-
[ANKARA / BRÜKSEL]
Türkiye’nin en büyük tarımsal ticaret ve gıda ihracatı pazarı olan Avrupa Birliği (AB), 2027 yılı itibarıyla yürürlüğe girecek yeni ve kapsamlı bir teknik düzenlemeler paketini devreye alıyor. Yeşil Mutabakat, Çiftlikten Çatala Stratejisi ve sürdürülebilir gıda tedarik zinciri regülasyonları çerçevesinde şekillenen bu yeni kurallar bütünü; Türkiye’nin geleneksel ve katma değerli tarım ürünleri ihracatını doğrudan etkileyecek. Düzenlemeler; aflatoksin ve pestisit kalıntı limitlerinin düşürülmesinden ambalaj geri dönüşüm kriterlerine, karbon ayak izi beyanından dijital izlenebilirlik pasaportlarına kadar çok geniş bir teknik denetim mekanizmasını kapsıyor.
“Fındıktan Zeytinyağına, Su Ürünlerinden Yaş Sebzeye: Kritik Ürün Grupları Mercek Altında”
2027 yılında resmen uygulanmaya başlanacak yeni teknik mevzuat, Türkiye’nin döviz lokomotifi olan neredeyse tüm stratejik tarım kalemlerini ilgilendiriyor. Düzenleme kapsamında yer alan başlıca ürünler;
Sert Kabuklu ve Yağlı Tohumlar: Fındık ve fındık mamulleri, Antep fıstığı, susam.
Meyve, Sebze ve Mamulleri: Turunçgiller, yaş sebzeler, kuru meyveler, konserve meyve-sebze, salça ve turşular.
Stratejik Sıvı ve Katı Yağlar: Zeytin, zeytinyağı, ayçiçek yağı ve diğer bitkisel yağlar.
Tahıl, Bakliyat ve Şekerli Mamuller: Tahıl ve unlu mamuller, bakliyat çeşitleri, kakaolu ve şekerli ürünler.
Özel Ürünler ve Hayvansal Gruplar: Doğal bal, baharatlar, kurutulmuş otlar, su ürünleri ve hayvansal mamuller.
“İhracat Kapılarında Sıkı Denetim: Uyum Sağlamayan Ürün Geri Dönecek”
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan teknik takvim uyarınca; 2027’den itibaren AB sınır kapılarında yapılacak fiziki ve laboratuvar kontrollerinin sıklığı artırılacak. Ürünlerin tarladaki tohum aşamasından fabrikadaki ambalajlama ve nakliye evresine kadar olan tüm süreçleri “Dijital Ürün Pasaportu” üzerinden sorgulanabilecek. Kalıntı sınırlarını aşan, izlenebilirlik sertifikası bulunmayan veya AB çevre normlarına uymayan partilerin gümrüklerden geçişine izin verilmeyecek.
Toprak TV Olarak;
Avrupa Birliği’nin 2027 teknik düzenlemelerini yalnızca bir kısıtlama veya ihracat engeli olarak değil; Türk tarımının yapısal dönüşümünü hızlandıracak, kalitesini tescilleyecek ve dünya pazarındaki marka gücünü perçinleyecek bir milat olarak değerlendiriyoruz. Fındıktan incire, narenciyeden zeytinyağına kadar dünya lideri olduğumuz ürünlerde pasif bekleyiş yerine proaktif bir uyum seferberliği başlatmamız milli bir zorunluluktur.
Karar vericilere çağrımızdır: Ticaret Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK ve İhracatçı Birlikleri koordinasyonunda; ivedilikle “AB 2027 Tarım Uyum Eylem Planı” oluşturulmalı ve sektörel komisyonlar kurulmalıdır. Çiftçimizin kullandığı pestisitlerin AB standartlarına uyumu için entegre biyolojik mücadeleye sağlanan destekler üç katına çıkarılmalı; ihracatçı birlikleri bünyesinde uluslararası akredite hızlı kalıntı analiz laboratuvarları tesis edilmelidir. İhracatçı KOBİ’lerimize yeşil ambalaj, dijital izlenebilirlik yazılımları ve karbon ayak izi ölçüm belgelendirmeleri için yüzde 75 oranında doğrudan kamu hibesi tanımlanmalıdır.
Tüketicilerimize ve yetiştiricilerimize tavsiyemiz ve çağrımız ise; üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın E-Reçetesiz ilaç kullanmama, hasat bekleme sürelerine tavizsiz uyma ve küresel iyi tarım uygulamaları (GlobalGAP) sertifikasyonlarını gecikmeden tamamlama disiplinine girmeleridir. Tüketicilerimizin ise sofralarında tükettikleri her tarımsal üründe izlenebilirliğe, sertifikaya ve denetimli yerli üretime sahip çıkarak milli gıda güvenliğimize katkı sunmalarıdır.

