-
Değerli Dostlar,
Uzun bir seyahat ve bayram molasının ardından, pazar yazılarımızda kalemi yeniden eline alan bir tarımsal yayıncı olarak sizleri en içten duygularımla selamlıyorum. Kervanımıza ara vermeden hemen önce; dağların heybetiyle şekillenen sert iklimin koynunda büyük bir et ve süt rezervi barındıran, nehirlerin coğrafyayı birer üretim koridoruna dönüştürdüğü Karasu-Murat Havzası’ndaydık. Yüksek rakımın getirdiği üretim disiplinini ve meralarımızın kurtuluş reçetesini satırlara taşımıştık.
Bu hafta ise yönümüzü; Yeşilırmak’ın en güçlü ve stratejik kollarından biri olmasına rağmen, mikroklimaları, toprak yapısı ve ekolojik geçiş kuşağı özellikleri sebebiyle bütüncül bir planlama adına müstakil olarak incelenmesi gereken çok özel bir coğrafyaya, Çekerek Havzası’na çeviriyoruz. Yaklaşık 876 bin hektarlık alanı kapsayan Çekerek Nehri Havzası; Yozgat, Çorum, Tokat ve Amasya topraklarına can veren derin sessizliğiyle, vadilerinde gizlenen üretim potansiyeliyle ve hak ettiği doğru yönetim stratejileriyle bugün kulak kabartmamızı bekliyor.
Sevgili Dostlar,
Çekerek Havzası’nın tarımsal geleceğinden bahsetmek; İç Anadolu’nun kurak ve karasal stepleriyle Karadeniz’in nemli ve ılıman iklimi arasında sıkışmış, adeta bir köprü görevi gören devasa bir üretim kuşağının sorumluluğunu üstlenmektir. Burası; Çekerek Çayı’nın suladığı verimli taban arazilerden, etrafını saran engebeli yamaçlara uzanan geniş bir üretim yelpazesidir. Hububattan baklagillere, bağcılıktan şekerpancarına ve son yıllarda hızla gelişen meyveciliğe kadar büyük bir çeşitliliğin merkezidir.
Ancak unutulmamalıdır ki, Çekerek Havzası yalnızca kendi tarımsal üretiminden sorumlu değildir. Yeşilırmak ana havzasının su bütçesini besleyen en önemli kollardan biri olması nedeniyle aşağı havzalardaki tarımsal üretimin sürdürülebilirliği üzerinde de doğrudan etkiye sahiptir. Buna rağmen havzamız bugün; yetersiz sulama altyapısı, taban suyu yönetimsizliği, kırsal nüfusun yaşlanması ve iklim krizinin getirdiği ani kuraklık periyotları kıskacında bir çıkış yolu aramaktadır.
Gelin, bu saklı kalmış vadinin potansiyelini birlikte görelim ve yarınları nasıl inşa ederiz ve bunun çözüm yolları nelerdir masaya yatırmaya çalışalım!
SINIRLAR ve RUH: İki İklim Arasında Şekillenen Geçiş Koridoru
Kıymetli Dostlar,
Çekerek Havzası, coğrafi olarak Yeşilırmak Havzası’nın güneybatı sınır hattını oluşturan, ancak kendi iç dinamikleriyle tamamen özgünleşen bir ekosistemdir. Çekerek Çayı, Yozgat’ın Çamlık eteklerinden ve Sivas sınırına yakın dağlık alanlardan doğarak yolculuğuna başlar. Havzanın sınırlarını kuzeyde ve doğuda Tokat’ın Deveci Dağları ile Zile-Amasya bağlantısını kuran güney yükseltileri çizerken, batıda Çorum’un engebeli platoları, güneyde ise Yozgat’ın geniş bozkırları bu su yatağını çevreler. Yozgat’ın Çekerek, Aydıncık, Çayıralan, Saraykent gibi havza içerisindeki stratejik ilçelerinden geçerek Tokat’ın Zile ilçesine ve nihayetinde Yeşilırmak ana gövdesiyle birleştiği Amasya topraklarına kadar uzanan bu hat, coğrafyanın sunduğu en dengeli geçiş koridorlarından biridir.
