Site icon Toprak Radyo Televizyonu

Dünya Gübre Pazarında Hindistan Sarsıntısı: Boğazlar Kilitli, Fiyatlar Tarlaya Ulaşır mı?…

Yaz ayları boyunca dur durak bilmeden tırmanan dünya azot piyasası, bu hafta oldukça sert bir dalgalanmayla sarsıldı. Hindistan’ın sonuçlandırdığı son üre alım ihalesinde masaya gelen beklenmedik düşük teklifler, küresel pazarda kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. Ancak bültenlere yansıyan bu geçici bahar havası toprağına tohum atmaya hazırlanan siz çiftçilerimizi asla yanıltmasın; çünkü açık denizlerdeki gerilim, boğazlardaki geçiş tehlikesi ve taşıma maliyetleri zerre kadar hız kesmiş değil.

Şimdi gelin; fabrikadaki üretim bantlarından liman rıhtımlarına, boğazlardaki gemilerden tarlamızın gerçeklerine kadar bu haftaki hareketliliğin perde arkasına birlikte bakmaya çalışalım.

Ürede Hindistan İhalesi Sarsıntısı: İki Ayrı Dünya Derinleşiyor

Hindistan devlet alım kuruluşu IPL’nin 1,7 milyon tonluk alım hedefiyle açtığı üre ihalesinde 7 Ekim’de teklifler alındı, 8 Ekim’de fiyatlar açıldı. İhalede en düşük teklif doğu kıyısı için 352,10 $, batı kıyısı için 356,25 $ CFR seviyesinden geldi. Bu rakamlar, Eylül 2024’ten bu yana Hindistan’a sunulan en dip fiyatlar oldu.

Peki, bu ne anlama geliyor? Bu düşük teklifler doğrudan Çin’in liman çıkışlarına baskı yaptı ve Çin için 320–325 $ FOB düzeyinde bir getiri doğurdu. Ancak Çinli üreticilerin bu dip fiyatı ne ölçüde onaylayacağı ve sevkiyat bağlayacağı henüz belirsizliğini koruyor. Çin dördüncü kota paketiyle kapıyı açmış görünse de, bu fiyat seviyesi küresel granül üre pazarının tamamını yansıtmıyor. Nitekim pril üre ile çiftçimizin ana tercihi olan granül üre arasındaki fiyat makası ton başına 90–100 $ düzeyine kadar açıldı.

Burada iki ürünün kimyasal olarak aynı oranda (%46) azot sağladığını ama tanecik büyüklüğü, fiziksel dayanımı ve serpme düzeni açısından ayrıştığını unutmamak gerekir.

İhalenin Düşük Fiyatı Kadar, Bağlanan Malın Miktarı da Önemli

İhalenin miktar tarafı da büyük önem taşıyor. İşin mutfağındaki rakamlara ve kurallara göre baktığımızda tablo çok daha netleşiyor. Hindistan gibi devasa bir tarım ülkesi gübre alırken tek bir limana yığılma yapmaz; maliyetleri ve iç taşımayı dengelemek için ülkeyi coğrafi olarak ikiye böler: Bir tarafta Umman Denizi’ne bakan sanayileşmiş Batı Kıyısı limanları, diğer tarafta ise Bengal Körfezi’ne açılan tarımın yoğun olduğu Doğu Kıyısı limanları bulunur.

İşte son ihalede sistem şöyle işledi: İhale şartnamesi gereği, en düşük fiyatı veren şirketlerin sunduğu ürünler hiçbir ek pazarlığa gerek kalmadan doğrudan kesin alım olarak kabul edildi; yani cebe kondu. Bu kapsamda Batı Kıyısı için yaklaşık 350 bin ton, Doğu Kıyısı için ise 60 bin tonluk gübre şimdiden kesin siparişe bağlandı.

Fakat Hindistan’ın ihtiyacı bununla sınırlı değil. Kalan açık için diğer satıcılara da “Eğer bu en dip fiyatı kabul ediyorsanız sizden de mal alırım” denilerek karşı teklif götürüldü. Masadaki bu ikinci paket; Batı Kıyısı için 1 milyon 75 bin ton, Doğu Kıyısı için ise 1 milyon 20 bin ton gibi çok büyük bir miktarı kapsıyor.

