Sorting by

×

Kontrollü Zıtlıklar: Tarım Sahnesinde Oynanan Büyük Oyun…

    Sevgili Dostlar,
    Her yazarın eline kalemi aldığında takip ettiği bir pusula olduğuna inanırım. Benim pusulamın üzerinde ne siyasi partilerin amblemleri ne de kişisel hırsların karmaşık haritaları var. O pusulanın iğnesi sadece iki sadık yöne döner: Bildiğim tek konu olan mesleğim, #tarım; ve çocukluktan gelen sevdam, Fenerbahçe’m.

Bu pusulayla yola çıktığımda, amacım kimseyi kırmak veya yermek değil; sadece bu iki alanda gördüğüm doğruların hakkını teslim etmek, yanlışların karşısına ise, eğer varsa bir çözüm önerisiyle çıkmaktır. Bu yolda mevcut yönetimlerin politikalarını da, yapıcı muhalefetin arayışlarını da, onlardan bağımsız görünen figürlerin sesini de dikkatle takip ediyorum.
Ancak bazen, bu sisli manzarada pusulanın iğnesi garip bir şekilde titremeye başlar. Birbirine en zıt iki kutbun, aslında aynı manyetik alanı beslediğini fark edersiniz. Sahnedeki en gürültülü kavganın, perdenin arkasında sessizce bir başka amaca hizmet ettiğini sezinlersiniz. İşte o an, bir yazar için sessiz kalmak en büyük vebaldir. Ne der büyük düşünür Dante? “Cehennemin en karanlık yerleri, ahlaki bir kriz anında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.” Bildiğini söylememek de bir nevi tarafsız kalmaktır.

İşte bugün, hem küresel ölçekte hem de kendi ülkemizde gördüğüm bu “kontrollü zıtlık” oyununu, o titreyen pusulanın gösterdiği yönde, hep birlikte deşifre etmek istiyorum. Gelin, sahnedeki bu gürültülü kavganın ardındaki gerçeği arayalım.

Geçen günlerde, tarımdaki boşluğu yakalamış, her iki kutupta da pastanın kremasını yemek isteyen ya da kendine böyle bir yol seçmiş figürlerin olduğundan bahsetmiş ve “Dersinize iyi çalışın,” demiştim. Evet, bu figürler hep olmuştur ve olacaktır da. Ben de gördükçe, duydukça bu figürleri hatırlatacağım. İşte bu düşüncelerle, hem dünyada yaşanan hem de ülkemizde gördüğüm bu duruma açıklık getirmek istedim.

Değerli Dostlar;

Arenada birbirine en amansız düşman gibi görünen iki gücün, aslında aynı amaca hizmet ettiği hissine kapıldığınız oldu mu? Sahnedeki o gürültülü kavganın, perdenin arkasında sessizce bir başka planı gizlediğini düşündünüz mü?

Gelin bugün, bu sorunun izini hem küresel hem de ulusal tarım sahnesinde sürelim.

Küresel ölçekte bir yanda, “bilim ve verimlilik” adına GDO’lu tohumları ve kimyasal ilaçları savunan, dünyanın en büyük tohum ve tarım kimyasalları devi durur. Diğer yanda ise, “doğa ve ekoloji” adına bu devi en sert eylemlerle protesto eden, dünyanın en bilinen çevre örgütü. Görünürde, bundan daha net bir zıtlık olamaz.

Peki, bu bitmeyen savaşın sonucu ne oluyor? Bu kavga, tarım hakkındaki tüm tartışmayı iki aşırı uca sıkıştırıyor: Ya tamamen endüstriyel ve teknoloji bağımlısı bir model ya da teknolojiye tümden kapalı, romantik bir doğallık. Bu sahte ikilem, aradaki yüzlerce farklı, ılımlı, akılcı ve sürdürülebilir çözüm önerisinin duyulmasını engelliyor. Hukuk savaşları ve lobi faaliyetleri o kadar büyüyor ki, küçük ve orta ölçekli, yerli firmaların bu arenada nefes alması imkansızlaşıyor. Sonunda sahnede sadece o dev ve onun en gürültülü rakibi kalıyor. Niyetleri ne olursa olsun, sonuç değişmiyor: Piyasa, bu iki büyük oyuncunun lehine konsolide oluyor.

İşte o pusulamın iğnesinin son zamanlarda ısrarla işaret ettiği, sürekli boyut değiştiren bir figür de tam bu noktada devreye giriyor. Bırakalım o da bilsin ki, bu ülkenin tarımını dert edinen birilerinin gözü, daima sahnedekilerin üzerindedir. Bu küresel oyunun bir benzerini, maalesef kendi ülkemizin tarım sahnesinde de izliyor olabilir miyiz?
Son yıllarda, özellikle tarımın hayvancılık kolunda, mevcut hükümetin politikalarına karşı çok sert çıkışlar yapan, medyanın da sürekli parlattığı bir figür dikkat çekiyor. Bu sert çıkışlar, sektördeki birikmiş öfke için bir “emniyet sübabı” görevi görüyor olabilir mi? Çiftçiler, “Bizim yerimize konuşan biri var” diyerek rahatlarken, asıl yapısal sorunlar gözden kaçırılıyor mu?

Dikkatle bakıldığında, bu eleştirilerin genellikle küçük çiftçinin yapısal sorunlarından (kooperatifleşememe, toprak mülkiyeti, su sorunu) çok, büyük, endüstriyel işletmelerin günlük kar-zarar hesabını etkileyen konulara (ithalat politikaları, yem fiyatları vb.) odaklandığını görürüz. Böylece, tartışma “daha adil ve sürdürülebilir bir sistem nasıl kurulur?” sorusundan uzaklaşır; “mevcut sistem içinde büyükler nasıl daha çok kazanır?” noktasına sıkışır. Bu durumun, geçmişte önemli vazifelerde bulunmuş ve büyük ölçekli tarımı savunan ekollerin ekmeğine yağ sürmesi de cabasıdır.

Benim derdim, sahnedeki bu gürültülü kavgada, perdenin arkasında kimin kiminle iş tuttuğunu sorgulamaktır. Ve en önemlisi, bu oyunda sesi kısılan o asıl kahramanın, yani Anadolu’daki küçük çiftçinin sesini nasıl duyuracağımızı bulmaktır. Çünkü asıl konuşması gereken onlardır.

“Toprak Senin Özün Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”

Sağlıcakla kalın.

Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyonu
Yönetim Kurulu Başkanı

Toprak haber

Bir yanıt yazın