Bu fiziki sınırların havzaya üflediği ruh, tam bir “iklimsel geçiş” karakteridir. Güney kesimlerde İç Anadolu’nun sert, kışları soğuk ve yazları kurak yapısı hakimken; kuzeye, vadi tabanlarına doğru ilerledikçe Karadeniz ikliminin yumuşatıcı etkisi kendisini hissettirir. İşte bu çift karakterli yapı, bitkisel üretimde havzaya muazzam bir çeşitlilik ve esneklik kazandırır. Yüksek platolarda ve yamaçlarda buğday, arpa ve yeşil mercimek gibi zor şartlara dayanıklı hububat ve baklagiller başı çekerken; vadinin korunaklı taban alanlarında ise şekerpancarı, soğan, patates ve hatta aroması yüksek yerel bağcılık ile meyve bahçeleri kendilerine yaşam alanı bulur.
Burada üretim, sadece toprağa tohum atmak değildir; iki farklı iklimin sınır hattında doğanın sunduğu fırsatları rasyonel bir akılla harmanlama sanatıdır. Havzanın bitki çeşitliliği de bu köprü vazifesinden nasibini alır. Yamaçlarda yer alan meşe ve ardıç toplulukları vadinin nem dengesini korurken, bölgedeki doğal meralar küçükbaş hayvansal üretim için uygun bir zemin hazırlar.
Çekerek Havzası yalnızca ürün çeşitliliğiyle değil; yerel popülasyonlar, eski buğday varyeteleri, yerel üzüm tipleri ve kuraklığa, iklim değişikliğine uyum sağlamış genetik materyaller bakımından da önemli bir biyolojik miras alanıdır. Bu genetik çeşitliliğin havzada üstlendiği “doğal sigorta” işlevi, bölgenin biyolojik sürdürülebilirliğinin en temel dayanağıdır. Özellikle yerli tohum gen kaynaklarının korunması ve geçiş iklimine uyumlu katma değerli özel ürünlerin geliştirilmesi açısından ülkemizin en bakir laboratuvarlarından biridir.
Kar-Yağış Rejimi ve İklim Değişikliğinin Vadideki Ayak İzleri
Küresel iklim krizinin havza üzerindeki etkileri, kendini en çok kış yağışlarının biçim değiştirmesinde göstermektedir. Eskiden kış aylarında havzanın yüksek dağlarına düşen ve ilkbahar boyunca yavaş yavaş eriyerek Çekerek Çayı‘nı besleyen kar yağışları, yerini düzensiz ve ani sağanak yağmurlara bırakmaktadır. IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) son raporlarında İç Anadolu geçiş kuşakları için dikkat çektiği en büyük risk, kuraklıktan ziyade bir “iklim oynaklığı” durumudur. Yani üretici, aynı üretim yılı içerisinde hem sel, hem dolu, hem ani sıcaklık dalgalanması hem de kuraklık risklerinin tamamıyla eş zamanlı yüzleşmek zorunda kalmaktadır.
Bu durum, ilkbahar aylarında vadi tabanlarında ani su yükselmelerine ve taşkın risklerine yol açarken, yaz ortasında ise nehir debisinin kritik seviyelere düşmesine neden olmaktadır. Yağış rejimindeki ve hava olaylarındaki bu dengesizlik, ekim ve hasat takvimlerini doğrudan kaydırmakta, üreticiyi öngörülemez bir kumarın içine itmektedir.
Tam da bu noktada, Çekerek Barajı ve bağlı projelerle Çekerek, Zile, Reşadiye ve Geldingen ovalarında toplam 678 bin dekar tarım arazisinin sulanması hedeflenmektedir. Bu devasa ölçek, barajın ve bölgedeki sulama göletlerinin depolama kapasitelerinin verimli kullanılmasını, su yönetiminin hatasız işletilmesini hayati bir zorunluluk haline getirmektedir. Su yönetiminde yapılacak en küçük bir mühendislik hatası, vadi tabanındaki yüksek su tüketen ürünlerin kurumasına ya da yamaçlardaki baklagil tarlalarının verimsiz kalmasına yol açmaktadır.