Şimdi bütün gözler Çinli fabrikalara çevrilmiş durumda. Çinli üreticiler “Tamam, bu düşük fiyata razıyım” deyip kapıları açarsa, Asya pazarında biriken ürün fazlası hızla erir ve depolar rahatlar. Böyle bir durumda önümüzdeki bir iki ay boyunca fiyatlar kâğıt üzerinde gevşek kalabilir. Ancak madalyonun diğer yüzünü unutmayalım: Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş krizleri sürdüğü sürece, çiftçimizin asıl kullandığı kaliteli granül ürede arz sıkıntısı bitmez ve bu geçici düşüş çok geçmeden yerini sert bir fiyat artışına bırakabilir.
Bizim çiftçimizin tarlada asıl aradığı, serpme gübrelemede kullandığı sert ve iri taneli granül üreye geldiğimizde ise hava başka türlü esiyor; çünkü bu konuda satıcılar bir adım bile geri adım atmamaya kararlı:

•Brezilya Cephesi: Dünyanın en büyük tarım devlerinden Brezilya’da alıcılar Hindistan ihalesini görünce hemen kenara çekildi; fiyatlar ton başına 455–470 $ liman teslimi (CFR) bandına kadar gevşedi. Ülkenin yılın ilk dokuz ayındaki üre ithalatı geçen yıla kıyasla neredeyse beşte bir (%22) azalarak 3,53 milyon tonda kaldı. Evet, Brezilya limanlarında boşaltılmayı bekleyen 1,3 milyon tonun üzerinde yığılmış ürün var; fakat ülkenin devasa üretim sezonunu karşılayacak seviyenin hala çok gerisindeler. Sahayı iyi okuyan uzmanların da belirttiği gibi, bu talep yok olup gitmedi; sadece “biraz daha ucuzlar mı” beklentisiyle beklemeye alındı. Fiyatlar biraz oturup Brezilyalı üretici mecburen pazara döndüğünde, granül üredeki bu kısa süreli gevşeme yerini çok daha sert bir alım dalgasına bırakabilir.

•Mısır Cephesi: Akdeniz havzasının ana tedarikçilerinden Mısır’da ise Avrupa’dan beklenen siparişler gelmeyince fabrikalar sıkıştı ve fabrika çıkışı (FOB) fiyatlarını 464–500 $ bandına kadar çekmek zorunda kaldı.
•Amerika Cephesi (Nola): Nehir taşımacılığının merkezi New Orleans’ta nehir mavnaları hafta içinde 420–440 $/kısa ton seviyelerine indi. Ancak Mississippi Nehri kış şartları nedeniyle ulaşıma kapanmadan önce depolara ürün çekme telaşı tüm hızıyla devam ediyor.

Özetle; Hindistan ihalesi Çin’in küçük taneli pril üresine bir taban fiyat çekmeye çalışsa da, granül pazarının ana yükünü sırtlayan Orta Doğu ve Akdeniz üreticileri yüksek üretim giderleri ve pahalı navlun yüzünden kolay kolay taviz vermiyor.

Deniz Yollarındaki Kırılganlık: Hürmüz, Karadeniz ve Baltık Çıkmazı

Gübreyi fabrikada üretip çuvallamak yetmiyor; asıl mesele o yükün limana, oradan da çiftçinin deposuna sağ salim ulaşabilmesinde. Bugün dünya ticaretinin ana damarlarında maalesef hala kırmızı alarm çalıyor:

•Karadeniz ve Baltık Tıkanıklığı: Karadeniz’deki sıcak gelişmeler taşımacılığı adeta kilitledi. 3 Ekim’de Odessa açıklarında Liberya bayraklı bir yük gemisi vuruldu ve bir gemici hayatını kaybetti. 5 Ekim’de Romanya açıklarında Türk sahipli bir kargo gemisi battı. 6 Ekim’de Bulgaristan kıyılarında iki ticari gemi daha hedef oldu; biri sulara gömülürken diğeri alevler içinde kaldı. Bu olayların ardından Londra sigorta piyasası, risk bölgesini bütün Karadeniz’i kapsayacak şekilde genişletti. Sigorta primleri katlanınca uzak rotalara yük taşımak durma noktasına geldi, yakın Avrupa limanlarına bile gemi yanaştırmak zorlaştı. Rusya Karadeniz’deki bu risk yüzünden tahıl sevkiyatlarını Baltık limanlarına (St. Petersburg ve Ust-Luga) kaydırınca, rıhtımlarda yer kalmadı; gübre yüklü tren vagonları liman kapılarında bekliyor, Rus potasyum ve üre yüklemelerinde ciddi gecikmeler yaşanıyor.

•Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu: Orta Doğu’nun can damarı olan Hürmüz Boğazı’nda da tansiyon düşmüş değil. Ticari gemilere ve tankerlere yönelik roket saldırıları can kayıplarına yol açtı. Boğazdan geçen gemi sayısı Ağustos ayına göre biraz toparlanmış görünse de, sevkiyatlar geçmiş yılların çok gerisinde. İran limanlarında ürünler yığılmış durumda; üreticiler 335–350 $ FOB fiyat yazsalar da güvenli çıkış yapamadıkları için malı denizden çıkaramıyor. Suudi Arabistan yüklerini Kızıldeniz limanlarına kaydırıp Babülmendep Boğazı’nı aşmaya çalışıyor; ancak oradaki çatışmalar navlun ve sigorta faturalarını yukarı çekiyor. Katar menşeli bir yük Brezilya’ya 470–475 $ CFR civarında teklif edilmesine rağmen serbest pazarda alıcı bulmakta zorlanıyor.

•Türkmenistan’daki Üretim Molası: Karadeniz ve Hazar havzasındaki lojistik düğümlere bir de Türkmenistan haberi eklendi. Yıllık yaklaşık 1,1–1,2 milyon ton granül üre kapasitesine sahip Garabogaz fabrikası, bakım çalışmaları nedeniyle Ekim ayı boyunca şalter indirecek. Başta üç hafta sürmesi planlanan bu durum uzayınca, bölgemize yakın pazarlardan akacak hazır gübre miktarı daha da daralacak gibi görünüyor.

•Ren Nehri’nde Düşük Su Seviyesi: Taşıma krizi yalnızca açık denizlerde değil, Avrupa’nın iç su yollarında da kendini gösteriyor. Ren Nehri’ndeki kuraklıktan dolayı su seviyeleri düştü; böyle olunca da nehir mavnaları tam kapasite çalışamaz hale geldi. Hollanda ve Belçika liman depolarında ürün yığılırken, Almanya’nın iç kesimlerine mal aktarılamıyor. Bu durum bize gösteriyor ki; gübre limana halat atsa bile, tarlaya zamanında indirilemiyorsa çiftçi için bir anlam taşımıyor.

Avrupa’da Enerji Kıskacı ve Amonyak Üretim Kesintileri

Batı Avrupa sanayisi, kış kapıya dayanırken yeniden doğal gaz kıskacına girdi. Soğuk hava dalgası beklentisi ve gaz depolarındaki doluluk oranının geçmiş yılların gerisinde (%73 seviyesinde) kalması, vadeli doğal gaz işlemlerini yeniden 78–80 Euro/MWh (yaklaşık 26,80 $/MMBtu) seviyelerine fırlattı.

Bugünkü gaz faturalarıyla Avrupa’da amonyak üretmek tam anlamıyla ateşten gömlek giymek gibi. Genel piyasa verilerine göre önümüze gelen tablo bunu açıkça gösteriyor:

•Karbon bedeli ve sabit işletme masrafları eklendiğinde, Kuzeybatı Avrupa’da bir ton amonyağın fabrika üretim maliyeti yaklaşık 930 $ düzeyine ulaşıyor.
•Karbon giderleri hesaba katılmasa dahi, son derece verimli çalışan modern bir tesisin kapı çıkış maliyeti ton başına yaklaşık 980 $ seviyesini buluyor.

