Site icon Toprak Radyo Televizyonu

Fabrika Bacalarından Sofraya Uzanan Hat: Sakarya-Kocaeli Üretim Kuşağının Gelecek Projeksiyonu…

Bu hafta ise rotamızı, dev bacaların gölgesinde ekmeğini topraktan çıkarmaya çalışan, sanayi ağı ile tarımsal üretimin karşı karşıya geldiği çok kritik bir coğrafyaya, Sakarya-Kocaeli Havzası’na kırıyoruz. Bu yazıda Sakarya-Kocaeli Havzası ifadesini, resmi hidrolojik sınırları değil; Aşağı Sakarya, Sapanca çevresi, İzmit Körfezi ve Kocaeli tarım kuşağını birlikte ele alan bölgesel bir üretim havzasını tanımlamak amacıyla kullandığımı baştan belirtmek isterim.

Sakarya Nehri’nin Karadeniz’e ulaştığı aşağı bölge ile İzmit Körfezi’ni kucaklayan Kocaeli Yarımadası, ülkemizin sanayi kalbi olduğu kadar bitkisel üretimin de stratejik konumudur. Özellikle Gebze ve Dilovası hattında tarihsel süreçte biriken ağır metal ve atmosferik emisyon kaynaklı partikül yükü, yeraltı suları ve çevredeki tarım sahaları için ciddi bir tehdit oluştururken; bu hat Kartepe, Pamukova, Geyve ve Kandıra ovalarına kadar uzanmaktadır. Bir yanda otoyollar, sevkiyat limanları ve ağır sanayi tesisleri, diğer yanda tescilli Geyve ayvası, Kandıra’nın köklü manda yetiştiriciliği kültürü, Sapanca’nın peyzaj fidanlıkları ve örtü altı sebzeciliğiyle çetin bir denge arayışındadır.

Sevgili Dostlar,

Sakarya-Kocaeli hattını incelemek, aslında Türkiye’nin gıda güvenliği ile endüstriyel büyüme hedefleri arasındaki o hassas çizgiyi sorgulamaktır. İstanbul gibi devasa bir tüketim merkezinin dibinde yer alan bu havza, Marmara’nın taze gıda ihtiyacını karşılayan doğal bir ikmal koridorudur.

Ancak sahaya indiğimizde tablo nettir: Sanayi bölgelerinin ve lojistik depoların verimli alüvyon topraklara doğru yayılması, kontrolsüz şehirleşme, fabrikaların su kaynakları üzerinde kurduğu kirletici baskı ve toprağından kopan genç nüfus… Üstelik bu baskı yalnızca fabrika parselleriyle sınırlı değildir; liman bağlantıları, lojistik antrepolar, otoyol kavşakları ve servis yolları da tarım arazilerini parçalayarak üretim bütünlüğünü zayıflatmaktadır. Bu havza, betonlaşmanın kurbanı olmak ile sanayi ve tarımı yan yana yaşatacak ekolojik bir akla kavuşmak arasında tarihi bir sınav vermektedir.

Şimdi gelin, Marmara’nın doğusundaki bu yeşil direnişin köklerine inelim ve toprağımızı sanayi baskısından koruyacak stratejik adımları birlikte değerlendirelim!

SINIRLAR ve RUH: Antik Bitinya’dan Günümüze Kocaeli’nin Direnişi

Kıymetli Dostlar,

Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın şekillendirdiği tektonik çöküntüler ve çevresindeki tepeler, Sakarya-Kocaeli Havzası’nın fiziki sınırlarını çizer. Kuzeyde Karadeniz sahilleri, güneyde Samanlı Dağları ile Geyve Geçidi, doğuda Adapazarı Ovası’nın içleri, batıda ise Kocaeli Platosu bu üretim sahasını çevreler. Sakarya Nehri’nin son bölümü, Mudurnu Suyu, Çark Deresi ve tatlı su rezervimiz Sapanca Gölü, havzanın hidrolojik canlılığını sağlar. Bu tektonik yapı yalnızca ovanın şeklini belirlememiştir; sulama kanalları, tarımsal depolar, seralar, hayvancılık işletmeleri ve kırsal yerleşimler açısından depreme dirençli bir üretim altyapısını ve alüvyon tabandaki yüksek sıvılaşma riskine karşı özel mühendislik çözümlerini de zorunlu kılmaktadır.