TOPOĞRAFYA ve TOPRAK: Akarsu Tabanları ile Engebeli Yamaçların Dengesi
Sevgili Dostlar,
Havzanın topoğrafik yapısı, derin vadi tabanları ile bu tabanları çevreleyen dalgalı platoların ve dik yamaçların birleşimidir. Çekerek Çayı ve kollarının asırlar boyunca taşıdığı alüvyonlarla şekillenen taban araziler, besin maddelerince zengin, derin profilli ve yüksek verim potansiyeline sahip topraklardan oluşur. Yamaçlara doğru çıkıldıkça toprak yapısı kahverengi step topraklarına ve kireçli, sığ yapılara dönüşür. Bu iki farklı toprak yapısı, havzada mekansal bir planlamayı zorunlu kılmaktadır.
Ancak taban arazilerdeki en büyük yapısal sorun, yanlış sulama pratiklerinin neden olduğu taban suyu dalgalanmaları ve toprak sıkışmasıdır. Geleneksel yöntemlerle yapılan sulamalar, verimli alüvyonların yıkanmasına ve zamanla taban sahalarında çoraklaşma riskinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İşin bir diğer tehlikeli boyutu ise yeraltı sularıdır. Son yıllarda özellikle Yozgat ve Çorum çevresinde yeraltı suyuna bağımlılığın tehlikeli seviyeye ulaşması yapısal bir tehdit haline gelmiştir. Yeraltı sularının kontrolsüz çekimi uzun vadede yalnızca kuyuların debisini değil, taban suyu dengesini ve ekosistemin doğal beslenmesini de derinden etkilemektedir.
Bununla birlikte havzanın en kritik yapısal toprak sorunlarından biri, organik madde oranının birçok arazide %2’nin altına düşmüş olmasıdır. Anızın toprağa kazandırılması, yeşil gübreleme ve organik materyal uygulamaları, havzamızın karbon stokunu artırırken su tutma kapasitesini de yükseltecek. Böyle bir yatırım havzamıza yapılabilecek en uygun ekonomik yatırımlardan biri olacaktır.
Nitekim bu sorunların çözümü adına yürütülen Çekerek Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi (TULİP) kapsamında, sadece 2025 yılında Yozgat’ta 982 hektar rehabilitasyon, 2.010 hektar toprak muhafaza ve erozyon kontrolü ile 500 hektar mera ıslahı çalışması başarıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca proje dahilinde 186 aileye ₺41,5 milyon hibe desteği sağlanmıştır. Devletimiz eliyle atılan bu kıymetli adımlar, havzada planlı ve sürdürülebilir dönüşümün mümkün olduğunu gösteren somut birer başarı örneğidir; yapılması gereken bu uygulamaları hızlandırmak ve tüm havza sathına yaymaktır. Unutulmamalıdır ki, yamaçlarda erozyonla kaybettiğimiz her santimetre küp üst toprak ve taban arazilerde aşırı suyla çürüttüğümüz her metrekarelik alan, havzanın organik madde zenginliğini yok eden yapısal ciddi bir hasardır.
SOSYOLOJİK YAPI: Göçün Gölgesinde Kalan Topraklar ve Genç Şefkat İhtiyacı
Değerli Dostlarım,
Çekerek Havzası’nın sosyolojik yapısı, İç Anadolu’nun tok gözlü, sabırlı ve toprağına sadık insan karakteriyle Karadeniz’in dinamik, çalışkan yapısının harmanıdır. Çekerek Havzamızın insanı, zor coğrafi ve iklimsel geçiş şartlarında üretim yapmanın pratik yollarını kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Komşuluk ilişkileri, hasat dönemindeki imece kültürü, bu vadinin köylerini ayakta tutan en büyük sosyal sermayedir.
Ne var ki, son yıllarda büyük kentlerin endüstriyel çekim gücü ve tarımsal girdilerdeki öngörülemeyen maliyet artışları, bu havzada da kendini hüzünlü bir kırsal göç olarak göstermiştir. Yozgat ve Çorum’un havza sınırları içinde kalan köylerinde nüfus hızla yaşlanmakta, toprağın dilinden anlayan genç eller şehirlere göç etmektedir. Miras hukuku nedeniyle tarlaların sürekli bölünmesi, arazileri ekonomik işletme ölçeğinin altına düşürmekte ve geride kalan yaşlı nüfusun yenilikçi teknikleri sahaya uygulamasını zorlaştırmaktadır.