Buna karşılık deniz aşırı ülkelerden bölge limanlarına getirilen amonyağın teslim fiyatı 615–620 $ CFR bandında seyrediyor. Arada ton başına 310 doları aşan devasa bir uçurum olunca, Avrupalı üretici fabrikayı çalıştırmak yerine şalteri indirip dışarıdan hazır ürün almaya yöneliyor:

•Kimya devi BASF, Belçika’nın Anvers limanındaki 687 bin tonluk dev amonyak tesisini yüksek gaz maliyetleri yüzünden en az Aralık ayı ortasına kadar kapattı.
•Kıtadaki amonyak üretim kapasitesinin en az dörtte biri (%25) bakım ve enerji pahalılığı nedeniyle tamamen devre dışı kalmış durumda.
•İtalya’da Ferrara, İspanya’da Fertiberia tesisleri üretim çarklarını durdurdu.

Avrupa Birliği‘nin vergisiz üre ithalatı için açtığı 890 bin tonluk kota penceresi de 6 Ekim itibarıyla neredeyse yarı yarıya (%48) doldu. Mayıs sonundan bu yana tarifeye tabi ülkelerden yaklaşık 427 bin ton mal gümrükten geçti. Bu kota tamamen bittiğinde; Nijerya, Libya, Azerbaycan ve Türkmenistan gibi tedarikçilerden gelecek ürünlerin önüne %6,5 oranında gümrük vergisi duvarı örülecek.

Şu anda Fransa’nın Atlantik limanlarında granül üre depo çıkışı 545–555 Euro FCA aralığında işlem görüyor. Kuzey Fransa’daki çiftçiler ve tüccarlar mevsimlik ihtiyaçlarının yaklaşık %60’ını bağlamışken, güneyde bu oran %50 seviyesinde kalmış durumda. İspanya’da ise kuraklık yüzünden alımlar iyice yavaşladı; üreticiler DAP ve kompoze gübreleri toprağa atmak için yağmur bekliyor, üre talebinin asıl olarak Aralık ayından itibaren canlanması öngörülüyor.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Temsilciliği, Avrupa’nın uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) Amerikan sanayisine etkilerini araştırmak için resmi bir istişare süreci başlattı. Yapılan araştırmalar, kapsam genişlese bile genel ticaret üzerindeki etkinin sınırlı kalabileceğini ancak gübre ile demir-çelik sektörlerinin ağır bir darbe alacağını gösteriyor. Nitekim amonyak için hesaplanan karbon yükü ton başına şimdiden 161 Euro seviyesini bulmuş durumda.

Maalesef Akdeniz havzasındaki bu daralma doğrudan bizim kapımıza da dayandı; Türkiye teslimli amonyak fiyatları ton başına 525 ila 545 $ seviyesine kadar çıktı. Yani Hindistan ihalesinde üre fiyatı kağıt üzerinde düştü diye kimse rehavete kapılmasın; azotlu gübrenin ana hammaddesi olan amonyak tarafında en ufak bir ucuzlama yok, maliyet ateşi olduğu gibi duruyor.

İşin sevindirici tarafı ise tarladaki ürün fiyatlarının bu hafta yüz güldürmesi oldu. Karadeniz’deki gemi geçiş sorunları, kuraklık endişeleri ve dünyada mısır ile soya hasadının beklenenden az çıkması, ürün fiyatlarını ayakta tutmaya devam ediyor. Çiftçimizin ürettiği buğdayın, mısırın, ayçiçeğinin para etmesi çok kıymetli. Çünkü ürün değerini korudukça çiftçimizin cebi biraz olsun nefes alıyor, gübre alma gücü ayakta kalıyor ve tarlada çarkların dönmesi kısmen de olsa sağlanıyor.

Fosfat, Kükürt ve Asit Cephesi: Fabrikaların Dayanma Eşiği

Kök gelişiminin ve taban gübrelemesinin omurgası olan fosfat grubunda (DAP ve MAP), küresel fabrikalarda çarklar oldukça yavaş dönüyor. Piyasada alım satım durgun olsa da, temel hammadde giderleri yüksek kaldığı için fiyatlar aşağı inmemekte direniyor:

•Hindistan: Ülkenin büyük kamu alım kuruluşu 50 bin tonluk DAP ihtiyacı için ihaleye çıktığında, üreticilerden tek bir fiyat teklifi dahi alamadı ve süreci durdurmak zorunda kaldı. Hemen ardından açılan yeni alım sürecinde ise ithalatçılar ton başına 891 ila 903 $ liman teslimi (CFR) seviyelerinde beklemeyi sürdürüyor.