Tarihsel kayıtları ve arşiv belgelerini incelediğimizde karşımıza çıkan tablo oldukça nettir: bu toprakların ruhunda, antik Bitinya’dan bu yana süregelen zengin bir tarımsal gelenek yatar. Antik Bitinya’nın bereketli tarım coğrafyasının en önemli parçalarından biri olan bu saha; Roma ve Osmanlı dönemlerinde tahıl, sebze ve meyve tedarik zincirinin kesintisiz işlemesini sağlayarak İstanbul’un ve çevre yerleşimlerin taze gıda ihtiyacında stratejik bir rol üstlenmiştir. Yine dönemin kaynaklarından edindiğim bilgilere göre; nehir yatağının Karadeniz’e kavuştuğu sahil şeridi ve Körfez’e bakan yamaçlar, asırlar boyunca saray sofralarını besleyen bereketli köylere ev sahipliği yapmıştır.

Bölge üreticisi, işte bu tarihsel mirastan aldığı güçle toprağına sarılmaktadır. Fabrika sirenlerinin yankılandığı bir coğrafyada, yüksek arsa tekliflerine rağmen “bu toprak bizim geleceğimizdir” diyerek sabahın ilk ışıklarıyla tarlasına giren dirençli bir çiftçi iradesi mevcuttur.

İklimin ve topoğrafyanın sunduğu imkanlar, ürün deseninde büyük bir zenginlik yaratır. Geyve ve Pamukova’nın korunaklı mikroklimasında aromatik ayva, şeftali, bağcılık ve sebzecilik gelişirken; Sapanca çevresi Türkiye’nin en büyük dış mekan süs bitkisi yetiştiriciliği sahasına dönüşmüştür. Kandıra ve Kaynarca kesiminde ise yem bitkileri, fındık ve mera hayvancılığı öne çıkar.

İklim ve Su Rejiminde Sanayi Baskısının Ayak İzleri

Marmara’nın ılıman iklim yapısı havzaya düzenli yağış sağlasa da, iklim krizinin yol açtığı ani hava olayları, yoğun sanayi ve nüfus baskısıyla birleşince su kaynaklarını tehdit etmektedir.
Bu kapsamda iki ayrı su baskısını doğru okumak gerekir: Bir yanda Sapanca Gölü üzerindeki içme, kullanma ve büyük endüstriyel tesislerin yüksek su çekim talebi, diğer yanda ovalardaki kontrolsüz yeraltı suyu çekimleri. Sıcaklık artışı ve buharlaşmayla birleşen bu yüksek su çekimi, göl seviyelerinde dönemsel kritik düşüşlere yol açmaktadır. Bazı alt havzalarda ve yoğun kullanım alanlarında yapılan gözlemler, yeraltı su seviyeleri üzerinde artan bir çekim baskısına işaret etmektedir. Üstelik kontrolsüz betonlaşma toprağın yağmur suyunu emmesini engellemekte, otoyollardan ve lojistik sahalardan akan kirletici yüzeysel sular ile ani yağışlar, tarlalara can suyu olmak yerine yerleşim yerlerinde taşkınlara ve su kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır.

Burada Sapanca Gölü’nün korunması, bölgenin geleceği açısından hayati önem taşır. Gölden yapılan aşırı su çekimleri ve çevresel atıklar, sadece Sakarya ve Kocaeli’nin değil, Doğu Marmara’nın su güvenliği ve ekolojik dengesi üzerinde ciddi risk oluşturmaktadır. Suyu miktar olarak korumak kadar, sanayi kaynaklı kimyasal kirlenmenin önüne geçmek ve gölü besleyen derelerdeki tarımsal nitrat ve pestisit yükünü kontrol altında tutmak da tarımsal verimliliğin ilk şartıdır. Su güvenliği yalnızca kaynağın miktarına değil, ekolojik ihtiyaç için gölde ve akarsularda bırakılması gereken asgari cansuyuna da bağlıdır.

TOPOGRAFYA ve TOPRAK: Verimli Ovalar ile Sanayi Baskısının Dengesi

Sevgili Dostlar,

Havza toprağı; Sakarya Nehri’nin getirdiği mineral yönünden zengin alüvyonlarla kaplı Pamukova, Geyve ve Adapazarı düzlükleri ile Kocaeli’nin dalgalı arazilerinden meydana gelir. Bu düzlüklerin önemli bir bölümü, yüksek üretim kabiliyetine sahip mutlak, sulu ve dikili tarım arazilerinden oluşmaktadır.

Ancak en büyük tehdit, bu verimli arazilerin planlı alan istisnaları ve imar baskılarıyla sanayi ve konut alanına dönüştürülmesidir. Ulaşım kolaylığı ve İstanbul’a yakınlık gerekçesiyle tesisler, lojistik merkezler ve yapılar doğrudan tarım arazilerinin üzerine kurulmaktadır. Oysa hep deriz ve hep biliriz ki, birkaç santimlik verimli toprak tabakasının doğada oluşması yüzyıllar almaktadır; betonla kapatılan her karış toprak geri getirilemez bir kayıptır.

Arıtılmamış veya yetersiz arıtılmış endüstriyel deşarjların yanı sıra, bacalardan yayılan atmosferik partiküllerin toprağa çökelmesiyle oluşan ağır metal birikimi ve kontrolsüz parselasyon toprağın biyolojik yapısını bozmaktadır. Topraktaki faydalı mikroorganizma faaliyetlerinin azalması, organik madde seviyesinin kritik eşiklere gerilemesi ve bilinçsiz gübre kullanımı suyun tutulmasını zorlaştırarak uzun vadeli verim kayıplarına yol açmaktadır. Ovalarımızı sanayi alanına açmak, gıda geleceğimizden taviz vermektir. Sanayi ile tarımın iç içe geçtiği bölgelerde yalnızca toprak haritası değil; sulama suyu, ürün ve toprak numunelerini birlikte takip eden sürekli bir kalıntı ve ağır metal izleme ağı kurulmalıdır.

SOSYOLOJİK YAPI: Sanayi Düdükleri Arasında Kırsalın Direnişi ve Kadın Emeği

Değerli Dostlarım,

Havzanın toplumsal dokusu, sanayileşmenin getirdiği hızlı dönüşüm ile geleneksel tarım kültürünün kesişim noktasında şekillenmiştir. Bölge insanı, bir yandan toprağını işlerken diğer yandan aile fertlerinin bir kısmını fabrikalara gönderen karma bir ekonomik yapı içindedir.

Bu üretken yapının merkezinde kadın emeği yer alır. Geyve’de ayva bahçelerindeki hasattan Kandıra’da süt ürünleri imalatına, Sapanca’daki fidan bakımından örtü altı yetiştiriciliğine kadar kırsal ekonominin yükünü kadınlarımız sırtlamaktadır. Sahada kurulan ayva işleme, süt ürünleri ve süs bitkisi kadın kooperatifleri bu direncin somut göstergesidir. Dolayısıyla kırsal kalkınma hamlelerinde kadın kooperatiflerinin desteklenmesi ve sosyal imkânların artırılması öncelikli olmalıdır. Kadın emeğinin kooperatif etiketi altında görünür hale gelmesi yeterli değildir; kadın üreticilerin sosyal güvenceye, finansmana, arazi kullanım hakkına ve kooperatif yönetimlerinde karar yetkisine erişimi de sağlanmalıdır.

Buna karşın, fabrikalardaki düzenli gelir imkânı ve kent hayatının çekiciliği, genç nüfusu topraktan uzaklaştırmaktadır. Kırsal alanda çiftçi yaş ortalaması yükselmiş, genç iş gücü sanayiye kaymıştır. Miras yoluyla parçalanan araziler ve toplulaştırma adımlarının yavaş ilerlemesi de üretimi güçleştirmektedir. Öte yandan sanayi nüfusu, doğru örgütlenildiğinde çiftçi için önemli bir yerel pazar avantajıdır; fabrikaların yemekhaneleri, hastaneler, okullar ve belediye iştirakleri bölge üreticisinden doğrudan ve izlenebilir alım yapacak biçimde planlanabilir. Tarımı gençler için tarım teknolojileri ve kısa tedarik zincirleri odaklı eğitimlerle destekleyerek kazançlı ve itibar gören bir sektöre dönüştürmeden kırsaldaki nüfus kaybı önlenemez.

HAVZANIN HAZİNELERİ: Ayvadan Süs Bitkiciliğine Zengin Bir Yelpaze

Kıymetli Dostlar,

Sakarya-Kocaeli Havzası, doğru bir planlamayla çok yüksek ekonomik değer üretecek nitelikli tarımsal varlıklara sahiptir:

Coğrafi İşaretli Geyve Ayvası ve İşleme Potansiyeli: Geyve ve Pamukova vadi tabanlarında yetişen, sulu ve sert yapısı ile dengeli şeker-asit oranı sayesinde 2020 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen Geyve Ayvası, vadi boyunca uzanan bahçeleriyle havzanın en önemli simgesidir.

Sapanca Süs Bitkiciliği ve Peyzaj Tarımı: Sapanca ve Sakarya çevresi, Türkiye’nin dış mekan süs bitkileri üretim alanlarının yaklaşık üçte birini barındıran, yüksek üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeliyle öne çıkan devasa bir ihtisas sahasıdır.

Kandıra Mandıracılığı ve Manda Yetiştiriciliği: Kocaeli’nin Kandıra ilçesi; geleneksel manda yetiştiriciliği, zengin mera varlığı ve 2023 yılında menşe adı olarak tescillenen Kandıra Manda Yoğurdu ile bölgedeki hayvansal üretimin özgün bir merkezidir.

Coğrafi İşaretli Adapazarı Beyaz Kestane Kabağı: Havzanın alüvyonal topraklarında yetişen, lifsiz yapısı, yüksek tatlılık oranı ve sert dokusuyla tescil alan Adapazarı Beyaz Kestane Kabağı, bölgenin tatlı ve gıda sanayisine hammadde sağlayan temel tescilli markalarından biridir.

Sakarya Fındığı ve Karadeniz Geçiş Kuşağı: Kandıra, Kaynarca ve Karasu hattında yürütülen fındık üretimi, Karadeniz ile Marmara arasındaki ekolojik geçişin simgesi ve yöre halkının kırsal gelirdeki ana direğidir.

Örtü Altı Sebzecilik ve Kent Çeperi Kırsalı Tarım: Kocaeli ve Sakarya’daki modern seralar, yakın metropollerin taze sebze ihtiyacını en kısa lojistik hatla karşılayan mevcut bir kent çeperi kırsal tarım sahasıdır.

Arıcılık ve Kestane Balı Potansiyeli: Samanlı Dağları ve Karadeniz kıyısındaki geniş kestane ormanları, zengin biyoçeşitliliği ve polinatör canlılığını koruyan ekosistemiyle yüksek değere sahip kestane balı üretimi için elverişli bir doğal ortam oluşturmaktadır.

DÜNYADAN BİR AYNA: İtalya’nın Po Ovası Modeli

Sevgili dostlar, havzalarımızı ele alırken; coğrafi ve tarımsal özellikleri bakımından bizim havzalarımıza benzeyen, bizzat gidip gördüğüm ya da detaylı araştırmalarla ortaya koyduğum dünyadaki önemli örneklerden bahsetmeye devam edeceğim. Bu haftaki havzamıza da bizzat gittiğim, fakat yazımızı kaleme alırken detaylıca inceleme fırsatı bulduğum çok özel bir coğrafya denk düşüyor: Sanayi yoğunluğu ve verimli ovaların fabrikalarla iç içe bulunması yönüyle İtalya’nın kuzeyindeki Po Ovası Modeli karşımıza çıkıyor…

Po Ovası da tıpkı bizim Sakarya-Kocaeli Havzamız gibi İtalya’nın dev sanayi merkezleri olan Milano ve Torino’nun hemen yanı başında yer alır. Bölge; güçlü kooperatif yapısı, belirli üretim coğrafyasına bağlı Parmigiano Reggiano peyniri gibi tescilli markaları ve gelişmiş işleme sanayisiyle önemli başarılar üretmiştir. Buna karşılık yoğun sanayi faaliyetleri, şehir içi trafik ve hayvansal üretimden kaynaklı azot yükü nedeniyle ciddi hava ve su kirliliği sorunlarıyla yüzleşmiş; son yıllarda ise iklim krizine bağlı nehir debisi düşüşleri ve kuraklıkla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Po Ovası örneğinde gördüğüm çok önemli bir ayrıntı var. Burası bize; Sakarya-Kocaeli hattı için yalnızca bir başarı modeli değil, aynı zamanda çevresel anlamda doğruları yapabilme adına çok kıymetli bir fırsat ve ikaz sunar. Sanayi ile tarım ancak AB Nitrat Direktifi benzeri katı arazi koruma kuralları ve gelişmiş arıtma disiplini uygulandığında birbirini yok etmeden bir arada var olabilir. İşte biz de Sakarya-Kocaeli Havzamızda, geleceğimizi teminat altına almak için tam da böyle bütüncül ve tavizsiz bir yaklaşımla hareket etmek zorunda olduğumuzu artık kavramak mecburiyetindeyiz.

PEKİ NE YAPABİLİRİZ? HAVZANIN REFORM REÇETESİ

Yıllardır sahada olan, toprağın ve suyun dilini anlamaya çalışan bir ziraatçi kardeşiniz olarak meseleye baktığımda; naçizane düşüncem, Sakarya-Kocaeli Havzamızda hem üretimi korumanın hem de tescilli zenginliklerimizi dünya pazarlarına taşımanın en akılcı yolu şudur: Bence ülkemizin geleceği ve gıda güvenliğimiz açısından aşağıda sıraladığım adımların bir an önce atılması çok daha yerinde bir karar olacaktır:

1. Resmi Havza Yönetim Planlarının Şeffaf Uygulanması

Yürürlükteki Sakarya Havzası Nehir Havza Yönetim Planı ile Marmara Havzası planlarında belirlenen sanayi kirliliği, atık su ve iyi tarım tedbirleri, takvime ve sorumlu kurumlara bağlı olarak şeffaf biçimde uygulanmalıdır.

2. Mutlak, Sulu ve Dikili Tarım Arazilerinin Kesin Korunması

Pamukova, Geyve, Adapazarı ve Kandıra ovalarındaki verimli araziler 5403 sayılı Kanun ve Büyük Ova koruma kararları çerçevesinde istisnasız korunmalı; bu sahalarda yeni sanayi, lojistik depo veya yapılaşmaya izin verilmemelidir. Sanayi yatırımları ekolojik açıdan hassas olmayan, tarım, orman, mera ve su koruma alanları dışında kalan uygun planlı sahalara yönlendirilmelidir.

3. Dairesel Su Yönetimi ve İleri Arıtma Disiplini

Sapanca Gölü ve Sakarya Nehri’nden yapılan endüstriyel su çekimleri sıkı kotalara bağlanmalı ve akarsulardaki ekolojik asgari can suyu miktarları kamuoyuna açık izlenmelidir. Sektöre uygun en iyi mevcut teknikler, ileri arıtma, geri kazanım ve mümkün olan tesislerde sıfır sıvı deşarj uygulaması zorunlu hale getirilmeli, tarımsal sulamada kapalı, basınçlı boru sistemlerine geçilmelidir.

4. Meyvecilik ve Tescilli Markalar İçin Gıda Teknolojisi ve İhracat Odaklı İşleme Tesisleri

Geyve ve Pamukova’da üretilen tescilli Geyve ayvası ile yöre meyveleri sadece ham madde olarak satılmamalı; soğuk zincir, dondurulmuş gıda, nektar, reçel, püre, meyve cipsi ve sirke üreten modern gıda teknolojisi tesisleriyle işlenmelidir. Tescilli Adapazarı Beyaz Kestane Kabağı ise gıda sanayisi için işlenmiş, vakumlanmış ve porsiyonlanmış paketleme altyapısına kavuşturularak doğrudan uluslararası pazarlara ve e-ticaret ağlarına ihraç edilmelidir.

5. Hayvancılıkta Islah, Kandıra Mandıracılığı ve Su Ürünleri Katma Değeri

Kandıra merkezli geleneksel manda yetiştiriciliği ve tescilli Kandıra Manda Yoğurdu üretimi; modern hijyenik mandıralar, genetik soy kütüğü ıslahı ve mera iyileştirme destekleriyle nitelikli bir büyüme modeline kavuşturulmalıdır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta kaliteli kaba yem desteği artırılmalı; Sakarya Nehri’nin aşağı kesiminde ve Karadeniz kıyı hattında nehir ekosistemini bozmayacak modern, izlenebilir su ürünleri yetiştiriciliği ve işleme altyapısı desteklenmelidir.

6. Sakarya Fındığında Kalite, Lisanslı Depoculuk ve Pazarlama Hamlesi

Kandıra, Kaynarca ve Karasu hattında üretilen Sakarya fındığı için kurutma, boylama ve entegre kırma-işleme tesisleri kurulmalıdır. Üreticinin ürününü hak ettiği fiyattan satabilmesi için havza genelinde lisanslı depoculuk altyapısı yaygınlaştırılmalı, doğrudan ihracatçı birlikleriyle entegre sözleşmeli pazarlama modelleri devreye sokulmalıdır.

7. Süs Bitkiciliği ve Peyzaj Tarımında İhtisaslaşma ve İhracat Üssü

Türkiye’nin dış mekan süs bitkisi ihtiyacının üçte birini karşılayan Sapanca ve çevresindeki üretim, İhtisas Organize Tarım Bölgesi çatısı altında yapılandırılmalıdır. Sertifikasyon, bitki sağlığı laboratuvarı, karantina, bitki pasaportu, doku kültürü üretimi ve soğuk zincir ihracat lojistiği imkânlarıyla bu alan, küresel peyzaj pazarının ana tedarik merkezi haline getirilmelidir.

8. Arıcılıkta Kestane Balı Koridorları ve Tıbbi-Aromatik Katma Değer

Samanlı Dağları ve Karadeniz kıyısındaki kestane ormanları “Kestane Balı Koruma Koridorları” ilan edilmelidir. Pestisit ve kimyasal kirlilikten uzak tutulan bu sahalarda üretilen yüksek kaliteli kestane balı; coğrafi işaret tescili, polen ve propolis işleme üniteleriyle tıbbi ve aromatik birer marka olarak uluslararası gıda ve farmakoloji pazarlarına sunulmalıdır.

9. Kırsal Çeper Üretim Kuşağı ve Atık Isı Destekli Sera Merkezleri

Kentin betonlaşma baskısı altındaki çeperlerinde yer alan kırsal alanlar, kentin bir uzantısı değil; kendi özgün sosyolojik ve tarım dinamikleriyle korunması gereken bağımsız üretim sahalarıdır. İstanbul ve Kocaeli gibi metropollerin hemen yanı başındaki bu kırsal çeperin kendi doğal potansiyeli güçlendirilmelidir. Bu kapsamda Sakarya ve Kocaeli’nin kırsal mahallelerinde; uygun jeotermal kaynakların bulunduğu sahalarda jeotermal, sanayi yakınlarında ise kullanılabilir atık ısı ve yenilenebilir enerji destekli modern sera kümeleri kurulmalıdır. Böylece kırsal kendi özgün yapısıyla kalkınırken, yakın pazarlar için de sürdürülebilir bir taze gıda güvencesi oluşturulacaktır.