Bölgede yürütülen rehabilitasyon projelerinin toplamda 84 bin kişiye doğrudan fayda sağlamayı hedefleyen geniş ölçeği ve 2025 yılında 186 aileye ulaştırılan ₺41,5 milyonluk hibe destekleri, kırsaldaki sosyal dokuyu tahkim etmek adına çok değerlidir. Ancak devlet desteklerinin sağladığı bu olumlu ivmeyi genç istihdamı ve modern teknoloji entegrasyonuyla büyüterek daha da kalıcı kılmak şarttır.
Kırsaldaki yaşam standardını yükseltmeden, bitkisel ve hayvansal üretimi gençler için modern ve karlı bir girişimcilik alanına dönüştürmeden göç dalgasını tamamen durdurmak mümkün değildir. Bölgedeki meslek yüksekokulları ve yerel yönetimler, genç nüfusu dijital tarım araçları, modern meyvecilik ve sözleşmeli üretim modelleriyle buluşturacak eğitim köprüleri kurmalıdır. Kırsalı sadece bir üretim yeri değil, sosyal imkanları olan bir yaşam alanı olarak yeniden tasarlamak en temel toplumsal ödevimiz olmalıdır.
HAVZANIN HAZİNELERİ: Mercimekten Bağcılığa Geniş Bir Çeşitlilik
Kıymetli Dostlar,
Çekerek Havzası, iki iklimin ortasında yer almanın ödülünü, ürün çeşitliliğindeki zenginlikle alır. Doğru planlandığında kendi kendine yeten ve dış pazara yüksek kaliteli ürün sunabilecek bir potansiyel içinde barındırır:
Baklagiller ve Hububatta Stratejik Üstünlük: Havzanın özellikle Yozgat ve Çorum platolarına bakan yamaçları, Türkiye’nin en kaliteli yeşil mercimek ve nohut üretim alanlarındandır. Kuraklığa dayanıklı bu bitkiler, toprakta azot tutma özellikleriyle de ekim nöbetinin en önemli unsurlarıdır. Nitekim Yozgat ili, Türkiye yeşil mercimek üretiminin yaklaşık %38’ini karşılayan, 2025 yılında 225 bin dekar alanda 27 bin ton üretim gerçekleştiren ülkemizin açık ara lider ili konumundadır. Bu muazzam performans, havzanın baklagil üretimindeki ulusal stratejik üstünlüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Yem Bitkileri ve Küçükbaş Hayvancılık Entegrasyonu: Vadinin engebeli topoğrafyası ve doğal meraları, küçükbaş hayvancılık için biçilmiş kaftandır. Korunga ve fiğ gibi yem bitkilerinin üretimi, hayvansal üretimin kaba yem ihtiyacını karşılarken, meraların doğru yönetimi et ve süt verimini doğrudan etkilemektedir.
Bağcılık ve Yerel Meyve Çeşitleri: Havzanın geçiş iklimi koridorlarında, özellikle Zile ve Aydıncık aksında asırlık bir bağcılık kültürü yatmaktadır. Bu bağlardan elde edilen yerel üzüm çeşitleri ve geleneksel yöntemlerle üretilen niş lezzetler, coğrafi işaret tescilli Zile Pekmezi gibi katma değeri son derece yüksek markalı ürünlerle taçlanmaktadır.
Yüksek Değerli Bitkisel Üretim ve Sebzecilik: Sulamaya açılan taban arazilerde şekerpancarı, kuru soğan ve patates üretimi yoğunlaşmıştır. Doğru sulama teknikleriyle bu alanlarda birim alandan alınan verim Türkiye ortalamalarının üzerine çıkabilecek niteliktedir.
Vadi Tabanı Arıcılığı ve Polinatör Canlılığı: Havzanın yüksek kesimlerindeki meşelikler ve vadi tabanındaki kır çiçekleri, gezginci arıcılar için oldukça çeşitli bir flora sayesinde organik ve yüksek kaliteli bal üretimi potansiyeli sunmaktadır. Ancak arılar yalnızca bal üretmez; meyvecilik ve sebzecilikte döllenmenin en önemli aktörüdür. Havzadaki doğal flora ile tarımsal üretim arasındaki görünmez köprü yine polinatör popülasyonlarıdır. Arıların varlığı, havzadaki meyve bahçelerinin verimliliğini artıran gizli bir ekolojik motordur.
DÜNYADAN BİR AYNA: Fransa’nın Durance Vadisi Modeli
Sevgili dostlar, Çekerek Havzamızı coğrafi yapı, iklimsel geçiş karakteri ve nehir kollarına dayalı üretim yapısı açısından dünya ölçeğinde bir teraziye koyduğumuzda, karşımıza Fransa’nın güneydoğusunda yer alan Durance Vadisi Modeli çıkar.
Durance Vadisi de tıpkı Çekerek havzamız gibi, Alpler’in sert dağ iklimi ile Akdeniz’in ılıman iklimi arasında bir geçiş kuşağıdır. Fransızlar bu vadiyi yönetirken şu stratejiyi uygulamışlardır: Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvancılık ve kurakçıl bitkileri desteklerken, nehir tabanındaki alüvyonal arazileri tamamen modern kapalı sistem damlama sulamayla donatıp, bölgeye özgü meyvecilik ve sözleşmeli bitkisel üretim merkezleri kurmuşlardır. Fransa’da kooperatiflerin yanı sıra güçlü sulama kooperatifleri ve Avrupa Birliği destekli entegre havza yönetimi uygulamaları vadinin başarısını daha da kalıcı yapmıştır.
Fakat Fransızların buradaki asıl başarısı sadece gelişmiş sulama altyapısı değildir; buradaki temel güç kooperatifçiliktir. Durance Vadisi’nde üreticilerin güçlü kooperatif yapıları altında birleşmesi, pazarlama gücünü artırmış ve ürünlerin dünya pazarlarında ortak marka değeriyle yer almasını sağlamıştır. Çekerek Havzamızın da doğru bir planlamayla İç Anadolu ve Karadeniz’in “Durance Vadisi” olmaması için hiçbir sebep yoktur.
PEKİ NE YAPABİLİRİZ? HAVZANIN REFORM REÇETESİ
Çekerek Havzası’nın bağrında saklı duran bu potansiyeli harekete geçirmek ve burayı sürdürülebilir bir üretim üssü haline getirmek için bilimin ve planlı mühendisliğin ışığında bence şu adımları acilen atmalıyız kıymetli dostlar:
1. Bütüncül Kapalı Devre Basınçlı Sulama Seferberliği: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün (DSİ) Çekerek Barajı ve Aşağı Çekerek Projesi ile başlattığı sulama altyapı çalışmalarını, açık kanallardan tamamen kurtarıp yüksek verimli kapalı, basınçlı boru sistemlerine dönüştürerek hızlandırmalıyız. Vahşi sulama havza genelinde yasaklanmalı, üretici akıllı sayaçlar ve damlama sistemleriyle buluşturulmalıdır. Su tasarrufu, bu havzanın birinci konusu haline gelmelidir.
2. Sözleşmeli Baklagil ve Niş Ürün Merkezleri: Havzanın yeşil mercimek, nohut ve yerel üzüm gibi stratejik ürünleri için “Sözleşmeli Üretim” modelleri dijital platformlar üzerinden kurulmalıdır. Türkiye lideri olan yeşil mercimek ve tescilli Zile ürünleri için coğrafi işaretli markalaşma odaklı entegre işleme merkezleri devreye alınmalıdır. Üretici ekim yapmadan önce alacağı fiyatı bilmeli, sanayici ise ihtiyaç duyduğu standart ham maddeye doğrudan ulaşabilmelidir.
3. Kooperatif Çatısı Altında Hayvancılık ve Sürdürülebilir Mera Islahı: Havzanın dağınık ve küçük ölçekli hayvansal üretim yapısını ayağa kaldırmanın yegane yolu, yeni nesil ortaklık temelli kooperatifleşmedir. Üreticilerimiz lojistik, süt toplama ve yem tedariki gibi temel girdilerde güçlü kooperatif çatıları altında birleşmelidir. Hayvancılıkta verimliliği artırmanın ilk şartı ise meralarımızı korumaktır. Bu doğrultuda, TULİP (Türkiye Dayanıklı Peyzaj Entegrasyonu Projesi) kapsamında zaten başlamış olan başarılı mera ıslahı çalışmalarını kooperatiflerimizin yönetim gücüyle daha ileriye taşımalıyız. Dijital çoban, sürü takip sistemleri ve rotasyonlu otlatma mekanizmaları kooperatif eliyle işletilerek meralar taşıma kapasitelerine göre nöbetleşe otlatılmalı, erozyon riski yüksek sahalar mutlak koruma altına alınmalıdır. Mera ıslah edilirse kaba yem maliyeti düşer; kaba yem maliyeti düşer ve kooperatifleşme sağlanırsa havzada hayvancılık sürdürülebilir bir güç kazanır.
4. Üniversite-Saha Entegre Yayım Ağı: Bölgedeki Yozgat Bozok Üniversitesi ve Hitit Üniversitesi ziraat ve gıda fakülteleri, havzayı bir pilot uygulama alanı olarak seçmelidir. Sahada “Tarım İnovasyon İstasyonları” kurularak çiftçiye toprak işleme, hassas gübreleme ve modern budama teknikleri doğrudan tarlada uygulamalı olarak anlatılmalıdır.
5. Performans Odaklı Destekleme, Kredi Yönetimi ve Agri-Fintech Reformu: Tarım ve Orman Bakanlığı’nın havza bazlı yeni destekleme modeli sahada büyük bir titizlikle uygulanmalıdır. Desteklemeler sadece kağıt üzerindeki bürokratik beyanlarla kalmamalı; toprağı koruma kriterlerine, su kullanım verimliliğine ve ürün kalitesine göre kademelendirilerek doğrudan üreten küçük aile işletmelerini koruyacak şekilde tabana yayılmalıdır. Bununla birlikte, devletimizin ve özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın dün açıkladığı yeni tarımsal kredi ile hibe paketlerini, üreticimize can suyu olması bakımından son derece olumlu ve kıymetli buluyorum. Ancak bu finansal kaynakların sahada tam karşılık bulabilmesi için yararlanma olanaklarının esnetilmesi ve tabana yayılması şarttır. Kredi Garanti Fonu mekanizması bulunsa da üretimden uzaklaşan çiftçimizin banka kapılarındaki en büyük darboğazı teminat yetersizliği ve miras hukukuyla parçalanmış küçük arazilerin düşük kıymet takdiri ile hala kadastro geçmemiş arazilerde ipotek sorunudur. Bankacılık sektörümüzün bu tıkanıklığı aşmak adına, geleneksel ipotek ısrarından sıyrılarak Agri-Fintech (Tarım Teknolojileri Finansmanı) yöntemleri üzerinde derinleşmesini öneriyorum. Üreticinin tarladaki mahsulünü, lisanslı depodaki dijital ürün senedini veya sözleşmeli üretim modelini finansmana erişimde doğrudan teminat kabul eden yeni nesil finansal teknolojiler, Çekerek Havzamızdaki en küçük çiftçimizin bile bu kredilere engelsiz ulaşmasını sağlayacak tek çözümdür.
6. “Fabrika Tarlanın Yanında” Lojistik Üsleri: Havzada üretilen soğan, patates, kuru baklagiller ve meyveler ham madde olarak tırlarla başka şehirlere taşınmak yerine; Zile, Çekerek ve Çorum aksında kurulacak küçük ve orta ölçekli işleme ve paketleme tesislerinde katma değer kazanmalıdır. Coğrafi işaretli Zile Pekmezi ve paketlenmiş lider yeşil mercimeğimiz gibi stratejik ürünlerin ulusal zincir marketlere ve e-ticaret ağlarına doğrudan erişimi sağlanmalıdır.
7. Tarımsal Erken Uyarı ve Dijital Havza Yönetimi: Çekerek Havzası; tarımsal meteoroloji istasyonları, toprak nem sensörleri, uydu görüntüleri ve dijital hastalık tahmin sistemleri ile dinamik olarak izlenmelidir. Bu teknolojik ağ, üreticileri iklim oynaklığının getireceği ani şoklardan koruyarak havza yönetimini 2030 vizyonuna taşıyacaktır.