•Çin: Kendi topraklarındaki kışlık ekim güvenliğini ön planda tutarak, DAP ve MAP ihracatına getirdiği kısıtlamaları yıl sonuna kadar esnetmeden uyguluyor; dış pazara ürün çıkışına izin vermiyor.
•Fas: Dünyanın önde gelen kaya fosfatı ve gübre üreticisi, işletme ve girdi maliyetlerini dengelemek adına üretim hacmini sıkı bir kontrolde tutuyor; elindeki kapasiteyi doğrudan sözleşmeli olduğu Bangladeş ve Avrupa sevkiyatlarına yönlendiriyor.

İşin kükürt boyutunda ise, yüksek maliyetlere karşı alıcıların alımları kısması sonucu fiyatlarda sınırlı bir gevşeme görüldü. Orta Doğu’daki büyük rafineriler, Ekim ayı resmi satış fiyatlarında ton başına 45 ila 70 $ düzeyinde indirime giderek rakamları 820–890 $ bandına çekti. Spot piyasada teslim fiyatları 900–950 $ CFR seviyelerine gerilese de, bu değerler geçmiş dönem ortalamalarına göre tesislerin maliyetlerini zorlamaya devam ediyor.

Ancak kükürttün bir miktar gerilemesi, çiftçimizin tarlada kullandığı DAP ve MAP etiketlerine hemen yansımaz. Fabrikaların depolarında daha önce yüksek fiyatlarla temin edilmiş hammadde stokları bulunuyor; işleme tesislerinin kar marjları ise ciddi biçimde daralmış durumda. Nitekim Avrupa’da kükürt tüketen sanayi tesislerinde yaşanan mali sıkıntılar ve küresel sülfürik asit tedarik zincirindeki aksamalar, hammadde baskısının üretime doğrudan yansıdığını açıkça ortaya koyuyor.

Bizim Tarlamıza Yansıması: Türkiye Pazarındaki Durum

Dünya denizlerinde ve ticaret merkezlerinde yaşanan bu çekişmeler, ülkemizdeki gübre piyasasını ve çiftçimizin maliyetlerini doğrudan etkiliyor:

•Trinidad ve Amerika Etkisi: Trinidad’daki büyük üreticinin doğal gaz tedarikindeki kısıtlamalar sebebiyle tesislerini süresiz kapatması, Amerika pazarının dengelerini sarstı. Normalde buradan Amerika’ya her ay 25 bin tona yakın üre gidiyordu. Diğer taraftan Amerika, yaz aylarındaki düşük iç fiyatları fırsata çevirip Ağustos ayında ihracatını 210 bin tona çıkararak son yılların rekorunu kırdı. Batı yarımkürede yaşanan bu ürün hareketliliği küresel arzı daraltıyor ve dolaylı yoldan Akdeniz havzası ile Türkiye’ye gelebilecek ürün hacmini sınırlıyor.

•Rusya’dan Gelen Üre Alımları: Son haftalarda ülkemize yönelik Rus menşeli pril üre bağlantıları yaklaşık 120 bin tonu buldu. İthalatçıların yeni alımlarda ton başına 350 $ FOB seviyesinin altını hedeflediği ve 40 bin tonluk bir partinin de bu fiyatlardan bağlandığı görülüyor. Bu durum Türkiye’nin bölgesinde güçlü bir alıcı olduğunu gösteriyor. Ancak unutmamak gerekir ki; limanda dövizle uygun fiyata bağlanan bir ürün, yüksek navlun, finansman maliyeti ve yurt içi kamyon nakliyesi eklendiğinde bayi rafına aynı oranda indirim olarak yansımayabilir.

•Çin Üresinde Vade Farkı: Türkiye pazarına Ekim sonu ve Kasım yüklemeleri için Çin menşeli granül ürede ton başına 450 $ CFR altı seviyeler konuşuluyor. Bu tekliflerin bir kısmında vadeli ödeme kolaylığı da sağlanıyor. Burada üreticimizin ve bayimizin çok uyanık olması şart: Vadeli alınan malda kur riski ve finansman faizi fiyata eklenir. Kağıt üzerinde döviz bazında cazip görünen bir alım, ödeme günü geldiğinde döviz kurundaki hareketlilik yüzünden çiftçimize çok daha ağır bir maliyet çıkarabilir.

