizin omuzuna yükleniyor. Eğer stratejik hammadde taşıyan gemilerimiz için kamu destekli bir “Navlun Garanti Fonu” kurulursa, bu maliyet baskısını ciddi oranda hafifletmiş oluruz.
• Gübrede Milli Rezerv Modeli: Tıpkı enerjide olduğu gibi gübre hammaddesinde de bir “Milli Stok Eşiği” belirlemeliyiz. Dünyada ürün kilitlendiği an devreye girecek bu stratejik yedekler, tarımsal üretimimizin sigortası olacaktır.
• Özel Ticaret Koridorları: Çin ve Rusya’nın ihracat kapılarını daralttığı bu dönemde, ikili anlaşmalarla fabrikalarımızın hammaddeye doğrudan ulaşacağı “yeşil hatlar” oluşturmalıyız. Devletimizin yürüttüğü tedarik diplomasisini bu koridorlarla daha da tahkim edebiliriz.
• Bayi Odaklı Erken Finansman: Çiftçimizin gübresini ürün daha limandayken, fiyatlar henüz fırlamadan rezerve edebileceği bir finansman modeli şart. T.C. Ziraat Bankası desteklerinin doğrudan bayi kanallı bir ön ödemeli sisteme evrilmesi, sezon içindeki o meşhur “bulunabilirlik” sorununu kökten bitirebilir.
Bence atılan her adım çok kıymetli; ancak bu stratejik hamleler hasat güvenliğimizi daha da artırıcı bir hale getirecektir.
BAYİLERİMİZ İÇİN KRİTİK NOT
Kıymetli yol arkadaşlarımız, toprağın sahadaki uç beyleri;
Evet, yaşadığımız bu derin kriz süresince sizlere hitabım hep bu gönül bağıyla olacaktır. Çünkü sizler üretimin en uç noktasında, toprağın nabzını tutan gerçek uç beylerisiniz. Haftalardır analizlerimde bazı gerçekleri neden kelimesi kelimesine, adeta bir mühür gibi tekrar ettiğimi merak ediyor olabilirsiniz. Derdim sadece konunun iyi anlaşılması değil; bu dertli haykırışımızın, bu zorlu tabloyu tüm dünyaya yaşatanların belki bir şekilde gözüne takılması, kulaklarına ulaşması içindir.
Küresel piyasaların böylesine savrulduğu bu fırtınalı dönemde stok, artık sadece bir ticaret metası değil; bizzat üreticiye verilmiş sarsılmaz bir “sadakat sözüdür”. Hindistan, devasa ihalelerle dünyadaki serbest malı adeta bir vakum gibi kendi ambarlarına çekmişken, piyasada ürün bulabilmek sıradan bir imkân değil, başlı başına bir ayrıcalık haline gelmiştir.
Bu kritik eşikte deposunda ürün bulunduran bayi; sadece kâr peşinde koşan bir tüccar değil, bu vatanın gıda arz güvenliğini omuzlayan en stratejik dayanaktır. Unutmayın; çiftçiniz tarlasını hazırlayıp kapınıza geldiğinde ona “malım bitti” demek, sadece o günkü kazancınızı değil, yıllarca emekle ördüğünüz o sarsılmaz itibarınızı da zedeler. Eskiden deposunda malı olan kâr kovalardı; bugün ise deposunda malı olan, üreticisine “Sen merak etme, toprağın sahipsiz kalmayacak” diyerek güven aşılayan en büyük dayanaktır.
Bu dönemin asıl kahramanı en ucuz teklifi veren değil; lojistik kördüğümün tam ortasında üreticisinin elini bırakmayan ve toprağın rızkını o depoda hazır tutan öngörü sahibi bayidir. Günübirlik hesapların değil, kalıcı bir saygınlığın inşa edildiği bu günlerde üreticinin yanında durmak, sizin bu toprağa olan en büyük vefanız olacaktır.
ÇİFTÇİ KARDEŞLERİME TAVSİYEM
Değerli bekçilerimiz, toprağın sadık koruyucuları;
Biliyorum, haftalardır aynı uyarıları yapıyorum ve belki de “Levent Özdemir yine mi aynı şeyler?” diyorsunuz. Ancak piyasa öyle bir kilitlenme noktasına geldi ki, haklı çıkmanın verdiği o buruk sorumlulukla gerçekleri bir kez daha, ama farklı bir pencereden anlatmak zorundayım.
“Fiyatlar biraz durulsun, elbet düşer” diyerek kenarda beklemek, bu sezonun şartlarında ne yazık ki hasadınızı ateşe atmakla eş değerdir. Hindistan’ın bu durumu, Çin’in ihracat kapısını ne zaman açacağı hâlâ bir muammayken ve Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik kriz her geçen gün daha da kronikleşirken; o beklediğiniz “normalleşme” maalesef haftalar değil, aylar sürecek bir ufuk çizgisi kadar uzak…
Şunu asla unutmayın: Pahalı da olsa gübreye ulaştığınızda belki kârınızdan bir miktar fedakârlık edersiniz; ama o gübreye hiç ulaşamazsanız, yarın toprağı boş bıraktığınızda ortada kurtaracak bir kârınız dahi kalmaz. Rızkınızı korumanın, emeğinizi sahipsiz bırakmamanın tek yolu; tarlaya giriş vakti geldiğinde o gübreyi başkasına muhtaç kalmadan deponuzda hazır tutmaktır.
Kalın sağlıcakla…
“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”
Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı


