-
Sevgili Dostlarım,
Daha önce yazılarımda ve o malum yaygın sosyal ağların lütfedip önlerine düşürdüğü kadarıyla üç beş vefalı okurumun gördüğü paylaşımlarımda ısrarla dile getirmeye çalıştığım bu acı gerçeği bir kez daha açıkça kayda geçirmek şart oldu. Çünkü meslek ahlakımın ve toprağa duyduğum derin sorumluluğun bir gereği olarak, ara sıra alana ayna tutan bu gönülden uyarıları yapmaktan asla geri durmayacağım. Zira susmak; tarlada dökülen teri kuru sayılardan ibaret sayanların oyununa göz yummak, üreticinin göz nurunun masa başı düzenlerine kurban edilmesine açıktan arka çıkmaktır.
Bir elinde mikrofon, diğer elinde cep telefonu; ne tarlanın balçığına ayağı değmiş, ne traktörün mazot kokusunu içine çekmiş, ne de bir dönüm arazinin gerçek girdi ve harcama hesabını yapabilmiş bir topluluğun ekranları ve yazı köşelerini bölüştüğü garip bir dönemden geçiyoruz. Bilgisayar aklına iki soru sorup, arama sayfalarından üç resmi duyuruyu kesip yapıştırarak masasının başına kurulan herkesin, ertesi gün göğsüne “Tarım Gazetecisi”, “Tarım Yazarı” nişanı iliştirdiği bir alana dönüştü burası. Toprağın dilini, tohumun uyanışını, güz yağmurlarının tarladaki tavını bilmeyenler; kulaktan dolma üç beş terimle ekran başında ahkam kesmeyi, çiftçinin dert ortağı olmak sanıyor.
Oysa açık yüreklilikle sormak gerek: Gerçekten tarım yazarlığı ya da tarım haberciliği diye kendi başına bağımsız bir bilim ve meslek dalı var mıdır; yoksa toprağı, üretimi ve tarlayı bilmeyenlerin iletişim alanındaki boşluktan yararlanıp kendine pay çıkarma çabası mıdır bu?
Hadi eğri oturup doğru konuşalım.
Habercilik elbette köklü ilkeleri, konunun ardını arama titizliği ve doğru bilgi verme namusu olan saygın bir uğraştır. Ancak yalnızca haberci kimliğiyle tarımı yazmaya kalkışmak ile; toprağın yapısını, tohumun genini, su havzasını, bitkinin canlılık işleyişini ve büyük iktisadi dengeleri iliklerine kadar bilip bunu yol haritasına, üretim kılavuzuna dönüştürebilmek bambaşka iki dünyadır. Tarım; öyle sıradan bir para piyasası köşesi veya gelip geçici bir magazin sayfası değildir. Tarım; bitkisel ve hayvansal üretimiyle, yurt savunmasındaki yeriyle, insanımızın sofrasındaki aşıyla bir ülkenin bağımsızlık omurgasıdır.
Bugün kendini “tarımın sesi, tarımın uzmanı, tarım yorumcusu” sayanların duruşuna bakın: Yıllardır aynı nakaratı yineleyerek üreticinin en yaralı, en duyarlı damarına basarlar. Çiftçimizin yaş ortalamasının altmışa dayandığı, okuma ve para yönetimi bilgisinin yetersiz kaldığı, atadan kalma alışkanlıklarla günü kurtarmaya çabalayan o çilekeş insanların karşısına geçip durmaksızın “Battık, bittik, yetmiyor, bitmiyor, tükendik” çığlıklarıyla alkış avcılığına soyunurlar.
Bu bir doğru habercilik midir? Yoksa üreticinin çaresizliğini gösterişe, ilgi çekmeye ve alkışa çeviren ucuz bir göz boyama tüccarlığı mı?
Daha acısı ise işin ardındaki ikiyüzlülüktür. Bir yanda ekranlarda çiftçi borçlarından ve ağır harcamalardan dem vurup feryat figan koparacaksınız; diğer yanda aynı çiftçiyi katmerli faizlerle borç batağına sürükleyen, toprağını ipotek altına aldıran para kuruluşlarının şatafatlı salon toplantılarında, şube açılışlarında baş konuk olup boy göstereceksiniz. Sorunu bağıra bağıra anlatırken, çiftçiyi batıran o çarkın vitrininde yer alacaksınız!
Çelişki bununla da bitmiyor; tarlanın gerçek yıpranma payını, işletmenin büyüklüğünü ve makine gücünü zerre kadar dert etmeden dev traktör ve tarım aleti üreten şirketlerin gösterişli tanıtımlarında boy göstereceksiniz. Çiftçimizin “yenilik hevesini”, köylünün komşusuna bakıp borca girme zaafını ve yeni traktör tutkusunu allayıp pullayarak körükleyeceksiniz. Henüz iki-üç yıllık, borcu bile bitmemiş, arazisinin genişliğine katbekat fazla gelen sapasağlam traktörünü kapıdan çıkarıp; fahiş vade farklarıyla, yeni senetlerle ve ipoteklerle gıcır gıcır modellerin altına girmesine alkış tutacaksınız. Bir yandan “Çiftçi mazot alamıyor, ağır harcamalar altında eziliyor” diye ağıt yakarken, diğer yandan o traktörün tarladaki verimliliğini, dönüm başına düşen makine yükünü sorgulamadan üreticiyi gereksiz borçlanmaya iten bu çarkın vitrin yüzü olacaksınız. İşte Türk tarımının önündeki en büyük engel bu ikiyüzlülüktür: Gündüz tarlada, tv ekranlarında, sosyal medyada çiftçiye ağıt yakıp, akşam sermayenin ve gösterişli sofraların başında yer kapma sanatı.
Üstelik bu kervan sadece “ağababalarla” sınırlı kalmıyor. Şimdi bir de onların ardına takılan, aynı ağdalı sözleri ezberleyip yine aynı ortamlarda boy gösteren “küçük kopyalar” türedi. Tarlaya gidip üreticiye “Sen nerede eksik yaptın? Toprağını tahlil ettirdin mi? Sertifikalı tohum kullandın mı? Gelirini giderini, elindeki parayı planladın mı? Kendi kaba yemini ürettin mi? Elli dönüm araziye yüz yirmi beygirlik traktör borcuna neden girdin?” diyecek cesaretleri yoktur. Çünkü gerçeği söylemek ilgi çekmez, şatafatlı tanıtım davetiyesi kazandırmaz, alkış toplamaz. Nabza göre şerbet vermek, kalabalıkların suyuna gitmek her zaman daha kolaydır. Çiftçiye bütçe tutmayı, doğru makine kullanımını anlatmak yerine, her kabahati sadece dış etkenlere yıkarak alkış almak kolaycılığın ta kendisidir. Evet, tarım yönetiminde yapısal ve idari eksikler büyüktür; fakat üreticinin bilgi yetersizliğini, hesapsız tüketim zaaflarını ve işletme düzeyindeki yönetim hatalarını görmezden gelerek bu tarım ayağa kaldırılamaz.
Peki, gerçek Tarım Yazarlığı nedir?
Tarım yazarlığı; masa başında oturup resmi bültenleri papağan gibi yinelemek değildir.
Gerçek tarım yazarı; bilimin yol göstericiliğiyle sahanın çilesini harmanlayan, yurt genelindeki planlı üretimin hesabını adım adım yapan, toprağın yapısından işletme bütçesine kadar her aşamayı bir bütün olarak görebilendir. Sadece sızlanmak, yalnızca dert yanmak değil; üreticiyi dışa bağımlılık kıskacından kurtaracak, planlı üretimi diriltecek, suyun her damlasını koruyacak kurumsal devlet aklını ve milli üretim yol haritasını korkusuzca ortaya koyabilmektir.
Bugün kalabalıklara oynayanların, para kuruluşlarının bekleme salonlarında köylü dostu kesilenlerin, traktör şirketlerinin vitrinlerinde boy gösterenlerin ve bilgisayar aklından aşırdığı iki tümceyle “alan uzmanıyım” diye caka satanların dönemi er geç bitecektir.
Günün sonunda ayakta kalacak tek gerçek; tarlanın çamurunda ve üretim sahasında ter döken mühendisin, veteriner hekimin ve teknik personelin ortak aklı, toprağa duyulan içten bağlılık ve üreticinin çaresizliğinden nemalanan değil, çiftçinin bereketiyle güçlenen bağımsız tarım ülküsüdür.
Yara derindedir; bu yaraya göstermelik sargı bezi saranlar değil, derdine derman olacak hakiki, cesur kalemler gereklidir.
Saygılarımla
”Toprak Senin Özün Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün”
Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