10. Geleceğin Çiftçileri İçin Bütüncül Kırsal Destek, “Toprak Ana” Kooperatifçiliği ve Finansman (Agri-Fintech)

Arazi toplulaştırması; arazi bankacılığı, uzun vadeli kiralama, gelir güvencesi ve genç çiftçi başlangıç sermayesiyle yürütülmelidir. Kültürümüzde toprağa da kadına da “Ana” diyen kadim anlayışla; kadınların ve gençlerin yönetiminde söz sahibi olduğu kooperatifler desteklenmelidir. Üreticinin tarladaki ürününü veya sözleşmeli üretim modelini teminat kabul eden yeni nesil tarım finansmanı (Agri-Fintech) ve faizsiz KGF destekleri sağlanarak; tescilli ürünlerin yerinde işlenmesi ve doğrudan pazara ulaştırılması güvence altına alınmalıdır.

11. Sanayi–Tarım Ortak Tedarik Programı

Sanayi kuruluşlarının yemekhaneleri, hastaneler, okullar ve belediye işletmeleri; belirli bir payı bölge çiftçisinden sözleşmeli, izlenebilir ve dijital takipli şekilde tedarik etmelidir.

12. Sakarya-Kocaeli Havza Veri Merkezi, Afet Direnci ve Erken Uyarı

Toprak, su, hava kalitesi, ağır metal ve ürün kalıntısı verileri alt havza ölçeğinde kamuoyuna açık yayımlanmalı; ölçümler üniversitelerce doğrulanmalıdır. Deprem, taşkın, dolu ve ani sıcaklık dalgalanmalarına karşı seralar, depolar ve işleme tesisleri için bölgesel afet dayanıklılık programı ve erken uyarı sigorta mekanizmaları kurulmalıdır.

BENCE: Sakarya-Kocaeli Hattı, Marmara’nın Üretim Mutfağı ve Ekolojik Emniyet Kuşağıdır…

Sevgili Dostlarım,

Fabrika bacalarının gölgesinde toprağını ekmeye devam eden Sakarya ve Kocaeli çiftçisi, sadece kendi geçimini sağlamamakta, Marmara’nın gıda güvencesini ve bölgesel ekolojik emniyet kuşağını korumaktadır. Ağır sanayi çelik üretebilir ancak hiçbir fabrika tarladaki bir meyvenin, seradaki bir sebzenin yerini alamaz.

Resmi nehir havza yönetim planlarının yerel idareler, ziraat odaları ve sanayi kuruluşlarıyla koordineli şekilde uygulanması ülkemizin geleceği açısından stratejik bir zorunluluktur. Ben her zaman şunu vurgularım: Sanayileşmeye karşı olmak mümkün mü? Asla! Fakat tarımı yok edecek, hele ki bizim gibi kadim bir coğrafyada üretimi felç edecek bir sanayileşme hamlesi, o bölgenin gerçek manada kalkınmasını asla sağlayamaz. Bu yüzden tarım ile sanayiyi birbirine kıydırmadan, doğru bir arazi ve su planlamasıyla bir arada yaşatacak akılcı mekanizmaların var olduğunu bilerek her iki yapıyı da dengeli biçimde geliştirmek zorundayız.

Hadi o zaman gelsin mottomuz: “Sanayinin aklıyla büyürken toprağın sadakatiyle var olmak; bu kadim bereketi yarınlara eksiksiz devretmektir.”

Yazın bu sıcak günlerinde; tarlada, serada, bahçede ve meralarda alın teri döken tüm üreticilerimize, güç kuvvet ve sabır dilerken hürmetlerimi sunuyorum. Toprağa düşen her damla ter, sofralarımızın ve geleceğimizin güvencesidir. Ürettiğiniz her değerin karşılığını sağlık, huzur ve bereketle almanız dileğiyle.

Gelecek hafta kervanımızın yönünü; Seyhan’ın kardeşi olan, Akdeniz’e dize gelen sularıyla Çukurova’nın diğer yarısını besleyen, kendine has mikroklimaları ve sanayi-tarım dengesiyle müstakil bir incelemeyi hak eden Ceyhan Havzası’na çevireceğiz. Beyaz altının ve narenciyenin sımsıcak hikayesinde görüşmek dileğiyle…

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün”

Kalın Sağlıcakla.

Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

toprak haber

Exit mobile version