•İç Piyasa ve Fabrikalarımız: Yurt içinde DAP gübresi taşıyıcıya teslim (FCA) 45.500–47.600 ₺/ton seviyelerinde işlem görüyor. Gemlik’teki üre üretim tesisimizin yeniden devreye girmesi beklentisi ithalata olan bağımlılığı bir nebze azaltacak olumlu bir gelişme olsa da; döviz kurları, liman masrafları ve enerji giderleri gübrede taban fiyatları yukarıda tutmaya devam ediyor.

Bütçe ve Tarlaya Yansıma: “Tabeladaki İndirim Tarlaya Vaktinde İnmeyebilir”

Değerli çiftçi dostlarım;

Piyasa bültenlerinde ve haber başlıklarında “Hindistan ihalesi düştü, üre ucuzluyor” sözlerini sıkça duyabilirsiniz. İhalenin yarattığı bu gevşeme havası özellikle küçük taneli pril üre tarafındadır; bizim tarlada kullandığımız iri ve sert granül ürede durum hiç de öyle değil. Orta Doğu ve Kuzey Afrika üreticileri yüksek maliyetler ve lojistik riskler yüzünden iri ve sert granül üre fiyatında maalesef kolay kolay taviz vermiyor.

Sevgili Dostlar;

Şimdi de tarladaki hesabımızı şaşırmamak için şu birkaç gerçeğin altını net olarak çizelim:

1.Dünyada Gübre Fiyatı Düşerken Çiftçinin Alım Gücü Gerçekten Artıyor mu?
Uluslararası bültenlerdeki Dolar bazlı gübre grafikleri tek başına bir şey ifade etmez; bizim için asıl önemli olan, tarladan kaldırdığımız buğdayın, mısırın, pamuğun kaç liraya satıldığıdır.
Diyelim ki bir ton gübre kağıt üzerinde %10 ucuzladı. Ama tam o sırada sizin ambardaki buğdayınızın ya da mısırınızın fiyatı da %15 gerilediyse, gübre sizin için ucuzlamış sayılmaz; tam tersine alım gücünüz erimiş, cebinizdeki para küçülmüş demektir.

Bizim tarladaki gerçek hesabımız çok basittir:

“Ben bir ton DAP veya üre gübresi alabilmek için ambardan kaç ton buğday, kaç ton mısır çıkarmak zorundayım?”
İşte tarladaki gerçek pazar hesabı etiket fiyatına bakarak değil, sattığımız ürünle aldığımız gübreyi teraziye koyarak yapılır.

2.Pril ile Granül Arasındaki Farkı Gözden Kaçırmayın
Hindistan’ın ucuz fiyata kapattığı ürün Çin’in küçük taneli pril üresidir. Evet, laboratuvara götürseniz ikisi de %46 azot verir; kağıt üstünde fark yok gibidir. Ancak bizim gübre saçma makinesiyle tarlaya homojen dağıttığımız, rüzgarda toz gibi savrulup gitmeyen sert granül ürenin piyasasında fiyatlar öyle kolay kolay aşağı inmiyor. Bugün iki ürün arasındaki fiyat makasının ton başına 90–100 $ bandına kadar açılmış olması kesinlikle bir tesadüf değildir.

3.Boğazlar Tıkalıysa Ucuz Gübre Kapıya Ulaşmaz
Hürmüz Boğazı’nda suların durulmadığı ve belirli bir süre de durulmayacağı artık ortada; bu sebeple, gemi geçişlerindeki güvenlik riski hala geçerliliğini koruyor. Karadeniz tarafında ise yüksek sigorta bedelleri ve gemilere yönelik saldırılar deniz trafiğini çok olumsuz etkiliyor. Basra Körfezi’ndeki bir fabrikanın kapısında teorik olarak ne kadar ucuz fiyat yazarsa yazsın; o gübre gemiye yüklenip limandan sağ salim çıkamadıktan, hatta limana giremedikten sonra bu ucuzluğun bizim tarlamıza zerre kadar faydası olmaz.

4.“Biraz Daha Düşsün” Beklentisi Tarlayı Gübresiz Bırakır
Sürekli üzerine basa basa her seferinde ifade ettiğim gibi; “Fiyatlar az daha gevşesin, hele kasımı bir görelim” diyerek beklemek, tam tohumun toprağa düşeceği gün bayide mal bulamama ya da sıkışan piyasada çok daha yüksek fiyatla karşılaşma tehlikesini beraberinde getirir.

Aklımızdan hiç çıkarmayalım: En karlı gübre açık denizde rehin kalan değil; tohum toprakla buluştuğu gün deponuzda hazır olan gübredir.

Toprağımızın Geleceği İçin Atılacak Dört Temel Adım

Dünya denizlerinde fırtınalar koparken, kendi bitkisel üretimimizi ve topraklarımızın verimini sağlama almak istiyorsak şu dört adımı kararlılıkla sahaya indirmeliyiz:

1.Bütün Yükü Tek Bir Deniz Yoluna Yığmayalım: Sadece boğazlara ya da tek bir deniz hattına bel bağlayıp kalamayız. Hürmüz tıkandığında veya Karadeniz’de riskler arttığında, demiryolu ve karayolu bağlantılarını diri tutmak zorundayız. Limanlarımızın indirme ve boşaltma hızını her türlü gemi tonajına göre esnetip güçlendirmeliyiz ki, yük gemisi rıhtıma yanaştığında bir günde tarlaya doğru yola çıkabilsin.

2.Fabrikalarımızın Can Damarı Olan Hammaddeyi Güvenceye Alalım: Masadaki ikili görüşmelerde yalnızca hazır torbalanmış üre ya da DAP peşinde koşmak yetmez. Kendi yerli tesislerimizin çarklarını döndürebilmek için fabrikalarımızın asıl muhtaç olduğu amonyak, kükürt ve fosforik asit gibi temel hammaddelerin tedarik yollarını da kesintisiz açık tutmalıyız. Sanayimizin hammaddesi eksik kalırsa, dışarıdan pahalı mal almaya mahkûm oluruz.

3.Gübreyi Kağıt Üstünde Değil, Tarlanın Takviminde Takip Edelim: Türkiye genelindeki toplam gübre stoğunun kağıt üzerinde bol görünmesi tek başına karnımızı doyurmuyor. Asıl önemli olan, o gübrenin hangi ilimizde, hangi ilçemizde ve ekimin hangi gününde hazır olduğudur. Trakya’daki buğday üreticisinin taban gübresi zamanı ile Çukurova’nın mısır ekimi ya da Akdeniz’in örtüaltı üretimi asla aynı güne denk gelmez. Hangi ovada ne ekiliyorsa, gübre stoğunu ilçe ilçe, takvim takvim haritalandırmalıyız; bir depoda mal beklerken diğer ovada çiftçimiz çaresiz kalmamalıdır.

4.Sınırda Karbon Gerçeğini Ertelemeyelim, Doğrudan Hazırlanalım: Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması artık yarının konusu değil, bugünün gerçeği olarak yürürlüğe girdi. Fabrikalarımızın üretim sırasında ortaya çıkan gerçek salım değerlerini uluslararası geçerlilikle belgelemesi şart. Eğer bu şeffaf belgeleri sunamazsak, sistem en yüksek ve cezalandırıcı değerleri uyguluyor; ürünlerimiz kapıda ton başına 160–180 avroyu bulan ağır karbon yükleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu gerçeği erkenden görüp temiz üretim adımlarını hızlandırmalıyız.

Toprağın Uç Beylerine: Bayilerimiz İçin Yol Haritası

Fabrikayla çiftçi arasındaki en sağlam köprü olan değerli bayilerimiz;

•Bölünmüş Stok Düzeni: Ekim telaşının olduğu bu dönemde bütün sermayenizi tek bir fiyat hareketine bağlamayın. Yörenizin en temel ihtiyacının üçte birini erkenden deponuza çekmek işi sağlama almaktır. Kalan kısım zaten piyasa akışına göre peyderpey tamamlanır.