8. Karbon Tarımı Uygulamaları ve Yeni Gelir Modelleri: Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumlu ulusal stratejiler çerçevesinde, karbon tarımı uygulamalarının havzada süratle yaygınlaştırılması gerekir. Bu sistem, gelecekte üreticinin yalnız ürettiği fiziki üründen değil, toprağı koruyarak sağladığı ekosistem hizmetlerinden de gelir elde edebileceği yepyeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
BENCE: Çekerek Havzası, Ekolojik Çeşitliliğin Güvencesidir…
Sevgili Dostlarım,
İki farklı iklim kuşağının ortasında bir mücevher gibi duran Çekerek Havzası, sadece Yeşilırmak’ı besleyen bir su kolu olarak görülüp kaderine terk edilemez. Unutulmamalıdır ki; Çekerek Çayı vadisinde suyun her bir damlasını rasyonel bir mühendislikle yönetemezsek, yamaçlarımızdaki canım mercimek tarlalarını, taban arazilerdeki şekerpancarı ve sebze varlığımızı geleceğe taşıyamayız.
Devletimizin titizlikle hazırladığı resmi “Nehir Havza Yönetim Planı” ve “Kuraklık Yönetim Planı” belgelerindeki stratejik adımların, yerelde bürokrasiye takılmadan, tavizsiz bir saha disipliniyle hayata geçirilmesi milli bir gıda güvenliği ödevidir. TULİP gibi entegre rehabilitasyon projeleri de bu resmi makro planların sahadaki en güçlü ve somut uygulamalarıdır. Bu havza, İç Anadolu’nun sabrını Karadeniz’in bereketiyle buluştururan, Türkiye’nin bitkisel üretim esnekliğini koruyan stratejik bir sigortadır. Toprağımıza sahip çıkmak, bilimin ışığında bu vatanın her bir vadi tabanını geleceğe miras bırakmaktır.
Çekerek Havzası‘nın gerçek zenginliği yalnızca toprağında yetişen ürünlerde değil; suyu, biyolojik çeşitliliği, üretim kültürü ve insan kaynağını birlikte yönetebilme kabiliyetinde saklıdır.
Çekerek Havzası için mottomuz: “İki iklimin geçiş gücünü, planlı mühendisliğin aklıyla birleştirmek; vadilerin saklı bereketini modern teknolojiyle harmanlayarak sürdürülebilir geleceği inşa etmektir.”
Plansız gelişen zorunlu seyahatler, yapılması gereken resmi ve özel sorumluluklar nedeniyle verdiğim kısa bir aranın ardından pazar yazılarıma dönüş yaptığım bu anlamlı günde, takvimlerin temmuzu göstermesiyle birlikte tarlada, bağda ve merada ter döken tüm üreticilerimize bereketli kazançlar dilerim.
Temmuz ayı; hasadın sürekliliği, akıl ve bilimle harmanlanmış geleceğimizin sahadaki en somut halidir. Toprak artık sadece cömert değil, aynı zamanda kararlıdır; bitkisel üretimin uçsuz bucaksız ovalardaki her bir meyvesini, hayvansal üretimin meralardaki bitmek bilmeyen döngüsünü gururla sonuçlandırdığı ve geçen yıla göre bereketin bol olup taştığı bu günlerde, sıcağın tam ortasında toprağa düşen her damla alın teri, yalnızca bir yorgunluk emaresi değildir. O ter damlaları evlatlarımızın yarını, soframızın garantisi ve üreticimizin geleceğidir.
Bu temmuz sıcağında toprağa can veren tüm çiftçilerimize, ürettikleri bu anlamlı kazançlarını aileleriyle birlikte bol, bereketli ve ağız tadıyla yemek nasip olsun.
Gelecek hafta kervanımızın yönünü; Seyhan Nehri’nin en büyük ve hırçın kolu olan, İç Anadolu’nun sularını Toroslar’ı yararak Akdeniz’e taşıyan, su mühendisliği ve stratejik hat yönetimi açısından müstakil olarak incelenmesi gereken Zamantı Havzası’na çevireceğiz. Dağların yarıldığı, suyun dize geldiği o büyük üretim hikayesinde görüşmek dileğiyle…
“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün”
Kalın Sağlıcakla.
Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