•Fiyatın Yanına Teslim Gününü de Yazın: Bu çalkantılı dönemde üreticiye sadece çuval fiyatı vermek yetmiyor; o gübreyi tam olarak hangi gün teslim edebileceğinizi de açıkça söylemek zorundasınız. Elinizde fiziksel olarak duran malla açık denizde yüzen malı birbirinden kesinlikle ayrı tutun. Hindistan ihalesinden sonra Çin’in pril üresi piyasaya daha çok çıkabilir; ancak granül tarafta Orta Doğu ve Akdeniz kısıtları sürüyor. Henüz limana yanaşmamış bir gemiye güvenip çiftçimize teslim sözü vermek telafisi güç mağduriyetler doğurur.

•Vadeli Satışlarda Kur Hesabını İyi Yapın: Vadeli bağlantılarda finansman yükünü ve döviz riskini çok ince hesaplayın; kağıt üzerinde dövizle uygun görünen mal, vadesi geldiğinde kur farkı yüzünden hem sizi hem de çiftçimizi zor durumda bırakmasın.

•Depolardaki Fireye Geçit Vermeyin: Elbette sizler işin ehli olarak bu detayları çok daha iyi bilirsiniz; lakin bizimki dostane bir hatırlatma olsun. Gübrenin bu denli kıymete bindiği, her çuvalın binbir emek ve masrafla kapıya geldiği böylesi bir sezonda; nem alma, su çekme ya da taşlaşma gibi risklere karşı depolama tedbirlerinizi en üst seviyede tutun. Binbir zahmetle getirilen milli servetimiz ambarda ziyan olmasın.

Alın Teri Döken Çiftçimize Can Kulağıyla Birkaç Söz

Toprağın kokusunu içine çeken, her karışından sofralarımıza bereket taşıyan kıymetli çiftçi kardeşlerim;

Gübre çuvalına uzanan elinizin nasıl titrediğini, artan maliyetlerin belinizi nasıl büktüğünü çok net görüyorum. Fakat bu puslu havada alın terinizi heba etmemenin tek yolu telaşa kapılmak değil; tarlaya aklın, bilimin ve hesabın ışığında girmektir:

1.Toprak Tahlili Yaptırmadan Gübre Almayın: Önce toprağınızın sesine kulak verin; analiz yaptırmadan ezbere gübre saçmayın. Toprak ne istiyorsa yalnızca onu verin. İhtiyaç yokken tarlaya fazladan atılan her bir çuval gübre, doğrudan toprağa gömülen milli servettir, sizin alın terinizdir.

2.Birim Besin Maddesi Başına Maliyete Bakın: Gübre seçerken sadece çuval etiketindeki fiyata takılıp kalmayın. %46 azot içeren üre ile %21 azot içeren amonyum sülfatın sağladığı besin aynı değildir. Üstelik amonyum sülfat toprağa kükürt de kazandırır; eğer analizinizde kükürt eksikliği varsa bu sizin için büyük bir kazançtır.

3.Alternatif Taban Gübrelerini Teraziye Koyun: DAP fiyatları yüksek seyrederken, tahlil sonucunuza göre 20-20-0 veya süperfosfat gibi seçenekleri mutlaka değerlendirin. Ancak toprağınızda potasyum zaten yeterliyse, gidip 15-15-15 alarak fazladan potasyum parası ödemenin hiçbir mantığı yoktur.

4.Yağışı Beklemekle Gübreyi Beklemek Aynı Şey Değildir: Kuru tarım yapılan yerlerde sonbahar yağışının gecikmesi ekim gününü öteleyebilir. Fakat bu durum, gübre tedarikini ekim sabahına bırakmanızı gerektirmez. Gübreyi ambarınıza koymak ekonomik bir karardır; tarlaya saçmak ise hava ve toprak nemi kararıdır. İmkanınız elverdikçe ihtiyacınızı parça parça temin edip deponuzda hazır tutun ki tohum toprakla buluştuğunda kafanız rahat olsun.

Toprağa düşürdüğünüz her bir tohum, döktüğünüz her damla alın teri bu memleketin aşı, ekmeği ve geleceğidir.

Bereketiniz bol, kazancınız daim olsun.

Sağlıkla, sevgiyle ve bereketle kalın…

“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Levent ÖZDEMİR
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı

toprak haber

Exit mobile version